Mali Disiplin mi, Ekonomik Baskı mı?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Devletin vergi toplaması bir tercih değil, zorunluluktur. Vergisini zamanında ve eksiksiz ödeyen bir toplum, güçlü bir ekonominin temelidir. Buna kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum.

Ancak ekonomi yönetiminin gözden kaçırmaması gereken çok önemli bir gerçek var: Doğru politika kadar doğru zamanlama da önemlidir.

Bugün Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in uyguladığı mali disiplin politikalarının temel amacı, vergi tahsilatını artırmak ve kayıt dışı ekonomiyle mücadele etmek. Kağıt üzerinde bakıldığında bu hedefler son derece doğrudur.

Fakat sokaktaki gerçekler, masa başındaki hesaplardan çok farklıdır.

Pandeminin ardından işletmeler zaten ağır yaralar aldı. Ardından gelen yüksek enflasyon, yüksek faiz, daralan kredi imkanları ve artan maliyetler; KOBİ'leri, esnafı ve üreticiyi adeta hayatta kalma mücadelesi veren bir noktaya getirdi.

Bugün birçok işletme kâr etmeyi değil, ay sonunu getirebilmeyi başarı sayıyor.

Böyle bir ekonomik tabloda devletin daha sert denetimler, daha ağır cezalar ve gecikmeye sıfır tolerans anlayışıyla vergi tahsilatını artırmaya çalışması kısa vadede bütçeye katkı sağlayabilir. Ancak uzun vadede bunun ekonomik ve siyasi sonuçlarını da görmek gerekir.

Çünkü ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir.

Ekonomi aynı zamanda güvendir.

Piyasada para dönmüyorsa, üretici finansmana ulaşamıyorsa, esnaf borcunu çeviremiyorsa insanlar önce işletmesini ayakta tutmaya çalışır. Vergisini ödemek istemediği için değil, ödeyemediği için zorlanır.

Bu ayrımı doğru okumak gerekir.

Son dönemde yalnızca vergi yükü değil; gecikme faizleri, idari para cezaları, banka blokeleri ve haciz süreçleri de ciddi biçimde arttı. Borçlarını çeviremeyen birçok işletmenin araçları, makineleri ve mülkleri satışa çıkarılıyor. Hukukun verdiği yetkiler kullanılabilir; ancak ekonomik politikaların toplumsal vicdanda da karşılık bulması gerekir.

Çünkü vatandaş, devleti yalnızca alacak tahsil eden bir kurum olarak görmeye başladığında güven duygusu zedelenir.

Vergi bilinci cezayla değil, istikrarla oluşur.

Üretimin arttığı, enflasyonun düştüğü, faizlerin makul seviyelere indiği ve işletmelerin nefes alabildiği bir ekonomik ortamda insanlar vergisini daha rahat öder. Baskının arttığı dönemlerde ise kayıt dışılık büyür, ekonomi daralır ve tahsilat da sürdürülebilir olmaktan çıkar.

Bugün yaşanan sıkıntılar yalnızca ekonomik değildir; aynı zamanda psikolojiktir. Esnafın morali bozuk, sanayicinin yatırım iştahı zayıf, vatandaşın alım gücü her geçen gün biraz daha eriyor. 

Aradan aylar geçti.. Enflasyon halen istenilen seviyeye gelmedi. Hayat pahalılığı devam ediyor. Çarşıdaki hareketlilik eski günlerini arıyor. Milyonlarca insan geleceğe daha umutlu bakmak yerine daha fazla kaygı duyuyor.

Ekonomi yönetiminin elbette zor kararlar alma sorumluluğu vardır. Ancak her politikanın toplumsal bir maliyeti de bulunur.

Eğer uygulanan politikalar, vatandaşın omuzlarındaki yükü her geçen gün artırıyor; buna karşılık umut, güven ve refah hissini güçlendirmiyorsa, o zaman sadece ekonomik değil, siyasi bir bedel de ortaya çıkar.

Çünkü hiçbir ekonomi yalnızca vergiyle büyümez.

Ekonomi; üreten, kazanan, yatırım yapan ve geleceğe güvenle bakan insanların omuzlarında yükselir.

Vergi toplamak devletin görevidir.

Ama o vergiyi ödeyecek insanı ayakta tutmak da en az onun kadar önemli bir devlet sorumluluğudur.