Peygamber Efendimizle Namaz Kılan İlk Sahabe

Haydar-ı Kerrâr, Şâh-ı Merdân, Ebu Turâp, Kerremallahu Veche, İslam’ı ilk kabul eden genç, En Sevgili’nin (sav) kardeşi, ilmin kapısı Hz. Ali…
Kimi isimler kalemle müşerref olurken, kalem seni yazmakla şerefyâb olur Ya Ali!
Günlerden o gündü ki Mescid-i Nebevi inşa ediliyor; Nebi (sav) Sahabeleriyle tuğlalarını diziyordu. Kardeş olma vakti gelmişti şimdi. Rivayet odur ki 50 Ensara 50 Muhacir yahut 83’e 83 Sahabe-i Güzin tek tek adları çağırılarak birbirleriyle kardeş ilan ediliyordu. O ise bir köşede heyecanla ve sabırla beklemedeydi. “Ben kimin kardeşi olacağım?”
Muhacirlerin adını söylüyordu evvela Resul; ardından ensarı..
- Musa’b. b. Umeyr – Ebu Eyyub el- Ensari!
-Selman-ı Farisi- Ebu’d- Derda!
-Bilal-i Habeşi- Ubeyde b. Haris!
Derken uzayıp gitti liste.. O da ne? Ona kardeş olacak tek kişi kalmamış mıydı yoksa?
Biraz imtina ile yaklaştı Resule; “Ya Resulullah bu hal nedir böyle? Sehven bir hata mı işledim? Ben neden kimseye kardeş edilmedim?”
Sessizce baktı Nebiler Nebisi o serçe kalbe. Tebessüm döküldü dudaklarından ve ardından o bihemta cümle…
“Ali’mm! Ben seni kendim için sakladım. Senin kardeşin benim.”
Ahhh… Tek bu, yalnızca bu cümle yetmez mi dünya ve ahiret saadetini göklerde yaşamaya… Bu nasıl bir şereftir böyle Ya Ali? Dünya durdukça kıskanılmana kâfi değil mi?
Peygamber Efendimizin en sevdiği amcası Ebu Talip’in oğlu Hz.Ali henüz 10 yaşında İslam’la müşerref olmuş ve ömrünün sonun kadar dosdoğru şeklide Resul’ün yanında durmuştu. Hangisi hangisini daha fazla sevmişti inanın ayırt edemiyorum; öylesine girift bir muhabbet vardı aralarında.
O meşhur hicret vakasında Peygamberimiz onu Müşriklerin kılıç sesleri altındaki yatağına yatırmış ve ona ardından Mekkelilerin emanetlerini dağıtmasını emir buyurmuştu. O yatak Peygamber yatağı değildi o gün; ölüm yatağıydı. Zira Müşrikler zehirli kılıçlarıyla Peygamberimizi öldürmek için bekliyordu o gece. Farkındaydı elbette genç yiğit Hz. Ali fakat bir lahza olsun mütereddit olmadı. Sadece tek bir cümle döküldü dilinden; “Lebbeyk Ya Resulullah!”
Yani onun uğruna gözünü kırpmadan ölüm yatağına uzanmıştı Ali. Yıllar sonra 50 yaşlarında sordular ona arkadaşları; “Ya Ali Allah aşkına söyle! Sen o gece o kılıç sesleri ardında nasıl uyuyabildin?”
“Ahh” dedi Ali tahassürle “ahh.. ömrüm boyunca ben o kadar güzel bir uyku tatmadım. N’olaydı o geceyi bir kez daha yaşayaydım.”
Peygamber Efendimiz ise “Ümmü Ebiha” (Babasının annesi) ve “O benden bir parçadır” dediği, kendisini her gördüğünde muhabbetinden ayakta karşıladığı sevgili kızı Fatıma’nın kalbini Ali’ye emanet etmiş onunla evlendirmişti.
