Bir güzel insan geçti bu dünyadan; Ali Haydar Haksal
Bazı insanlar vardır.
Öldüklerinde yalnızca bir insan eksilmez hayattan.
Bir ses eksilir.
Bir kalem susar.
Bir dostun sandalyesi boş kalır.
Fakat bıraktıkları iz, kendilerinden sonra yürümeye devam eder.
Ali Haydar Haksal böyle bir insandı.
Önceki gün 75 yaşında İstanbul'da hayata veda etti. Dün sevenleri, dostları, yol arkadaşları, okurları ve edebiyat dünyasının insanları onu son yolculuğuna uğurladı.
Bir ömür kelimenin peşinde geçti.
Bir ömür yazıyla, edebiyatla, düşünceyle ve insanla meşgul oldu.
Ama onu anlatırken yalnızca “yazar” demek eksik kalır.
Ali Haydar Haksal aynı zamanda bir edebiyat işçisiydi.
Sessiz, mütevazı, gösterişten uzak...
Dervişane bir tarafı vardı.
Kendisi öne çıkmaktan çok sözü öne çıkarırdı.
İlk öyküsü Milli Gazete'de yayımlandı
Haksal'ın yazı serüveninin başlangıcında Milli Gazete'nin özel bir yeri bulunuyor.
İlk öyküsü “Tıkırtı”, 1975 yılında Milli Gazete'de yayımlandı.
Bingöl'ün Yayladere ilçesine bağlı Hasköy'de 1951'de dünyaya gelen Haksal, Erzurum Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1979'da mezun oldu. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde “Kur'an-ı Kerim'de Güzel Kavramı” başlıklı yüksek lisans çalışmasını yaptı.
Lise yıllarında başlayan yazı hayatı, onu yıllar boyunca farklı gazete ve dergilere taşıdı.
Mavera...
Yönelişler...
Yeni Devir...
Milli Gazete...
Ve Yedi İklim...
Özellikle 1970'li ve 1980'li yıllarda Yeni Devir gazetesinde de yazdı. Böylece gazetecilik ile edebiyatın iç içe geçtiği o dönemin kültür ortamında kendi sesini oluşturdu.
Son yıllarında ise Milli Gazete'de köşe yazarlığını sürdürdü.
İlk öyküsünün yayımlandığı Milli Gazete'de yıllar sonra köşe yazarı olarak kalmaya devam etmesi, aslında onun yazı hayatındaki sürekliliğin güzel bir göstergesiydi.
Haksal'ın edebiyatı insanın içindeydi
Ali Haydar Haksal'ın eserlerine baktığınızda karşınıza büyük laflardan önce insan çıkar.
Yalnız insan...
Arayan insan...
Kendisine yabancılaşan insan...
Modern hayatın içinde sıkışan insan...
Geçmişiyle, geleneğiyle, inancıyla ve kendi benliğiyle hesaplaşan insan...
Onun öykülerinde olaydan çok insanın iç dünyası vardır.
Yalnızlık vardır.
Yabancılaşma vardır.
Çocukluk vardır.
Aşk vardır.
Kent vardır.
Yoksulluk vardır.
Fanilik vardır.
Kutsaldan kopuş vardır.
Öykülerinde modern anlatım tekniklerini geleneksel ve tasavvufi unsurlarla buluşturdu. Kendine ait, sessiz ama derin bir anlatı kurdu.
İlk öykü kitabı “Evdeki Yabancı” 1986'da yayımlandı.
Bir yıl sonra “Sesim Bana Yetmiyor” ile Türkiye Yazarlar Birliği Hikâye Ödülü'nü aldı.
Roman yazdı.
Şiir yazdı.
Denemeler kaleme aldı.
Biyografiler ve incelemeler yaptı.
Necip Fazıl'ı, Sezai Karakoç'u, Rasim Özdenören'i, Cahit Zarifoğlu'nu, Akif İnan'ı yazdı.
Yani yalnızca kendi edebiyatını kurmadı; kendi edebiyat dünyasının hafızasını da kayıt altına aldı.
Yedi İklim bir dergiden fazlası
Ali Haydar Haksal'ın adını Türk edebiyatından ayrı düşünmek mümkün değil.
Ama Yedi İklim'den ayrı düşünmek hiç mümkün değil.
Osman Bayraktar, Mustafa Çelik ve Alim Kahraman ile birlikte derginin kurucuları arasında yer aldı.
Mart 1987'de yayın hayatına başlayan Yedi İklim'in sahipliğini ve yazı işleri müdürlüğünü üstlendi.
