3. Yılında 6 Şubat

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

 Bundan 3 sene önceydi. Gece vakti uyumak üzereyken son bir kez elime almıştım telefonu. Sosyal medyada görmüş olduğum birkaç durum bir süre donakalmama sebep oldu. Olayın gerçekliğini araştırırken gördüklerimin yalan olmasını umut ediyordum. 5-10 dakika içerisinde gerçeklerle yüzleştim. Doğruydu… Kahramanmaraş’ta şiddeti 7’den büyük olan bir deprem gerçekleşmişti.
 Apar topar televizyonu açtım. Henüz haberlerde bir bilgi yoktu. Sosyal medyaya görüntüler bir bir düşmeye başlamıştı. Hayat bir anda durmuştu. Enkaz altındaki insanların çığlıkları duyuluyordu. İşin daha kötü tarafı ise yaklaşık 1 dakikada binlerce insan sessizliğe gömülmüştü. Binlerce insan bir gece hayaller kurup gözlerini kapatmıştı ancak birçoğu gözünü tekrar açamadı.
 Ne yapabilirim sorusunu yaklaşık 2 saat düşündüm. Sonrasında elimden gelen bir şeyin olmadığını fark ettim. Bu insanı ayrı yoruyor. Bir anda izlediğim televizyondan, elimdeki telefondan, her şeyden uzaklaşmak istiyordum.
Sabah hayatta olduğunu öğrendiğim Kahramanmaraş’taki arkadaşımı öğle vakti tekrar aradım. Yaklaşık 7 saniye konuşabildik.   – Semih yine deprem oldu. Yıkılmayan her yer yıkıldı. Bizimkiler enkaz altında kaldı.
 Tarihte yakın zamanda pek örneği yoktu bunun. Doğal afetler üst üste gelir. Öğretmişlerdi bunu. Büyük deprem sonrası okyanus kenarındaysanız tsunami yaşanabilirdi veya deprem sonrası şiddeti çok daha az artçı depremler olurdu.
 Ama hiçbir zaman aklıma gelmezdi. Yaşanan depremden 8-9 saat sonrası daha büyüğünü yaşamak…
 Hayat orada ikiye ayrılmıştı. Enkazın altında sesini duyurmaya çalışanlar ve tonlarca enkazın altında sevdiğinin sesini duymaya çalışanlar…
Kimileri yeni evlenmişti. Kimileri ise evliliğe hazırlanıyordu. Kimilerinin de yeni çocuğu olmuştu. Ama kader maalesef aynıydı. Hayatın ikiye ayrıldığı noktada bile şanstan söz edemiyorduk.
 O Şubat ayı İstanbul’da soğuktu. Dışarıya çıktığımda üşüyordum. Sonrasında enkaz altındaki çocukların üzerine kar yağdığı geliyordu aklıma. Acıkıyordum. Bir süre yemek yiyemedim. Ne zaman denesem yemek yemeyi, insanların açlıktan öldüğü geliyordu aklıma. Kendimi çaresiz hissediyordum. Bu sefer de enkaz altındaki çocuklarını kurtarılması için 1 haftadır bekleyen anneler, babalar geliyordu aklıma. Sanki üşümeye, acıkmaya, çaresiz hissetmeye hakkım yok gibiydi. Gece kafamı yastığa koyduğumda gözlerime uyku girmiyordu. Acaba enkaz altındaki insanlar üşüyor mu sorusu gözlerimi kapatmama engel oluyordu. Her şey üst üste gelmişti. Önce insanların üzerine evler yıkılmıştı. Sonrasında ise üstlerine kar yağıyordu.
 Kimileri deprem öncesi şehir dışına çıkmıştı. Ailelerine görüşürüz diyerek gitmişlerdi. Ancak geriye döndüklerinde aile diye bir şey kalmamıştı.
 Gerçekten zor zamanlardı. Ancak üzülerek söylüyorum ki yine gündem olmaktan çıkardık. Fay hatlarının üzerinde yaşayıp depremden bu kadar uzak konuşmak en büyük hatalarımızdan biri.
 Böyle bir afeti sadece yaşadığımız vakitlerde gündemde tutuyoruz. Oysa hayatımızın en büyük gerçeğini bir an bile unutmak bizlere çok pahalıya mâl oluyor.
 Yapmamız gereken depreme karşı en azından bilinçli bir nesil yetiştirmek olmalı. Deprem sırasında herkesin ne yapması gerektiğini bilmesi gerekiyor.
 Vatandaş olarak yapmış olduğumuz yapıları nereye yaptığımıza, kaç katlı olduğuna, nasıl malzeme kullandığımıza kadar dikkat etmemiz şart. Elbette bunların denetlenmesi lazım. Ancak diğer tarafta bunlar denetlenmese dahi insanları bile bile ölüme sürükleyemeyiz.
 Bir de bir mesele daha var. Telekomünikasyon şirketlerine güvenme olayından vazgeçmeliyiz. Her yaşanan depremde aynı olaylarla karşılaşıyoruz. O kadar mağduriyetin ardından insanlara bedava internet dağıtıyorlar… İnsanların aklıyla dalga geçmek tam olarak bu.
 6 Şubat’tan bu yana 3 sene geçmiş. Tekrardan kaybettiklerimizi yâd ediyorum. Kalanlara ise Allah’tan sabır diliyorum.