ABD-İran gerilimi!
Uluslararası konjonktürü okuyabilmek zor.
Bu konuda yapılan ve yaptığımız tahminler sadece bir öngörü ve varsayım.
İran-ABD gerilimi günlerdir sürüyor.
ABD Başkanı Trump hergün başka şeyler konuşuyor ve tehdit etmeye devam ediyor.
İran yetkilileri de bu tehditlere cevap vererek benzer tehditler de bulunuyor.
Siyonist güdümlü Dünya basını sürekli kışkırtarak bir savaşı körüklemeye devam ederken, bizim medya kuruluşlarımızda aynı şekilde "ABD, İran'a bugün saldırır mı" Şeklinde başlıklar atıyor.
1979 yılında, Fransa'dan, İran'a giden Humeyni'nin uçaktan iner inmez ilk cümlesi "İsrail yok edilecektir" Olmuştu.
Bu aslında siyonistlerin arayıpta bulamadığı bir hazine gibiydi.
Zira; Siyonist İsrail'in, işgal ettiği Filistin topraklarında yaptığı ve yapacağı katliamları ve işgal politikasını uluslararası arenada meşrulaştırmak için en önemli kullanışlı aparat olacaktı.
O günlerden bugüne gelindiğinde, İran, İsrail'e yönelik tehditlerini hep devam ettirdi ancak icraata yönelik ciddi bir hamlesi olmadı.
Buna karşın İsrail ve ABD, İran'ın bu tehditlerini İsrail'in yayılmacı işgal politikasını aklamak ve Filistin'de işlediği cinayetleri, tecavüzleri, gaspları ve bilimum kötülüklerini perdelemek için kullandı ve kullanmaya devam ediyor.
İran'ın vesayet gücü Hizbullah sebebiyle İsrail, Lübnan'a defalarca saldırdı.
İran, İsrail'e karşı gösteremediği cesareti Suriye'de masum sivil sünnilere göstererek, binlercesini katletti!
Mezhepçi İran, sapkın mezhebini yaymak ve otorite sağlamak için Suriye'de binlerce sünniyi katlederken ne yazık ki, bunuda İslam adına yaptığını iddia etti!
Sünnileri öldürürken tekbir getiren sapkın bir zihniyet!
Bakıldığında "Siyonist İsrail katillerinden ne farkı var?" Diye sorduracak cinsten!..
Bunu unutmamak üzere bir tarafa koyuyorum.
İran-İsrail arasındaki sözde düşmanlığa gelince: Aslında İran ve İsrail, bölge de sürdürdüğü yayılmacı politikalarını bu sözde düşmanlık üzerinden yürütüyor. Birbirlerinin varlığına şiddetle muhtaç ve birbirinin varlığından geçinen iki yapıdır.
İran, kendi iç politikasını bu sözde düşmanlık üzerinden dizayn ediyor.
Ekonomisi yerlerde sürünen İran, iç kamuoyunun tepkisini İsrail ve ABD düşmanlığı üzerinden susturuyor.
ABD üssünün uzağına önceden haberdar edilerek üç beş füze atarak halkı bu düşmanlık etrafında konsolide ediyor.
Hakkını yemeyelim; İsrail'le gerçekleşen 12 gün savaşında nihayet gerçekten bir savaşa girdi İran. İsrail'e önemli hasar verdi.
ABD savaş uçakları İran'ın nükleer tesislerini bombaladı.
Bu hakikatide ortaya koyalım. Bunlar danışıklı döğüş değildi hakkını vermek gerekir.
Lakin, İran'ın, mezhepçi politikasının İslam aleminin vahdetine dair verdiği zarar da hakikattir.
Peki: ABD, İsrail'e saldırabilir mi?
Evet bu mümkün görünüyor. Zira artık siyonist İsrail ve koruyucu hamisi ABD'nin, işgal ve katliam politikasını perdeleme ve kamuoyu nezdinde meşrulaştırmaya yönelik bir kaygısı yok!
Artık hiç sebep göstermeye ihtiyaç duymadan aleni şekilde yapabiliyorlar. Nitekim ABD Başkanı Trump; Uluslararası hukuka ihtiyacım yok, beni durduracak tek güç vicdanımdır " Demedi mi?
Dünyanın kaderi, Epstein belgelerinde ismi sapkınlıklarla ve 13 yaşında bir kız çocuğuna tecavüzle anılan Trump'ın olmayan vicdanına kalmış anlaşılan. Bu da ayrı bir konu.
Asıl konuya dönersek; İran, ABD ve İsrail için "Tahteravalli" Olma görevini layıkı veçhile yerine getirmiş ve artık ihtiyaç dışı kalmıştır.
Dolayısıyla kullanım süresi bitmiş bir İran neden yekpare tek parça kalsın ki? Diye düşünen İsrail, İran'da hem kendine yakın bir kukla yönetim getirerek rejim değişikliği yapmak hem de İran'ı birkaç parçaya bölerek kendi güvenliğini güçlendirmek istiyor.
Şu da bir gerçek ki; İran'a olası bir ABD saldırısı ve İran'ın bölünmesi hem bölgemiz açısından hem de ülkemizin dış politikası bakımından kötü sonuçlara yol açacaktır.
Zaten Türkiye Dışişleri, olası bir saldırıyı engellemek için büyük çaba sarfediyor.
Bölgemizde İsrail'i güçlendirecek her hamle İslam coğrafyasının aleyhine olacaktır.
İran yönetiminin Suriye'de yaptığı sünni katliamına rağmen, İran'da yaşayan 90 milyon halk elbette bizim kardeşimizdir. Özellikle İran'da yaşayan 30 milyon civarında Azerbaycan Türkünün varlığı bizi İran konusunda daha hassas düşünmeye mecbur kılıyor.
Hülasa: Siyonist İsrail ve ABD'ye karşı İran'ın yanında olmak bir tercih değil zorunluluktur.