TÜRK BAYRAĞI GÖRDÜM!

Denildi mi bir yerin adına Türk beldesi;
Gözüm al bayrak arar, kulağım ezan sesi.
(Necip Fazıl Kısakürek)
2023 Haziran’ında Norveç’ten yani gurbet elden anavatana kavuşmak üzere yola revan oldu Temel ailesi. Gün geçmiyordu ki vatan hasretiyle yürekleri yanmasın. Vuslat bir türlü gelmiyordu sanki. Günler, geceler, saatler ve dakikalar durmuş gibiydi. Kapıkule sınır kapısından geçtiler nihayet içeri. Ah şanlı bayrak, nazlı hilal salına salına “Hoş geldiniz” demeye varmadan fark etti onu 9 yaşında yiğit evlat Hüseyin. Gözlerinden yaşlar boşaldı. Bir nâradır koptu yüreğinden. Onu duyan yürekler aynı hisle doldu… “Türk bayrağını gördüüüm!” Destan değildi bu, tek bir cümle; lakin neler neler barındırıyordu içinde? Hasret, sevda, ana, baba, vatan, şüheda, ev, huzur, sükûn, güven, emniyet, istiklâl, hürriyet, şan, şeref, devlet…
Yetmez. bayrağımızın neyi temsil ettiğini Rahmetli D. Mehmet Doğan’dan dinleyelim;
“ Ay yıldızlı bayrağın köklü bir geçmişin mirası olduğunu bilmek zorundayız. Bu Türk bayrağı mıdır? Evet öyledir! Fakat aynı zamanda Osmanlı bayrağıdır. Aynı zamanda İslâm bayrağıdır!
Günümüzde halkı Müslüman ülkelerin semalarında iki tür bayrak dalgalanır. Malezya’dan, Pakistan’dan Cezayir’e kadar ayyıldızlı bayrağı alem yapan İslâm ülkeleri vardır.
Hilâlin İslâm’ın sembolü olduğunu bilmeyen yoktur. O Selahaddin’in bayrağında olduğu kadar Yavuz’un bayrağında da vardır. Osmanlı yüzyıllarca İslam’ı temsil eden bir konumda olduğu için bu bayrağı yere düşürmemeye gayret göstermiştir.
Hilâl, zaten camilerin alemidir. Yani İslâm mabedlerinde hilâl sembolü bulunur. Bu sebeple Türkiye’de camilere bayrak asmaya gerek yoktur. Diyeceksiniz ki “Hilâli anladık da yıldız ne oluyor?”
“Türk” kavramı etnikliği, ırkı aşan bir muhtevaya sahip. Hilâlin İslam’ın sembolü olmasının arka planında “Allah lafzı ile hilâlin ebced değerinin eş olması vardır. Bayrağımıza Allah yazmadık, onu bir sembolle ifade etmek için hilâli yerleştirdik. Sonra da yıldızı ekledik, peki neden? Eğer biraz eski yazı bilinirse, yıldızın “Muhammed” yazsısının sitilize edilmiş şekli olduğu kolaylıkla keşfedilebilir.
Bayrağımızda kelime-i tevhid sembolize edilmiştir. Hilal Allah’tır, yıldız Hz. Muhammed!

Bayrağımızda Allah ve Muhammed var! Biz sembollerle konuşan medeniyetin varisiyiz.
Bugün Balkanlarda dolaşanlar görürler. Camilere, dinî idare merkezlerine ekseriya yeşil ay yıldızlı bayrak asılır.”
Osmanlı bayrağı altında her nevden millet huzurla yaşamıştı. Ardından bir hüzün kaplamıştır sineleri; bir tahassür…
Osmanlı sonrası bayrak hasretinin ne olduğunu gelin Şam’dan seyredelim;
Şam’ın Berede kıyısı, günlerden Pazar… Her taraf kalabalık. Asfalt yolu dolduran otomobiller… Kenarda tertemiz kıyafetli iki ihtiyar.. Biri âmâ; sopasına dayanmış, iki büklüm. Öteki onun kolunda… Sessiz sedasız öylece duruyorlar. Al bayrak rüzgârın okşayışıyla hafif hafif dalgalanıyor. Gözleri görmeyenin kolundaki ihtiyar birden koşmaya başladı. Bayrağı, açtığı avuçlarına doldurdu, başını eğdi, öptü, öptü..
Herkes kendi âlemindeydi. İhtiyar âmâ arkadaşının yanına dönerken , benzi sararmış mosmor dudakları titriyordu.
-“Beni bırakıp nereye gitti ya hu?” dedi arkadaşı.
-“Onu gördüm, dayanamadım, gittim, yüzüme gözüme sürdüm, doya doya öptüm..”
-“Kim o?”
-“Türk bayrağı”
-“Nerede? Sahi mi? N’olursun beni de götür. Beni de…”
İki ihtiyar, el ele, birbirlerine sokulmuş, heyecan içinde, sarsıla sarsıla, bayrağa doğru koştular…
***
Onun gölgesi yetiyordu her yere ve ebediyen yetecek. Belki şimdi biraz mahzun nazlı bayrak; kuvvetli bir rüzgâr bekliyor belki Gazze. Düğünlerinde Türk bayrağı taşıyan Filistinliler bekliyor o rüzigârı..
Fakat bir kırılası el Nusaybin’de dokunmaya kalktı mukaddes emanetimize. Söyleyin onlara biz Kahraman Maraş’ta Fransız’ın bir gafletle indirdiği şanlı bayrağımızı yeniden kaleye dikmeden Cuma namazına durmayan şanlı ecdâdın torunlarıyız! Bayrak inmez! Vatan bölünmez!