Bin Kilometrelik İttifak ve Bizim Sessizliğimiz

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Dün sabah yine gökyüzü hüzünle boyandı, yine barut kokusu genizlerimizi yaktı. Haber bültenlerine düşen o soğuk satırlar, aslında bir coğrafyanın değil, bir inancın ve o inanca sahip olduğunu iddia edenlerin hazin hikayesini anlatıyordu: ABD ve İsrail, İran’a yönelik ortak operasyon başlattı.

Bu cümleyi okuyup geçmek ne kadar kolay değil mi? Oysa üzerinde durup düşününce insanın kalbi daralıyor, ruhu sıkışıyor.

Bir tarafta aralarında binlerce kilometre mesafe olan, okyanus ötesinden gelip bu toprakların haritasına kanla müdahale eden bir "ittifak" var. Aralarındaki mesafe ne kadar uzak olursa olsun, çıkarları, hedefleri ve en acısı "iradeleri" bir. Okyanusları, kıtaları aşarak el ele veriyor, aynı hedefe aynı hırsla vurabiliyorlar.

Öte yanda ise biz varız... Aynı kıbleye dönen, aynı kitaba inanan, aynı Peygamber’in (sav) sancaktarlığını yapmış olan koca bir İslam dünyası. Birbirimize komşuyuz; duvarlarımız bir, suyumuz bir, tarihimiz bir. Ama ne yazık ki kalplerimiz arasındaki mesafe, Washington ile Tel Aviv arasındaki mesafeden çok daha uzak.

Biz "Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır" buyruğuna iman etmiş bir ümmetin evlatları değil miydik? Komşusu açken tok yatmayı zul sayan bizler, komşumuzun üzerine bombalar yağarken nasıl bu kadar sessiz, nasıl bu kadar parçalanmış kalabiliyoruz? Yan yana dizilmiş tespih taneleri gibi durmamız gerekirken, imamesi kopmuş birer dane gibi her birimiz bir tarafa savrulmuşuz.

Batı, kendi içindeki binlerce yıllık kavgaları bir kenara bırakıp "stratejik ortaklık" kurabiliyorken; bizler mezhep, meşrep ve küçük siyasi hesaplar uğruna birbirimize "hasım" kesildik. Onlar binlerce kilometreden gelip birbirine sarılıyor, biz ise kapı komşumuzun elini tutmaktan imtina ediyoruz.

Bugün İran’a düşen bomba, aslında sadece bir devlete değil, bu coğrafyanın haysiyetine ve birleşemeyen iradesine düşmektedir. Yarın sıranın kime geleceğini sormanın artık bir manası kalmadı; çünkü biz birlik olamadığımız her gün, sıramızı zaten kendi ellerimizle savıyoruz.

Üzgünüm... Hem de çok üzgünüm. Coğrafyamızın ortasına çekilen o suni sınırlar meğer sadece topraklara değil, yüreklere de çekilmiş. Biz o sınırları kutsadıkça, okyanus ötesinden gelenler bizim bahçemizde at koşturmaya devam edecek.

Rabbimizden niyazım, bizlere yeniden "bir" olmayı, "biz" olmayı ve şu uykudan uyanmayı nasip etmesidir. Yoksa bu tefrika ateşi, hepimizi tek tek ama aynı hüzünle yakmaya devam edecek.