Gazze’de Yeni Bir Güvenlik Mimarisi
2026 yılının 19 Şubat günü Donald Trump başkanlığındaki Washington Barış Enstitüsü’nde, "Gazze Barış Kurulu"nun ilk toplantısı gerçekleştirildi. Son yılların en beklenilen toplantısından aktarılan son bilgiler, Gazze’nin geleceğine dair somut bir güvenlik mimarisinin ilk taşlarının döşendiğini gösteriyor. Öyle ki kurulması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) kapsamında Gazze’ye gidecek ülkeler arasında Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un yer alması, hem bölgesel hem de küresel dengeler açısından dikkatle okunması gereken bir tabloyu öne çıkarıyor. Bilgilere göre, yaklaşık 20 bin asker ve 12 bin polis gücünden oluşan bu misyon, Gazze’nin farklı bölgelerinde asayişi ve güvenliği tesis etme sorumluluğunu üstlenmeye hazırlanıyor.
Tabii, listenin en dikkat çekici yanı, Türkiye’nin tarihsel ve kültürel bağlarının en güçlü olduğu coğrafyaların sahada öncü ve etkin rol üstlenmesidir. Kazakistan gibi Türk dünyasının önemli bir aktörünün, Kosova ve Arnavutluk gibi Balkanlar’daki kardeş ülkelerle birlikte bu misyona dahil olması, Türkiye’nin doğrudan sahada olmadığı bu ilk aşamada bile "gönül coğrafyasının" varlığını Gazze’ye taşıması anlamına geliyor. Bu durum, Gazze halkı için bir meşruiyet zemini oluştururken, bölgenin güvenliğinin Batı dışı, ancak küresel standartlarda disipline sahip Müslüman ağırlıklı güçler tarafından sağlanacak olması umut verici bir başlangıçtır.
Türkiye’nin bu ilk etaptaki askeri konuşlanma listede yer almaması, bir eksiklikten ziyade stratejik bir bekle-gör hamlesi olarak okunabilmekle birlikte bugüne kadar yürüttüğü "savunma diplomasisi" ve insani yardım koridorlarındaki öncü rolü düşünüldüğünde, sürecin ilerleyen safhalarında Türkiye’nin tecrübesine ve garantörlüğüne ihtiyaç duyulması zaten kaçınılmazdır. Dolayısıyla bugün Kosova ve Kazakistan’ın üstlendiği bu kritik sorumluluk, aslında Türkiye’nin bölgedeki stratejik derinliğinin ve inşa ettiği müttefiklik ağının da bir yansıması olmaktadır. Özetle Türkiye, bu kardeş ülkelerin sahadaki başarısı üzerinden, Gazze’nin kalıcı barışına dolaylı ama güçlü bir katkı sunmaya devam edecektir.
Netice itibarıyla, Gazze’de kurulacak bu uluslararası güç, bölgenin bir çatışma alanından istikrar bölgesine dönüşmesi için bir geçiş dönemi arz etmektedir. Sahadaki gücün komuta yapısı ne olursa olsun, operasyonel başarının anahtarı, Gazze halkının hassasiyetlerine saygı duyan ve adil bir barış vizyonuna hizmet eden bir duruş sergilemekten geçmektedir. Bu beş ülkenin atacağı adımlar, Türkiye’nin de muhtemel katılımıyla birlikte gelecekte bölgede kurulacak kalıcı siyasi yapının temelini oluşturacaktır.