Ramazanı İncitme…

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Ramazan ayının son günlerini yaşıyoruz. İslam inancında bir yönü ile şartlarından biri diğer yandan şeairin en büyüğüdür; İslam’ın en büyük belirtisi Ramazan-Oruç’tur. 

(Şeair: bilmek, fark etmek, hissetmek, alamet ve belirti)

Ramazan ayının İslam sosyal hayatında başkaca hiçbir ritüelde olmayan bir ağırlığı vardır. Bunu Ramazan ayında çarşıya, sokağa baktığınız anda fark edersiniz. İnancı ne olursa, din hassasiyeti hangi düzeyde olursa olsun ‘Ramazan Hali’ yansır herkese. Güneş gibi, yağmur gibi herkesi etkisi altına alır. Cemiyetin her bireyine dokunur. 

Ramazan sabahı ayrı, iftarı ayrı, teravihi ayrı, sahuru apayrı bir manevi-dini-mistik bir şiirsel vakittir. Hele ki Teravih.. Özellikle mahallenin tüm çocuklarının, hangi inanca ait aileye mensup olursa olsun, cami etraflı kaynatma zamanlarıdır.

Ramazan, o beldenin İslam ile olan bağlılığını gösteren en büyük amildir. Ne namazda ne zekâtta ne de Hac’da bu etki görülmez. Bir nevi toplumsal hadisedir. Hadise kelimesinin hususan kullandım. Sosyolojik olarak buna “ibadet” demekten özellikle kaçındım, zira Ramazan’la gelen ritüeller İslam kaynaklı ibadet ve adetler olsa da sosyolojik bir hüviyet kazanıyor.

Bir “iklim” olarak düşünüyorum; Herkesi saran, etkisi altına alan, o havaya revan eden bir iklim. Sanki o mahallede, çarşıda, şehirde herkes Ramazan ile o “iklim” etkisinde bir değişime dönüşüme uğruyor. Akşam ezanı ile tüm toplumu “buyurun” emrine nazır eden, bir sofrada toplayan, birleştiren, bütünleyen, muti eden ve bu yolla sosyal dokuyu canlandıran- dirilten bir sosyal mucize.

Peki bu kadar kelamı biz niye lakırdı ettik? Bu cümleler belki binler defa yazıldı..

Evet sevgili dostlar!

Maalesef bu mucizevî iklim son zamanlarda orucun açıktan, alenî, göze sokarcasına ihlali ile zedelendiğini görüyoruz. Oruçsuzluğun bu denli pervasızca açıktan ihlali hürmet, nezaket, nezafet, riayet, edep, itibar, iclâl kavramlarına ağır suikasttır.

Kişinin oruç ibadeti bizim konumuz değil. Şahsın ibadet etme etmeme hürriyeti başkasının meselesi olmaz olamaz. Sakın kimse, bu makaleden kendine pay çıkarmasın.

Orucun açıktan ihlalinin bu memleketin istikbaline olan zararıdır şu an makalemize konu olan.. Tarih açısından İstiklal Harbi, yakın zaman dilimine girer. Tüm kaynaklar bildirir ki; o günlerdeki halk, istiklal harbine mesafeli ve hatta uzaktır. Meseleyi uzatmamak adına sadece şunu belirteyim; İstiklal Harbine halkı ikna ne siyasi ne askeri tedbirlerle olmuştur. O günün siyasi idaresi İslam alimlerinden halkı ikna etmesini istemiş ve “Halk, Cami minberlerinde vaazlarla ikna edilmiştir”. Tarih bunun canlı tanığıdır.

İster keyfi ister bir mazeretten olsun orucun açıktan ihlali bu milletin birleştirici harcını deforme etmektir. Bu mucizevî iklimin tahribi anlamına gelir. Oruç tutup tutmamak şahsî bir tercihtir, ama oruçsuzluğun açıktan izharı milli, sosyal, istiklal ve istikbal meselesidir. Oruç tutmayan evli çiftler bile birbirlerine oruçsuzluklarını izhar etmemeli. Özel haldeki bir kadın, hasta ve ilaç içmeye mecbur kişi de yemesini içmesini mümkün olan en büyük bir hassasiyetle gizlemesi şahsi değil, milli bir kadirşinaslıktır. İslam şeairini korumak milletin istiklâl ve istikbalini korumaktır. Bugün en büyük sembol olan orucu – ramazanı açıktan yeme içme ile zedelemek yarın ihtiyaç halinde konsolide edilecek milleti ruhsuz bırakmaktır. Elindeki -sence- masumane içtiğin su, yarın millete Kerbela’yı yaşatmayı netice verir. 

Lütfen nazınızın geçtiklerini bu yolla ikaz edelim, bu iklimin yaşanmasına ve sosyal menfaatinin devamına katkıda bulunalım. Biz takriben iki yüz senedir, ağır bir eziklik psikolojisi ile yaşıyoruz. Millî manevi varlığımızdan utandırılma bize öğretildi. Yırtalım artık bu deli gömleğini. Dindar olmak ayrı bir mesele dinimize sahip olmak, korumak, sahiplenmek, iftihar etmek, yüceltmek ayrı bir meseledir. Oruç tutmaya bilirsin, ama oruçtan utanman, oruçlu görünmekten eziklik göstermen kabul edilebilir değil. En batılı görüntü ve yaşantıyı tercih edebilirsin, bu inancına sırt çevirmen ve utanman sonucunu doğurmamalı. Cesur ol. 

Seni milletler sahasında tutan, sana tarih yazdıran, seni şekillendiren ve bugüne getiren sosyal dokundan utanma, seni ‘var’ eden nezih ve şerefli geçmişine ihanet etme, korkma, sinme, ezilme. Seni utandıracak bir geçmişin yok, aksine seni dünya milletleri arasında şerefli bir mevki kazandıran bir dinin ve milletin var. Kim olursan, nerede olursan, hangi mevkinin yükü altında olursan ol; Kendine saygı duy ki, karşındaki de sana saygı duysun.