HÜZNÜN HASADI: MİRAC

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Hudavendim ata kıldı mi’râc

Rahmet bahri tolup taşıp urdı mevvâc

Hikmet kıldı mi’râc sözün kul Hace Ahmed

Şükür Allah Mustafaga kıldı ferzend  (Ahmed Yesevi mi’râciyyesi)

Recep ayının 27. gecesi bütün gönülleri Mirac’la buluşturdu. Mescidler dolup taştı. Hele Harem-i Şerifeyn sanki Hacc mevsimindeymişcesine  kalabalıklaştı. Ah o sevad-ı âzama baktıkça gönlüm bir hoş olurdu evvel eski; şimdi ise garip bir hüzün kaplıyor yüreğimi. Utanıyorum.  Bunca Müslüman yalnız burada mı bir araya gelir; sadece umre vazifesini mi İslam’dan ibaret bilir? “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk!” nidası ile Rabbi Zülcelâle seslenirken yani “Buyur Allah’ım Buyur!” derken Gazze’deki kardeşlerimizin hâli, onları yapayalnız kimsesiz bırakmanın utancı gelmez mi akıllara? İslam Âlemi neden sadece Kâbe’ye sıkışıp kaldı? Bilmediğimiz bir boykot mu var sahi? Nedir bu hâl-i pür melâl? Nedir bu sadece Kâbe’ye akan insan seli?

Mirac ne demekti? Hangi hüznün hasat mevsimiydi? Haydi gelin Mirac hediyelerini şimdilik evimizin en kıymetli köşesine koyup saadet asrının muhrik senelerine gidelim.

Peygamber Efendimiz (sav) açıktan tebliğe yani davete başlayınca Mekkeli Müşrikler de günden güne öfke ile dolmuşlardı. Ve artık çığ gibi artan İslam’la müşerref olma vakalarını durdurmak için bir karar aldılar ve o kararı Kâbe duvarına astılar. Boykot edeceklerdi Müslümanları. Onlarla selamı kesecek, alış-veriş etmeyecek, evlenmeyi yasaklayacaklardı. 616’da başlattıkları boykot tam üç sene sürdü. Bu öylesine sert bir uygulamaydı ki Mekke’nin bir mahallesine sıkıştırdıkları Müslümanların dışarıyla temasını kesiyor içeriye yardım ve yiyecek gelmesini engelliyorlardı. Öyle bir hadde dayanmıştı ki boykot sahabelerden biri bir gece yerde bulduğu bir deri parçasını hızlıca haşlayıp yemek zorunda kalmıştı. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Hatice servetini son damlasına kadar reva etmiş lakin o sermaye de tükenmişti. Yaprak ve otlarla evlatlarının açlığını gidermeye çalışıyorlardı ya nafile. Hayır Gazze’yi değil Mekke sokaklarını anlatıyorum.

619 senesine gelindiğinde Kâbe’ye asılan boykot kâğıdının kurtlar tarafından yenildiğini gördü Müşrikler ve Müslümaların tavizsiz izzetli direnişi karşısında  pes edip 3. yılın sonunda boykotu kaldırdılar. 

Bir sürûr kapladı Hüzün Peygamberinin nahif fuâdını… Bu çetin imtihan nihayet bitmiş miydi? Kucakladı Hatice’sini, onu terk etmeden duran Sahabelerini…

Ahh.. İmtihan diyarıydı bu dünya.. Ona ilk inanan kişiyle başladı ilk veda. Haticesi ile veda etme vakti gelmişti. Dizleri birden tutmaz olmuştu sanki. Odadan dışarı adım atamaz olmuştu En Sevgili.. 

Sonra ne mi oldu? İkinci veda da geldi? Onu herkese karşı koruyup kollayan amcacığı Ebu Talip de veda ediyordu yeğenine..

Bu nasıl derin bir yaraydı böyle? Bu senenin adını koymak düşmüştü Resul’e. “Sene-i Hüzn”.. Kelimeler hüzünden başka söz sarf edemez olmuştu olmasına ya hüznünü yaşamasına müsaade yoktu bîçare ümmet onu bekliyordu. 

Zorlayarak ayağa kalktı Resul. Onu ayakta gören Müşrikler hâmisiz kalan yeğene işkencelerini artırmıştı. Namaz kılarken Kâbe’nin yanında hayvan işkembeleri atıyorlardı üzerine, toprak sepiyorlardı mübarek bedenine. Hz. Fatıma ağlayarak temizliyordu babacığını. 

Ümitsiz olmaz yakışmazdı Müslüman’a. Bir ümit yola revan olacak Taif’e, dayıoğullarının yanına gidip İslam’ı tebliğ edecekti. Vardı Taif’e 10 gün boyunca kaldı. Lakin oradan da eli boş dönerken Zeyd b. Harise ile çocukların kendilerine taş attığını gördüler. Aman Ya Rabbi! Bu taşları engelleyemiyordu sermüezzin. N’olaydı? Hepsi kendine değeydi hepsi başına isabet edeydi de Habibullah’a değmeyeydi bir teki. Olmadı kan revan içinde kaldı ikisi de..

 Gök cezbeye geldi. Cebrail (as) indi iki dağın arasındaki Taif’e. “Ey Nebiyullah. Dile bu iki dağı bir birinee geçirip bu kavmi helak edeyim!” dedi. Elbette katiyen razı olmadı; “Onlar gafil” dedi Resul…

***

Ve hüzün içre hüzne kapılmış Sevgili, Hatime’de iken, tek kelime etmeden hüznünü ve şikâyetini Yaradan’a arz ederken yani Taif’teki taşların yarası henüz kapanmamışken, 600 kanadıyla ışıklandırdı gecesini meleklerin en büyüğü Cebrail.  Müjdelerin en büyüğüyle geldi…

İşte hüzün dolu senelerin hasadıydı Mirac. 

 Evvela Müslümaların ilk kıblesine götürdü onu Cebrail. Kudüs olmadan olmazdı Ey Müslümanlar. Mescid-i Aksa olmadan olmaz! Peygamber Efendimiz “Oraya gidin muhakkak. Eğer gidemezseniz bari kandillerine yap gönderin” derken bize Mirac’ı hatırlatıyordu ve kandillerini söndüremeyin derken II. Abdülhamid gibi oranın üzerine titreyin Aksa’yı karanlıkta bırakmayın diyordu. Lakin biz o nüansı maalesef idrak edemedik. 

Eğer zerre miskali anlayabilseydik bugün kardeşlerimiz Taif’te Müşriklerin attığı taşlar misali İsrail’in attığı taşlarla yıkılmaz; Müslümanların Sükût bombardımanına maruz kalmazdı.

Gazze’ye Mirac muhakkak gelecek! Fakat biz o zaman nerede ve hangi safta olacağız?  Esfeli safilinden mi? Onlara gelen Mirac’ı tasdikleyen Ebu Bekir gibi Sıddıklardan mı?

16 Ocak 2026