Küba
Son yıllarda uluslararası gündemde kendisinden sıklıkla bahsettiren Küba’da tarih tekerrür ediyor. Bulundukları jeopolitik konumdan ziyade siyasi konumundan ötürü uzun yıllardır tartışma söz konusu. Bu yıllarda ise yakıt ve gıda kriziyle mücadele ettiklerini görüyoruz. Bu yaşadıkları kriz yakın zamanda çözülebilecek gibi durmuyor. Bugünlerde Küba’da ekmek kuyruklarını, erken kararan sokak lambalarını görmek mümkün.
1959 yılındaki devrimden sonra ekonomi dışa bağımlı bir hâle gelmişti. Devlet kontrolü altında gerçekleşen üretim de bir o kadar sınırlıydı. Böyle bir sistemde ilerlemek oldukça güç bir durumdur. Özellikle ithal ettiğiniz ürünler, ihraç ettiklerinizden bu kadar fazlaysa dış siyasette daha fazla söz sahibi olmanızı gerektirir. Günümüzden bir örnek verecek olursam Rusya-Ukrayna Savaşı başladığı vakitlerde Putin’in en büyük kozu olan doğal gazı verebilirim. Avrupalı devletler en kısa süre içerisinde alternatif bir yol aramışlardı. Eğer siyasi gücünüz buna elverişli değilse üretim anlamında daha güçlü olmanız gerekiyor.
Küba’da ise durum daha farklıydı. Devrimden Sovyetler Birliği’nin dağılmasına kadar Sovyetlerin çatısı altında durumun vahimliği pek göze çarpmamıştı. 1991 senesinde Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra problemler daha net görüldü. O senelerde yakıt ve gıda bulmak oldukça güç bir durumdu.
Venezuela, son yıllarda petrol ticaretiyle beraber Küba’ya nefes oluyordu. 2019 senesinde yaşadıkları ekonomik istikrarsızlıkla Küba’ya verilen petrol oldukça azalmıştı. Bu durumdan dolayı Küba da etkilendi. Görüyorsunuz… Ticaret yapmış olduğunuz ülkede yaşanan ekonomik aksaklıklar bile ülkenizi sandığınızdan daha çok etkiliyor. Aynı sene dünya pandemiyle mücadele etmeye başlamıştı. Bu, bütün ülkeler için zaten bir sorunken ekonomisi bu kadar zayıf olan ülkeler için büyük bir darbeydi.
Amerika, Küba’ya 1962 senesinden beri ticari anlamda ambargo uyguluyordu. Bu durum Trump döneminde daha da sertleşti. Para transferlerinde yaşanan sorunlar bile bir ülkenin güvenilirliğini sarsmaya yeterlidir. Üstüne seyahat engelleriyle mücadele etmeye çalışan Küba, dünya piyasasında ciddi sorunlarla karşılaşıyor.
Tabii Amerika bu ambargonun “demokrasi ve insan hakları” kaynaklı olduğunu söylüyor. Ancak hisseden taraf hükümet mi, halk mı? Bu sorunun cevabını vermek sizlere düşüyor.
Küba bu durum karşısında, her ne kadar devlet kontrollü bir ekonomi izlemek istese de artık küçük ve orta ölçekli özel işletmelere izin veriyor. Rusya ve Çin’le olan iş birliğini artırmaya yönelik davranıyorlar. Yenilenebilir enerjiye olan yatırımlar da uzun vadede bir umut vadediyor.
Bir mücadele görsek de diğer tarafta yıllardır süregelen ekonomiye alışkın bir bürokrasi tarafı var. Devletlerin ekonomi modellerinin vatandaşlara nasıl etki ettiğini anlayabilmemiz oldukça zor. Bunu bürokrasi içinde düşünebiliriz. Bürokratların ya da devlet memurlarının bile değişen sisteme adapte olması, bu sistemi sekteye uğratmadan yürütmeye çalışması oldukça sıkıntılı bir durum.
Bir de dış piyasada Amerika engeli oldukça etkin. Diğer devletler bile Küba’yla yaptıkları işlerde önceliği Amerika ve kendi ülkeleri arasındaki ilişkiye veriyorlar. Bu durum, Küba’yı küreselleşen dünyadan olabildiğince uzak tutuyor.
Anlayacağımız, bu bir senenin problemi değil. Dolayısıyla bir senede çözülebilecek bir problem de değil. En kısa yol ne derseniz, dünya üzerinde Avrupalı devletlerin ekonomik modelleri örnek alınabilir. Her ne kadar onlar da ara sıra problem yaşasa da var olan sistemdeki en iyi örnekler diyebiliriz. Siz 2026 senesinde, 1922 yılında kurulan Sovyetler Birliği’nin ekonomisini örnek almaya çalışırsanız büyük bir yanlış yaparsınız. Bunu sadece ben söylemiyorum, tarih söylüyor. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği 1991 senesinde yıkıldı. Yerine Rusya Federasyonu kuruldu…