Dergi 1989'da yayın hayatına ara verdi.
1992'de yeniden okurla buluştu.
Ve Haksal'ın yönetiminde yıllarca yayımlanmaya devam etti.
Bugün bir dergiyi birkaç yıl yaşatmak bile başlı başına bir mesele.
Yedi İklim ise yaklaşık kırk yıllık bir hikâyeden söz ediyor.
Bu, sadece yayıncılık başarısı değildir.
Bu, bir sebat hikâyesidir.
Haksal'ın asıl büyüklüğü burada ortaya çıkıyor.
Çünkü Yedi İklim sadece onun yazdığı bir dergi olmadı.
Genç şairlerin, öykücülerin, denemecilerin kendilerine yer bulduğu bir edebiyat mektebine dönüştü.
Nice kalem onun açtığı kapıdan geçti.
Nice genç, ilk yazısının heyecanını Yedi İklim'in sayfalarında yaşadı.
İşte bir edebiyatçının gerçek mirası biraz da budur.
Bir de kardeşlerine vefa borcumuz var
Bir insanın hayat hikâyesini anlatırken çoğu zaman onun yanında duranları unutuyoruz.
Oysa her uzun yolculuğun görünmeyen yol arkadaşları vardır.
Ali Haydar Haksal'ın hayatında kardeşleri Müstakim Haksal ve Ahmet Haksal'ın ayrı bir yeri oldu.
Her zaman yanında oldular.
Yükünü paylaştılar.
Zor zamanlarında destek oldular.
Belki isimleri kitapların kapağında yazmadı.
Belki edebiyat tarihinin sayfalarında onların yaptıkları bütün ayrıntılarıyla yer almayacak.
Fakat bir insanın uzun yıllar üretmeye devam edebilmesinde aile desteğinin ne kadar önemli olduğunu bilenler, onların hakkını teslim edecektir.
Bu nedenle Ali Haydar Haksal'a veda ederken Müstakim Haksal ve Ahmet Haksal'a da bir vefa ve teşekkür borcumuz var.
Bazı emekler görünmez.
Ama görünmez emekler, görünen başarıların arkasında durur.
Ardında kitaplardan fazlasını bıraktı
2017'de Bingöl Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanına layık görüldü.
Fakat onun için belki de en büyük unvan, yıllar boyunca yazmaya devam edebilmekti.
Çünkü Haksal'ın hayatında gösteriş yoktu.
Kalabalıkların peşinde koşmadı.
Kendisine bir edebiyat kariyeri inşa etmekten çok edebiyatın kendisine hizmet etti.
Milli Gazete'de yazdı.
Yeni Devir'de yazdı.
Dergiler çıkardı.
Kitaplar yayımladı.
Gençlerin yazmasına vesile oldu.
Ustalarını anlattı.
Kendi kuşağının hafızasını gelecek kuşaklara taşıdı.
Ve bütün bunları büyük bir gürültü koparmadan yaptı.
Belki de onu en iyi anlatan kelime “mütevazılık”tı.
Şimdi nöbet bizde
Ali Haydar Haksal artık aramızda değil.
Kalemi masasında değil.
Yeni bir yazı göndermeyecek.
Yeni bir Yedi İklim sayısının heyecanını yaşamayacak.
Fakat bıraktığı kelimeler bizimle.
Kitapları bizimle.
Yedi İklim'in hafızası bizimle.
Yetiştirdiği, cesaretlendirdiği, yol gösterdiği kalemler bizimle.
Ve onun yıllarca savunduğu edebiyat anlayışı bizimle.
Bu yüzden Haksal'ın ardından sadece yas tutmak yetmez.
Onu okumak gerekir.
Hatırlamak gerekir.
Genç kuşaklara anlatmak gerekir.
Çünkü bazı insanlar öldükten sonra daha iyi anlaşılır.
Bazı insanların kıymeti, yokluklarında daha fazla hissedilir.
Ali Haydar Haksal da şimdi bize büyük bir emanet bırakarak gitti.
Kelimeyi.
Edebiyatı.
Düşünceyi.
Yedi İklim'i.
Ve insanın iç dünyasına dokunan o sessiz sesi...
Allah rahmet eylesin.
Mekânı cennet, makamı âli olsun.
Müstakim Haksal ve Ahmet Haksal başta olmak üzere ailesine, dostlarına, sevenlerine ve bütün edebiyat camiasına sabır diliyorum.
Bir güzel insan geçti bu dünyadan.
Ardında güzel sözler, güzel insanlar ve uzun yıllar yaşayacak bir edebiyat mirası bırakarak…