Topunuz gelin, alayınız gelin!

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Reytingci gazete haberleri her saat başı, sahte siyasi kriz manşetleri atıyormuş! 

Varsın atsın... 

Sosyal medya trolleri "itibar suikasti" tetikçilerine mesken olmuş! 

Varsın olsun... 

Muhalefet partileri, akı kara, karayı ak göstermek adına birbiriyle yarışıyormuş! 

Varsın yarışsın... 

Hanımefendiler, beyefendiler; "Hakikat kör ve topaldır ama gideceği yere mutlaka varır."

Algı, iftira ve manipülasyon siyaseti, gazeteciliği velhasıl yalan ve hileye yaslanan her birşey zail olmaya mecbur ve hakikate teslim olmaya memurdur. 

Çıkar, menfaat, kin, nefret ve şantaja müteallik haberler kokusundan bellidir. 

Evet yanlış duymadınız, yalan ve iftira gibi ifsat aparatları da kokar. Kime veya neye, ya da nereye bulaşırsa kokusunuda oraya taşır. 

Kimyevi bir koku yaymaz ama şeytani bir koku yayar. En kötü kanalizasyon kokusunu bile bastıran bu koku burunlarda değil, ruhlarda hissedilir. 

Alemi keriz zanneden bazı enayiler, halkı kandırdıklarını sana dursun, aslında kendileri kanmaktadır. 

Yukarda birçok meslek gurubundan bahsettim. Yazdıklarım kişisel ve spesifik bir hedef değil bilakis genellemedir. Ancak "haydi göster kardeşim" diyene de gösteririz ve gösterelim!.. 

Tabi ki; Görmek istediklerini değil, aslolanı yani hakikati! 

90'lı yıllarda bir gazete patronu vardı. Pijamayla Başbakan karşılar, bir manşet ile hükümet düşürürdü. 

Mübalağa etmiyorum, bu gerçek ve bu adam o dönemde ki sistem hiyerarşisi içinde büyük bir nüfuza sahipti. Kim olduğunu gayet iyi biliyorsunuz. 

Bu zat şimdi ne yapar ne eder, nerededir diye düşünen var mı? 

Kimin umurunda! 

Unutuldu gitti... 

Yine bazı STK görünümlü siyaset aparatları ki, kelli felli iş insanlarından müteşekkil bu yapılar, birkaç günde bir toplanır "laiklik elden gidiyor" yaygarası yaparak vesayet odaklarını teyakkuza geçirirdi. 

Bunları da tanıyorsunuz... 

İsimlerini hatırlayan var mı? 

Tarihin çöplüğündeler ve kimin umurunda!... 

Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi hayata hazırlaması gereken üniversitelerde durum farklı mıydı?

 Tabiki hayır. Sözde proflar cübbelerini giyer, Anıtkabir'in yolunu tutar "Cumhuriyet elden gidiyor" diye başlayan birkaç sayfalık metni okuyup dönerlerdi. 

Ertesi gün;

-Gazetelere boy boy manşet olur, siyasi iktidara gözdağı verirlerdi. “BİR”ide bu manşetlere yaslanıp "Demokrasiye balans ayarı verirdi!"

Ya bu herifler, bunlara ne oldu? 

Kimin umurunda!..

Neymiş efendim: Başörtülüler her yerde varmış, laiklik için tehditmiş, irtica hortlamış vesaire vesaire... 

Milli ve manevi hiçbir şeye tahammülü olmayan bu şeytani yapıların asıl dertleri elbette o dönem iktidarda olan maneviyatçı ve milliyetçi hükümet idi. 

Allah'a olan nefretlerini manevi semboller üzerinden kusan bu zihniyet, her on yılda bir darbe yaptırmaya alışmıştı. Merhum Menderes'i sırf ezanı aslına döndürdüğü için asmadılar mı?

Gün oldu devran döndü! 

Kasımpaşalı bir yiğit meydana çıktı ve tüm hesaplarını altüst etti. 

Kendisine ayar vermeye çalışanlara: "Kulağına her fısıldananı yapacak adam değilim!" diyerek "Haddinizi bilin" uyarısını yaptı. 

MGK toplantısında, irtica hortladı, laiklik, kem, küm eden apoletliye "kes lan!" diyen o aslan kükremesi en başından duruşunu ortaya koymuştu. 

Defalarca indirmeyi denediler. Seçimle denediler olmadı, darbeyle denediler olmadı, batılı dostlarıyla denediler olmadı, ABD, NATO, AB, CİA, MOSSAD, FETÖ, neyi buldularsa denediler güçleri yetmedi! 

