MAKUS BAĞDAT VE ÇALKANAN TÜRKİYE

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İlk ismi Medinet-üs Selam olan Bağdat, 7. Yüzyılda Abbasi halifesi Ebu Cafer El-Mansur tarafından kuruldu ve Abbasi devletinin başkenti oldu. Daha önceden küçük bir yerleşim alanı olan bölge çok kısa bir sürede büyük bir medeniyet şehri oldu. Bilim, Siyaset ve Ticaret alanında dünyanın en gözde şehri haline geldi. Dairesel olarak tasarlandığı için Medine-t Eddevvara ismini de almışlığı vardır. 1055 yılında Tuğrul beyin fethi ile artık bir Türk şehridir, fakat Abbasi halifesine ve makamına dokunulmamıştır. Şehir makus talihine 10 Şubat 1258’de Deccal-ı evvel Cengiz’in torunu Hülagu’nun vahşeti ile yakılıp yıkılması ile başlar. Şehre Safeviler musallat olur, şehir uzun süren bir fetret yaşar. Nihayet 1534’te Sultan Süleyman Bağdat’ı fetheder.  Aradan geçen vakitte Safeviler tekrar şehre musallat olur .1638’de 4. Murat Bağdat’ı yeniden Osmanlı hakimiyetine alır. Makus talih bu defa 1917’de İngiliz hegemonyasının bölgeye musallat olması ile devam eder. İngilizler Bağdat’ı elde tutmak ve sömürge kalması için denemedikleri taktik kalmaz; Önce Krallık, ardından Cumhuriyet, darbeler, Baas manyaklığı.. Nihayet sahneye ABD çıkar iki defa Bağdat’a saldırılar yapılır. Önce Kuzeyde münhasır bir bölge, bu yetmez mezhep ve köken esaslı garip, karmaşık ve anlaşılmaz bir idari yapı kurulur. 

Petrol denizinin üzerinde İran - ABD arasında vekaletler çekişmesinde sefil, devletimsi bir garip diyar olur çıkar Bağdat. Ekonomik çıkmaz ile sosyal çıkmaz, üzerine bir de idari çıkmaz eklenince her şeye ırak bir Irak ortaya çıktı.

Türkiye, Irak üzerinden gelen PKK tehdidinden sebep, uluslararası haklarını kullanarak Irak içlerine operasyonlar yaptı ve bazı yerlerde askeri yapılanmalar kurdu. Tehditler devam ettiği içinde bu yapılar Irak içinde kalmaya devam ediyor. 

Ben PKK’nın isim değiştirerek tahribe devam edeceği fikrindeyim. O kızıl yıldız, hilale tabi olmayı asla kabul etmeyecektir. Kızıl yıldız, hem Türkiye hem Irak Kürtlerini de zehirleyip ütopyasına kaldığı yerden devam etmeyi tercih edeceği kanaatindeyim. Bu yapı şayet benim düşündüğüm hali ile yoluna devam ederse İran- Rusya- Çin üçlüsünden büyük destek alacaktır.

KALKINMA YOLU..

Türkiye’nin Irak merkezi hükümeti ile yaptığı müzakereler netice verir ve Bağdat için bir ümit olan Kalkınma Yolu projesine başlanılır. Başlanır başlamasına ama beklenmedik bir tiyatro bu anlaşmanın akabinde sahneye konulur; ABD- İran savaşı. Bu savaşın Irak üzerindeki etkisi; mengenede sıkıştırılan bir obje gibidir. ABD  hegemonyası altındayken nasıl bir İran etkisi ülkeyi bu kadar tesiri altına aldı? sorusu cevabı pek izah edilmez bir mizahtır. Bu kaotik halde Hürmüz boğazının da İran tarafından bir tehdit metası haline gelmesi; Körfezin petrol ve gazının deplase edileceği yeni bir yol arayışını doğurdu ki en büyük aday Bağdat.

ABD yakın bir zamanda seçim atmosferine geçecek, İran Irak’ı bu boşlukta etkisi altına almaya çalışacaktır. Bu hali ile körfez dünyasını boğmuş olacak.

Türkiye, hem Kürt bölgesel yönetimi hem de bu İran’ın Irak’taki vekalet odakları tarafından tehdit unsuru olacaktır. Askeri ve ekonomik olarak sıkıştırılacak ve yine şehit haberleri ile yüreğimiz yakılmaya çalışılacak

Lakin Bağdat ahalisi, Türkmenler ve Kürtlerin mühim bir kısmı İran ve Kızıl Yıldız savletlerini kabul etmeyecek ve Türkiye ile Kalkınma Yolu üzerinden kurulan alaka ile bu savletten kurtulmayı isteyecektir.

İşte yazımızın tesis sebebi olan meseleye gelmiş bulunuyoruz; Suriye son 12 yılda yaşananların çok hızlandırılmış bir kopyasını Bağdat’ta yaşanabileceğine büyük bir ihtimal veriyorum. Yine vekaletler savaşı ve önemli bir güvenlik tehdidi ile müteveccih olan Türkiye.

Çok uzak olmayan bir gelecekte Türkiye’yi bekleyen ekonomik ve askeri çalkantı yanı başımızda kuluçkalanıyor. Yine de en doğrusunu Allah bilir.