Türkiye’nin Proaktif Dış Politikası: Mazlumun Yanında, Güçlünün Karşısında Bir Duruş

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Son yıllarda dünya siyaseti, belirsizliklerin, krizlerin ve güç mücadelelerinin giderek sertleştiği bir zeminde ilerliyor. Küresel sistemin adaletsizlikleri daha görünür hâle gelirken, özellikle Müslüman coğrafyalar ya savaşla, ya ambargoyla ya da siyasi istikrarsızlıkla sınanıyor. İşte tam da bu noktada Türkiye’nin izlediği proaktif dış politika, yalnızca bir devlet stratejisi değil; tarihimizden, inancımızdan ve medeniyet tasavvurumuzdan beslenen ahlaki bir duruş olarak öne çıkıyor.

Türkiye artık bekleyen, gelişmeleri uzaktan izleyen, başkalarının çizdiği sınırlar içinde hareket eden bir ülke değildir. Bugün Türkiye; sahada var olan, masada söz söyleyen, gerektiğinde inisiyatif alan bir aktördür. Bu yaklaşım, “güçlü olan haklıdır” anlayışının hâkim olduğu uluslararası düzene karşı, “haklı olan güçlüdür” ilkesini savunan bir duruşun yansımasıdır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır dile getirdiği “Dünya beşten büyüktür” çıkışı, bu duruşun en net ifadesidir. Bu söz, yalnızca Birleşmiş Milletler sistemine yönelik bir eleştiri değil; küresel adaletsizliğe karşı vicdani bir itirazdır. Filistin’de, Arakan’da, Suriye’de, Libya’da, Somali’de ve daha birçok mazlum coğrafyada Türkiye’nin sesinin gür çıkması, işte bu itirazın sahadaki karşılığıdır.

Özellikle Filistin meselesinde Türkiye’nin tavrı, konjonktürel değil ilkeseldir. Zulmün kimden geldiğine bakmadan, mazlumun yanında durmak; bizim ecdadımızdan miras aldığımız bir devlet aklıdır. Osmanlı’nın asırlar boyunca Kudüs’te tesis ettiği adalet anlayışı, bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin diplomatik söyleminde ve insani yardımlarında yaşamaya devam etmektedir.

Proaktif dış politika aynı zamanda savunma sanayinde atılan adımlarla da somutlaşmıştır. Kendi İHA’sını, SİHA’sını, gemisini, uçağını üreten bir Türkiye; dış politikada bağımsız hareket edebilmenin en temel şartını yerine getirmiştir. Savunmada dışa bağımlılığın azalması, siyasi iradenin de güçlenmesi anlamına gelmektedir. Bugün Türkiye, başkalarının güvenlik şemsiyesi altına sığınan değil; dostlarına güven veren, düşmanlarına caydırıcılık sağlayan bir ülkedir.

Elbette bu duruşun bedelleri vardır. Baskılar, tehditler, ekonomik operasyonlar ve algı saldırıları eksik olmamıştır. Ancak tarih bize şunu öğretmiştir: Hak bildiği yoldan geri adım atanlar değil, sabırla ve kararlılıkla yürüyenler kazanır. Türkiye’nin son yıllarda karşılaştığı tüm zorluklara rağmen istikametini koruması, bu kararlılığın göstergesidir.

Muhafazakâr ve mütedeyyin bir toplum olarak bizler için dış politika, yalnızca çıkar hesabından ibaret değildir. Adalet, merhamet ve sorumluluk bilinci; devlet aklının ayrılmaz parçalarıdır. Türkiye’nin bugün izlediği proaktif dış politika, tam da bu değerlerin modern dünyadaki tezahürüdür. Ne maceracıdır ne de edilgen. Aksine; hesaplı, ilkeli ve vicdanlıdır.