Suç örgütleri artık adam değil, ağ topluyor

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Suç örgütleri de çağa ayak uyduruyor.

Bunu söylerken abartmıyorum.

Eskinin suç örgütünü düşünün. Tepede bir lider vardır. Altında ona bağlı isimler bulunur. Herkes birbirini tanır. Sadakat esastır. Örgüte giren kolay kolay çıkamaz.

Şimdi tablo değişiyor.

Örgüt var ama klasik anlamda "örgüt" yok.

Lider var ama herkes lideri tanımıyor.

Eylemi yapan kişi, örgütün tamamını bilmiyor.

Hatta çoğu zaman örgütün içinde bile sayılmıyor.

Sadece kendisine verilen işi yapıyor.

Sonra bağlantı kopuyor.

İşte yeni nesil suç örgütlerinin asıl gücü burada.

Suç dünyasında "platform" modeli

Dijitalleşme hayatımızdaki birçok alışkanlığı değiştirdi.

Eskiden bir şeye sahip olmak önemliydi.

Şimdi ihtiyaç duyduğun anda ulaşmak önemli.

Araba satın almak yerine kiralıyoruz.

Birçok hizmeti uygulama üzerinden çağırıyoruz.

Bir işi yapmak için sürekli personel bulundurmak yerine gerektiğinde hizmet alıyoruz.

Suç dünyasında da benzer bir dönüşüm yaşanıyor.

Suç örgütü artık her işi yapacak adamı kadrosunda tutmak zorunda değil.

İhtiyacı olduğunda buluyor.

Görevi veriyor.

Kullanıyor.

Sonra başka birine geçiyor.

Bu nedenle yeni nesil suç örgütlerinin en önemli avantajı insan kaynağının "ikame edilebilir" olması.

Bir kişi yakalandığında sistem çökmüyor.

Çünkü yerine başkası bulunabiliyor.

Asıl tehlike bu.

Telegram'daki tablo alarm veriyor

Nisan ayında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü bir soruşturma, meselenin geldiği noktayı göstermesi bakımından son derece önemli.

Telegram üzerinden çeşitli eylemlerin adeta bir hizmet gibi pazarlandığı hesaplar tespit edildi.

Yakalama kararı verilen 44 kişinin 14'ünün çocuk olması ise üzerinde özellikle durmamız gereken bir nokta.

Çocuklar artık sadece suçun mağduru değil.

Bazı suç örgütleri açısından potansiyel "insan kaynağı".

Bunu görmezden gelemeyiz.

İçişleri Bakanlığı'nın verileri de tablonun büyüklüğünü ortaya koyuyor.

Yılın ilk 7 ayında yeni nesil suç örgütlerine yönelik 1.445 operasyon yapıldı.

Bu rakam bize şunu söylüyor:

Karşımızdaki yapı birkaç çetenin meselesi değil.

Yeni bir suç ekonomisi oluşuyor.

Gençleri kim, nasıl devşiriyor?

Burada kritik soru şu:

Bir genç neden suç örgütünün kapısını çalar?

"Sadece para için" dersek meseleyi eksik okuruz.

Çünkü Türkiye ekonomik krizleri daha önce de yaşadı.

Ama bugün suçun örgütlenme biçimi farklı.

Çünkü artık gençlerin önünde başka bir dünya var.

Sosyal medya.

Lüks otomobiller.

Pahalı saatler.

Güç gösterileri.

Silahlar.

Şiddet görüntüleri.

Ve bütün bunların birkaç saniye içinde milyonlarca kişiye ulaşması...

Bir gence "Çalış, yıllarca uğraş, kazan" demekle "Bir gecede zengin ol" mesajı vermek aynı şey değil.

Üstelik suç örgütleri sadece para vadetmiyor.

Güç vaat ediyor.

Ait olma duygusu veriyor.

Korunma hissi oluşturuyor.

Statü sunuyor.

İşte tehlike burada başlıyor.

Aileyi denklemden çıkaramayız

Bu yüzden mesele sadece emniyetin, savcılığın veya mahkemelerin meselesi değil.

