Kurşuna Dizilen Sadece İnsanlar Değildi

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Tarih bazen savaşlarla, bazen devrimlerle, bazen de sessizce işlenen büyük suçlarla şekillenir. Azerbaycan Türklerinin hafızasında derin yaralar bırakan Repressiya dönemi de işte böyle bir tarihtir.

1930'lu yıllarda Sovyetler Birliği'nin uyguladığı baskı politikaları kapsamında binlerce Azerbaycan Türkü "halk düşmanı" yaftasıyla tutuklandı, sürgüne gönderildi veya idam edildi. Ancak Repressiya'yı sıradan bir siyasi baskı döneminden ayıran şey, hedef alınanların yalnızca insanlar olmamasıdır. Bu süreçte bir milletin hafızası, kültürü, dili ve geleceği de hedef tahtasına konuldu.

Özellikle 1937 yılı, Azerbaycan tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak anılır. Şairler, yazarlar, akademisyenler, gazeteciler ve devlet adamları bir gecede ortadan kayboldu. Kimi kurşuna dizildi, kimi Sibirya'ya sürüldü, kimi ise yıllarca ailesinden haber alınamayan kayıplara dönüştü. Bir milletin yetiştirdiği en parlak beyinler susturuldu. Çünkü totaliter rejimler, fikirlerden korkar. Kalemden, kitaptan ve özgür düşünceden çekinir.

Bugün Azerbaycan edebiyatının, kültürünün ve düşünce dünyasının büyük isimlerini anarken, onların yalnızca eserlerini değil, ödedikleri bedelleri de hatırlamak zorundayız. Çünkü Repressiya'nın amacı sadece insanları ortadan kaldırmak değildi; onların bıraktığı izleri de silmekti.

Peki neden unutmamalıyız?

Çünkü unutulan acılar, zalimlerin en büyük zaferidir.

Bir toplum geçmişindeki zulümleri hatırlamazsa, özgürlüğün değerini de anlayamaz. Bugün bağımsız Azerbaycan'ın sahip olduğu devlet iradesi, kültürel özgüven ve milli bilinç, bir bakıma Repressiya kurbanlarının bıraktığı miras üzerinde yükselmektedir. Onlar susturulmak istendi ama fikirleri yaşayabildi. Yok edilmek istendi ama isimleri bugün hâlâ anılıyor.

Repressiya yalnızca Azerbaycan'ın değil, bütün Türk dünyasının ortak hafızasının bir parçasıdır. Çünkü o dönemde kurşuna dizilenler arasında yalnızca bireyler yoktu; Türkçe konuşan, tarihini bilen ve kimliğini korumak isteyen bir toplumun temsilcileri vardı.

Bugün özgürce yazabiliyorsak, konuşabiliyorsak, düşüncelerimizi ifade edebiliyorsak, geçmişte bu haklar uğruna bedel ödeyen insanları hatırlamak zorundayız. Repressiya'nın kurbanları bize sadece bir acı hikâyesi bırakmadı; özgürlüğün ne kadar kıymetli olduğunu da öğretti.

Bu yüzden Repressiya'yı anmak, geçmişe takılıp kalmak değildir. Tam tersine, geleceği daha sağlam kurabilmenin şartıdır.

Çünkü hatırlamak bir vefa meselesidir.

Hatırlamak bir adalet meselesidir.