Adeti üzre bir gün eve geldiğinde onları birbirlerine karşı incinmiş olarak buldu. Ses etmedi. Kaylule yani öğle vakti uyumak için uzandı yatağa. Babacığının yanına sokuldu hemen Fatıma (ra). Ali durur mu? O da hemen diğer kolunun yanına uzanıverdi. Resulullah önce kızının elini alıp göğsüne koydu; ardından Ali’nin elini onun üzerine. En üste ise mübarek ellerini. Tahayyül edebiliyor musunuz bu eşsiz manzarayı? Söz sukûta tebdil etmiş, kırgınlık çoktan terk-i diyar etmişti…
Paygamber Efendimiz’in hayatına dokunan Fatımalardan biri de Ali’nin annesi Fatıma bnt. Esed’di. Kimsesiz kalan küçük Muhammed’i (sav) evlatlarından üstün tutuyor, herkesten önce ona yediriyor tek bir gün olsun kötü söz etmiyordu. Ölüm haberi geldiğinde gözlerinden yaşlar süzüldü hüzün Peygamberi’nin. Mezarına ondan önce girip gömleğini serdi ve cennetlik olması için dua etti. Daha defn edilir edilmez göklerden gelen bir muştu ile teselli buldu Resul. Duası kabul edilmişti… İşte böyle bir annenin büyüttüğü iki kardeşti Onlar…
Kimilerimiz için unutulmuş bir sünnet; sevdiklerinize sevginizi dile getirmek. İşte En Sevgili her daim Hz. Ali’yi çok sevdiğini söylemiş ve “O bendendir; Ali’yi üzen beni üzmüştür” demiştir. Tabii bu sevgi Hz. Ali’nin sadece Müşrikler tarafından değil; sahabeler arasında da kıskançlığı celb etmiştir.
Hayber’in Fethi için hummalı bir hazırlık vardır. Lakin Hz. Ali hastadır ve çadırında yatağından çıkamaz vaziyette yatmaktadır. Orduyu Hz. Ebu Bekir komuta eder. Sahabelerin oldukça yorgun düştüğü sırada Peygamber Efendimiz bir haber müjdeler. “Yarın bu sancağı öyle birisine vereceğim ki Allah ve Resulü onu sever; o da Allah ve Resulünü sever! O Hayber’i fethetmedikçe dönmeyecektir! Allah fethi onun eliyle gerçekleştirecektir.”
Bütün sahabeler o geceyi merak içinde geçirir. Hz. Ömer’in de uyku tutmaz o gece. Seneler sonra o sabahı şöyle anlatır Hz. Ömer; “Emir olmayı o günkü kadar hiçbir zaman arzu etmedim. Beni çağırır ümidiyle Allah Resûlü’nün çevresinde dolaşıp durdum.”
Peygamber Efendimiz Hz. Ali’ye verir sancağı. Gözlerindeki sıkıntıyı gidermesi için dua edip eliyle mesh edince. Artık ömrünün sonuna kadar göz ağrısı çekmez Serdar ve Allah’ın inayetiyle Koca Seyit gibi yedi kişinin kaldırmadığı kale kapısını yerinden söküp kendisine kalkan yaparak Hayber’i fetheder.
Ayrılık vakti gelmiştir ve Peygamber Efendimiz ona kendisini onun yıkamasını vasiyet etmiştir. Hüzün çökmüştür Haremeyn sokaklarına. Resul’ün (sav) gidişinin hüznü müdür bu kesif sis ondan sonra yaşanacakların hüznü mü kim bilir…
Halifeler devri başlar. Bütün halifelerin başyardımcısı, kadısı, Hz.Ali’dir. Küçüklüğünden beri Peygamber Efendimizle beraber yaşadığı ve babası gibi tüccar olup zengin olmak yerine su kuyusundan çektiği her kovaya karşılık bir hurma kazanmakla iktifa ederek (Müsteşrikler bu yönüyle ona leke atmak istemiştir) ilme kendini adamıştır. Dünyayı “Seni üç talakla boşadım” diyerek elinin tersiyle itmiştir.
Fakat Hz. Ali, ne yazık ki halifeliği süresince ilmini sarf edeceği yerde kendini fitne tohumlarının içinde bulacak; hatta Hz. Aişe (ra) ile karşı karşıya geleceği Cemel Vakası’nı yaşayacaktır. Bu yönüyle de müthiş bir misal teşkil eder günümüze. Talha b. Ubeydullah Zübeyr b. Avam’ında dahil olduğu Cemel ehli ona sorulduğunda. Onlar hakkında “Bize karşı isyan eden kardeşlerimiz!” demiştir.
Ardından kendisine karşı oluşan Haricilerle mücadele etmiş, Nahrevan’da büyük bir zafer kazanmıştır. Lakin orada kazandığı zafer sonrası intikam ateşine tutuşan Harici Abdurrahman b. Mülcem’in hain hançeri ile kafasından vurulmuş mübarek kanı sakallarından dökülerek en Sevdiği ile aynı yaşta şehadet şerbetini içmiştir.
Çok sevdiğim hocam ve ablam Hilal Kara ve eşi Abdullah Kara kalminden Siyer Yayınları’ndan çıkan “İmin Kapısı Hz. Ali” adlı kitabından sunduğum bir damlaydı anlattıklarım. Lütfen birbirinden kıymetli hatıralarla derlenmiş bu kitaba kendiniz ve sevdikleriniz adına geç kalmayın.