Aile de bu denklemin içinde.

Çocuğun doğru ile yanlışı ayırt etmesini sağlayan ilk yer aile.

Emek vermeden elde edilen paranın başarı olmadığını öğreten ilk yer aile.

Gücün silahla değil, karakterle ölçüldüğünü anlatan ilk yer yine aile.

Aile bu değer aktarımını yapamadığında başka aktörler devreye giriyor.

Sosyal medya devreye giriyor.

Suç örgütleri devreye giriyor.

Sokağın dili devreye giriyor.

Ve genç, kendisine sunulan ilk "güçlü olma" modeline yönelebiliyor.

Kurye görünümü neden önemli?

Moto kurye meselesi de bu açıdan dikkat çekici.

Türkiye'de bireysel moto kurye sayısının 100 bini aştığı, sektör temsilcilerinin toplam sayıyı 1 milyona yakın tahmin ettiği belirtiliyor.

Trafiğe kayıtlı motosiklet sayısı ise 7 milyon 436 bine ulaşmış.

Bu rakamlar aynı zamanda devasa bir hareketlilik kapasitesi demek.

Şehirleri bilen insanlar...

Motosiklet kullanabilen insanlar...

Hızlı hareket edebilen insanlar...

Her yere girebilen, çıkabilen insanlar...

Yasal ekonominin ürettiği bu kapasite, suç örgütlerinin de dikkatini çekiyor.

11 Ağustos'ta İstanbul'da düzenlenen uyuşturucu operasyonunda bir şüphelinin moto kuryelik yaptığı ve uyuşturucuyu yemek çantasında taşıdığı belirlendi.

Haziran ayında Küçükçekmece'de yaşanan olay ise başka bir boyutu gösterdi.

Kurye kılığındaki saldırgan, evrak imzalatma bahanesiyle girdiği iş yerinde iş yeri sahibini silahla öldürdü.

Burada kurye olmak suç değil.

Tam tersine, milyonlarca insanın ekmeğini kazandığı meşru bir işten söz ediyoruz.

Ama suç örgütleri meşru hayatın görüntülerini bile kendi amaçları için kullanabiliyor.

Asıl mesele bu.

Çeteyi değil, ağı çökertmek

Artık suçla mücadelede bakış açımızı da değiştirmemiz gerekiyor.

Sadece "örgütün lideri kim?" sorusu yetmez.

"Bu örgüt insan kaynağını nereden buluyor?" diye de sormamız gerekiyor.

Kimleri hedef seçiyor?

Nasıl iletişim kuruyor?

Hangi dijital kanalları kullanıyor?

Hangi ekonomik sektörlerin oluşturduğu becerilerden yararlanıyor?

Gençleri hangi vaatlerle sisteme çekiyor?

Bunların cevaplarını bulmadan yeni nesil suç örgütlerinin kökünü kurutmak kolay değil.

Çünkü artık karşımızda herkesin birbirini tanıdığı klasik bir çete modeli bulunmuyor.

Bir çekirdek var.

Etrafında dijital bir ağ var.

Ve ihtiyaç oldukça bu ağa dahil edilen insanlar var.

Bir kişi yakalanıyor.

Yerine yenisi geliyor.

Bir kanal kapatılıyor.

Başka bir kanal açılıyor.

Bir örgüt dağıtılıyor.

Başka bir ağ kuruluyor.

İşte bu yüzden mücadele sadece suçluyu yakalamaktan ibaret olamaz.

Suçu besleyen insan havuzunu kurutmak zorundayız.

Dijital kanalları takip etmek zorundayız.

Aileyi güçlendirmek zorundayız.

Gençlere hızlı paranın değil, meşru başarının değerini yeniden anlatmak zorundayız.

Çünkü suçun yeni yüzü artık sokakta gördüğümüz çeteden ibaret değil.

Suç, bir ağ kuruyor.

Biz de o ağı görmek zorundayız.

Çünkü görünmeyen ağı görmeden, görünen çeteyi bitiremeyiz.