Füze Gerçeği ve “Sahte Bayrak” Masalı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Ortadoğu’da her krizle birlikte gerçekler kadar propaganda da dolaşıma girer. Türkiye’ye doğru ateşlenen ve hava savunma sistemleri tarafından imha edilen füzelerin ardından İran’dan gelen “sahte bayrak” iddiası da bu propaganda dalgasının son örneği oldu. Ancak meseleye teknik açıdan bakıldığında bu iddianın pek de gerçekçi olmadığı görülüyor.

Öncelikle balistik füze dediğimiz silahlar, propaganda operasyonları için uygun araçlar değildir. Bir balistik füze ateşlendiğinde uydu sistemleri, radar ağları ve erken uyarı mekanizmaları tarafından saniyeler içinde tespit edilir. Fırlatma noktası, uçuş rotası ve düşme ihtimali askeri sistemler tarafından ayrıntılı biçimde kaydedilir. Bu nedenle böyle bir saldırıyı gizleyip başka bir ülkenin üzerine yıkmak, teorik olarak anlatıldığı kadar kolay değildir. Kısacası balistik füze, “sahte bayrak” operasyonlarının değil, açık askeri mesajların aracıdır.

Dolayısıyla Türkiye’ye doğru gelen füzeler konusunda ortaya atılan “başkası yaptı, İran’a mal edildi” iddiası ciddi bir teknik temele dayanmıyor. Modern savaş teknolojisinde balistik füzenin izi saklanmaz; aksine bütün dünya tarafından görülür. Bu nedenle söz konusu açıklama daha çok siyasi bir savunma refleksine benziyor.

Ancak burada başka bir gerçeği de görmezden gelemeyiz. Ortadoğu’nun bugünkü kaosunda yalnızca bir aktörü suçlayarak tabloyu anlamak mümkün değil. Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgeye yönelik emperyalist politikaları büyük yıkımların önünü açtı. İsrail’in Gazze’den Lübnan’a kadar uzanan kudurmuş saldırganlığı de bölgedeki gerilimi sürekli diri tutuyor. Bu politikalar, Ortadoğu’yu onlarca yıldır patlamaya hazır bir fay hattı hâline getirdi.

Fakat bütün bunlar İran’ın sicilini temize çıkarmaz. Tahran yönetimi yıllardır bölgeyi vekil güçler üzerinden şekillendirmeye çalışan bir politika izliyor. Irak’taki milis ağları, Suriye’de yürütülen güç mücadelesi ve Yemen’deki savaş, İran’ın “direniş” söylemiyle örtülse de İslam dünyasında derin yaralar açtı. Bu yaraların hafızası kolay silinecek türden değil.

Bugün İran, kendisine yönelen saldırıları haklı olarak eleştiriyor olabilir. ABD ve İsrail’in askeri baskısı karşısında itiraz etmek elbette meşrudur. Ancak aynı İran’ın geçmişte bölgede yürüttüğü sert güç politikaları da unutulmuş değildir. İslam coğrafyasının hafızası uzun, yaraları da derindir.

Bu yüzden gerçekleri ayırmak gerekiyor. Bir yanda Washington ve Tel Aviv’in bölgeyi sürekli yangın yerine çeviren müdahaleci çizgisi var. Diğer yanda ise kendi nüfuz alanını genişletmek için bölgesel krizleri derinleştiren Tahran politikası bulunuyor.

Türkiye’ye atıldığı belirtilen füzeler ve ardından gelen “sahte bayrak” iddiası da işte bu karmaşık denklem içinde ortaya çıktı. Teknik gerçekler bir yana, siyasi söylemler başka bir yana çekiliyor.

Ama bir gerçek değişmiyor: Balistik füzeler propaganda araçları değildir. Onlar savaşın en açık mesajıdır. Ve bu mesajlar, çoğu zaman diplomasi masasına değil, yeni krizlere kapı aralar.