PISA’nın gösterdiği gerçek
Eğitim tartışmalarımız çoğu zaman iki uç arasında gidip geliyor. Bir kesim sistemdeki sorunları öne çıkararak elde edilen başarıları görmezden geliyor, diğer kesim ise olumlu sonuçlardan hareketle bütün problemlerin geride kaldığını düşünüyor.
Oysa eğitim gibi sonuçları yıllar içinde ortaya çıkan bir alanda daha serinkanlı bakmak gerekiyor. PISA 2025 sonuçları da tam olarak bunu gerektiriyor.
Türkiye’nin öğrenci performansında yükselişini sürdürmesi, üstelik dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde gerilemenin yaşandığı bir dönemde bunu başarması dikkat çekici. Buradaki asıl mesele yalnızca sıralamadaki yerimiz değil. Türkiye’nin eğitim sisteminin yıllar içinde oluşturduğu kapasitenin sonuç üretmeye başlaması.
Çünkü eğitimde başarı bir gecede ortaya çıkmaz.
Bugün 15 yaşındaki bir öğrencinin performansı, yalnızca son birkaç yılın değil; okul öncesinden itibaren öğretmen niteliğinin, okul altyapısının, aile desteğinin ve öğrenme ortamının birikimli sonucudur.
Türkiye’nin son 20 yılı aşkın dönemde derslik, öğretmen ve eğitim altyapısına yaptığı yatırımların bu tablo değerlendirilirken dikkate alınması gerekiyor.
Fakat PISA’nın bize verdiği daha önemli bir mesaj var.
Artık dünyada yalnızca bilgiyi bilen değil, bilgiyi kullanabilen öğrenci öne çıkıyor. Bir problemi analiz etmek, farklı bilgileri ilişkilendirmek, muhakeme yapmak ve çözüm üretebilmek geleceğin temel becerileri arasında.
Türkiye’nin eğitim politikalarında beceri temelli yaklaşıma yönelmesi bu nedenle kritik.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin problem çözme, eleştirel düşünme, sorgulama ve veriye dayalı karar verme gibi becerileri öne çıkarması, eğitim sisteminin ihtiyaç duyduğu dönüşüm açısından önemli. Ancak bir modelin başarısı kâğıt üzerinde değil, sınıfta ölçülür.
Öğretmenin bunu nasıl uyguladığı, ölçme-değerlendirme sisteminin ne kadar değiştiği ve öğrencinin gerçekten bilgiyi kullanmayı öğrenip öğrenmediği önümüzdeki dönemin asıl sınavı olacak.
Üstelik Türkiye pandemi ve 6 Şubat depremleri gibi iki büyük sarsıntının ardından eğitim sistemini ayakta tutmaya çalıştı. Bu nedenle ortaya çıkan sonuç, sistemin dayanıklılığı açısından da ayrıca değerlendirilmeli.
Şimdi önümüzde daha önemli bir hedef var.
PISA’da yükselmek elbette değerli. Fakat asıl başarı, bu performansı bilimsel üretime, teknolojiye, girişimciliğe ve nitelikli istihdama dönüştürebilmek.
Türkiye’nin başarılı öğrencilerini yalnızca sınav sonuçlarında değil, üniversitelerde, laboratuvarlarda, teknoloji şirketlerinde ve dünyanın bilim merkezlerinde görmek istiyorsak eğitim yatırımlarının devam etmesi gerekiyor.
PISA 2025 Türkiye için bir final değil, güçlü bir başlangıç mesajı veriyor.
Başarıyı küçümsemeyelim. Ama rehavete de kapılmayalım.
Çünkü geleceğin dünyasında ülkelerin en değerli kaynağı petrolü, doğalgazı ya da madenleri değil; iyi yetişmiş insanıdır.