-Alayınız gelin, topunuz gelin! 

dedi! 

-Alayı geldi, sözde sanatçılarıyla, lbgt'siyle, toplarıyla geldiler olmadı, olmadı, olmadı! 

Çünkü olmayacaktı! 

Hakka, hakikate ve halka sırtını yaslamıştı. O artık sadece Türkiye'nin değil, adalete susamış, sömürülen, ezilen tüm halkların lideriydi. O artık "Dünya lideriydi…"

Yukarda bahsettiğimiz tüm yaşananlar ‘Eski Türkiye’ye ait kareler ve tarihi gerçeklerin mini bir fragmanıdır. 

Vesayet odaklarının, Batı'nın uşaklığını yapanların ve millet düşmanlarının koskoca tarihimizi ve şanlı mazimizi yok etme girişimi, milli kültürümüzden ve köklerimizden kopararak "Piç" bir nesil yetiştirme hayallerine set çeken kahramanca bir direnişin kısa bir öyküsüdür. 

Konumuzun başına dönersek: Yukarda bahsettiğim güruhun günümüzdeki temsilcilerinin eski Türkiye özlemi hala belleklerinde bir nostalji ütopyası olarak varlığını korumaktadır. 

Her an fırsat kollamakta ve yüz yıllık narkozun etkisinden kurtularak ayağa kalkan devin zayıf düşmesini beklemektedirler. 

Hançerleri ellerinde hazır kıta bekleyen bu taife, ellerine geçirdiği her argümanı kullanmaktan çekinmeyecektir. 

Ekonomi biraz kötü mü gidiyor, hemen saldırırlar!

Oysa bunun küresel yansımanın sonuçları olduğunu bilirler. 

Dört yanımızda savaşların yaşandığını, ABD, İsrail-İran savaşının enerji arzında oluşturduğu arızayı, Hürmüz Boğazının kapatılmasının tüm dünyadaki enflasyonu yükselttiğini ve Avrupa ülkelerinde bile enflasyon oranlarında tarihi yükselişler olduğunun pekala farkındadırlar ama ne gam: "İstemezüüük!"

At iftirayı, yalanı yay politikası... 

Belediyeler vasıtasıyla "Beytül mal" ı talan ederler. Yakayı ele verince de çığlığı basarlar “Bu siyasi operasyondur!”

Hadi lan oradan!.. 

Gelelim sonuca; Muhalefet partilerinin, Batı kuklası siyasetçi, sanatçı, sözde aydın, yazar-çizer ve sermaye, sahiplerinin her türlü manipülasyon, iftira ve algı faaliyetlerine ve 24 yıllık iktidar olmanın getirdiği yıpranmışlığa rağmen bugün AK Parti yine en çok oy oranına sahip birinci partidir. 

GENAR araştırma şirketinin açıkladığı anket sonuçlarına göre AK Parti'nin an itibarıyla oy oranı yüzde 36 olarak teyit ediliyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sırtlayarak yukarılara doğru taşıdığı AK Parti'de tüm il ve ilçe teşkilatları sahada destan yazıyor. 

İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Gaziantep, Mardin ve tüm Anadolu'da teşkilatlar harıl harıl çalışıyor. Dokunmadık yürek bırakmıyorlar. 

Sınıfına, konumuna, mezhebine hatta dinine bakmaksızın tüm vatandaşları kuşatan bir sevgi hareketi, sevdaya dönmüş durumda. 

Hülasa: Geçmişten bugüne, milli ve manevi değerlere savaş açanların hiç biri, hiçbir parti ve kuruluş iflah olmadı ve olmaz da! 

Bugün milli ve manevi değerlerin hamisi olan Cumhur İttifakı'nın iki yiğit Lideri Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli'nin, bilge, omurgalı ve dirayetli politikaları Türkiye'yi emin adımlarla geleceğe taşıyor. 

Zira her iki lider ve her iki parti de gücünü "Hak, hakikat ve halktan almaktadır."

Ne diyordu sayın Erdoğan: "Topunuz gelin, alayınız gelin!"

Anadolu'dan anlamlı bir deyişle bitirelim:

“Yel kaya dan ne anlar!”

Tercümesi: Yani rüzgar kaya dan ne götürebilir ki! 

Olsa olsa üzerinde ki birikmiş tozunu alır Vesselam. 

Kalın selametle...