Yalanla savaşıyoruz...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Tam 30 küsur yıldır bir mücadelenin tam ortasındayım.

90'lı yıllarda cuma namazı çıkışlarında İsrail paçavrası yakmakla başlayan istikamete yürüyüşümüz an geldi başörtüsüne destek mitinglerinde devam etti.

İsrail paçavrası da bezdi, başörtüsü de bez idi halbuki! 

Sır gaye de gizli, temsil ettiği zihniyette malum: Birini "yakmak" öbürünü "takmak" ibadet!

İstiklal mahkemesinde yargılanan İskilipli Atıf hocanın meşhur savunmasını hatırladım bir an;

Mahkeme reisinin, sarıkla fötr şapka arasındaki benzerliğe atıf yaparak "Şapkaya neden karşısın? Başındaki sarıkta bez, şapka da bez, ne farkı var?"

Sözüne karşı: Arkandaki Türk Bayrağı da bez, Fransız bayrağı da bez! Farkı yoksa neden arkanda Türk Bayrağı duruyor?

Bir cümleyle mahkeme reisini mat etmişti!

Mesele bezde değil, beze işlenen mana da gizli…

Kartal da uçar, karga da!

Ama ikisinin uçuşu başka, menzili başka...

Bir savaşın galipleri ve mağluplarıyız. Savaş vardır mağlup olsanda galipsin.

Ve savaş var; Galip olsan da mağlupsun!

Kişiyi Muzaffer kılan amacıdır.

Niyeti ve maksadı kutlu olanın zaferi de kutludur, yenilgiside...

Doğruluk asla değişmez ve doğru asla kaybetmez. Ne diyor şair; Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır!

Biz de, severiz edebiyatı ve dahi güzel olsun her şeyi lakin: Er meydanında nostaljiye ve romantizme ne yer ne de zaman var!

Savaşın orta göbeğindeysen anın gereği ne ise onu yapmak mecburdur.

Hiçbir savaş günümüzdekinden daha zor olmadı.

“Savaşların en güç olanı, yalana karşı olanıdır.”

Düşmanın en kahpesi "Yalan" dır!

Biz onurlu ve "şahit" kuşağız!

Bir devrin başka bir devre evrilmesine tanıklık ettik.

Siyah Beyaz hayatlarımızın, renkli televizyona geçişini yaşadık.

Ve sonra: Teknoloji denen vampirin dünyamızı yerle bir edişini izledik.

Timur'un filleri bile bu kadar acımasız değildi!

Tüm geçmişi ve geleceği yirmi santimlik kutuya, hapsettiler.

Herşeyin görüldüğü ama ysşanamadığı bir çağın acınası mahpusları olduk…

"Hayat, yaşanmak için vardı Halbuki; İzlemek için değil!"

Konu nereden nereye geldi, bu kalemi de serbest bırakmaya hiç gelmiyor…

Geçtiğimiz gün ilginç bir video gördüm. İbretamiz bir olayın kamera görüntüsü, sosyal medyada paylaşılmıştı.

Ben de altına üç beş afilli laf edip paylaştım.

Birkaç kişi beni uyardı "Ağabey bu gerçek değil, yapay zeka!.."

Yok dedim ya, bu gerçek işte bak, niye iftira ediyorsun?

Sonra öğrendimki gerçek değilmiş...

Gerçekle yalan hiç bu kadar yakınlaşmamıştı birbirine.

Tarihin her döneminde kapışırdı bu iki zıt kutup ama insaf sahipleri yalanı kokusunu tanırdı.

Bu çağın yalanlarıda bir acayip; Kokmuyor: 'kokusuz yalanlar.'

Bir çin bedduası ile bitirelim: "Bilmediğin çağ da yaşayasın emi!"