Osmanlılar Döneminde Filistin’e Yahudi Göçü (11)
2.8.3. Kültürel ve Dini Dinamikler
Filistin, Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler için kutsal bir bölge olduğundan, Yahudi göçü dini hassasiyetleri de etkilemiştir. Abdülhamid, Halife sıfatıyla Filistin’in dini önemini koruma sorumluluğunu hissetmiş; bu, göç politikalarını şekillendirmiştir. Yahudiler ise İbranice eğitimi ve dini merkezlerle kültürel kimliklerini güçlendirmiştir. Akar, dini ve kültürel dinamikleri inceler.[1]
3. Osmanlı’nın Yahudi Göçüne Karşı Politikaları ve Mücadele Süreçleri
Yahudi göçü, Osmanlı’daki diğer göç hareketleriyle karşılaştırıldığında benzersiz özellikler taşır. Örneğin, Çerkes göçmenlerin Anadolu’ya yerleştirilmesi, Abdülhamid’in Yahudilere önerdiği alternatif yerleşim politikalarına benzerlik gösterir; ancak Çerkesler, siyasi bir hedef gütmediği için daha az denetlenmiştir. Rus İmparatorluğu’ndaki Yahudi göçü ise, Osmanlı’daki kadar merkezi bir kısıtlama ile karşılaşmamıştır, çünkü Rusya Yahudileri yurtdışına göçe teşvik etmiştir.
Osmanlı Devleti, Yahudilerin Filistin’e ilgisini endişe ile takip ediyor ve bölgeye göç ile arazi alımını yasaklıyordu. Çünkü bu göçün masum bir göç değil siyasi bir amacı olduğunun farkındaydılar. Osmanlı Devleti’nin bölgeye Yahudi göçü ile ilgili izlediği siyaseti şu şekilde özetleyebiliriz:
3.1. İlk Dönemi (16.-18. Yüzyıl)
Osmanlının ilk dönemlerinden bölgedeki Yahudi nüfusu tehlike yaratacak şekilde değildi. Bu nedenle onlara iyi davranıldığı gibi her türlü kolaylık gösterilmiş, Osmanlı vatandaşı olmanın avantajlarından yararlanmaları sağlanmış, onları zımmi statüsünde tutmuş, Hahambaşılığı Yahudi milletinin temsilcisi olarak tanıyıp Padişahla doğrudan görüşebilme yetkisi vermiştir. Bu şekildi dini, sosyal ve ekonomik özgürlük tanımış; Batı da olduğu gibi Yahudi düşmanlığı yaşanmamıştır. Ayrıca bölgeye göçü özel olarak kısıtlamamış, ancak yerel düzeyde vergilendirme ve idari denetim uygulamıştır.
Fakat Tanzimat Döneminde (1839-1876) yapılan reformlarla durum değişmeye başlamıştır. Bu reformlarla Yahudilere daha fazla hak tanındığı gibi göçü de kolaylaştırılmıştır. Buna rağmen göç bu dönemde siyasi bir tehdit olmamıştır. Tanzimat’ın eşitlikçi politikası Yahudilerin Osmanlı toplumu ile entegrasyonunu artırmıştır.[2]
3.2. II. Abdülhamid Dönemi (1876-1909)
II. Abdülhamid, Yahudi göçüne karşı en sert politikaları uygulayan padişah olmuştur. Çünkü Yahudiler bu dönemde Siyonizm olarak tekrar örgütlenmişler ve arkalarına batı siyasi gücü ile Yahudi sermayesini alarak Osmanlı Devletinin mali iflasından da yararlanarak sıkıştırmaya başlamışlardır. Batılı Devletler de ülkelerindeki bu sosyal yarayı Osmanlı Devletine taşıyarak hem sorunu kendilerinden uzaklaştırma ve hem de Osmanlı Devletini kontrol altına alarak nüfuz alanlarını Ortadoğu’ya kadar uzatma imkânını elde etmişlerdir.
II. Abdülhamid, Osmanlı’nın çok dinli ve çok kültürlü yapısını koruma politikası doğrultusunda Yahudilere bireysel haklar tanımış, ancak Filistin’e toplu Yahudi göçüne ve Siyonist hareketin siyasi hedeflerine karşı çıkmıştır. Yahudiler, Osmanlı tebaası olarak Müslümanlarla eşit haklara sahipti, ancak Abdülhamid, Filistin’in dini ve stratejik önemini göz önünde bulundurarak bu bölgede Yahudi yerleşimini sıkı bir şekilde denetledi.
- Filistin’e Göç Kısıtlamaları: 1882’de Yahudilerin Filistin’de arazi satın alması ve toplu yerleşim kurması yasaklandı. Bu yasaklar, Avrupa’daki antisemitizm ve Siyonist hareketin etkisiyle artan Yahudi göçünü kontrol altına almayı amaçlıyordu. Osmanlı yönetimi, Yahudi göçmenlerin Osmanlı tabiyetine geçmeleri halinde yerleşime izin vermiş, ancak kontrolü sürdürmeye çalışmıştır. Örneğin, Avrupa vatandaşlığı taşıyan Yahudilerin Filistin’e yerleşimi kısıtlanmış, diğer bölgelere gönderilmişlerdir. Ayrıca Filistin’e hareket göç eden Musevi göçmenlere vize verilmesini engellemiş, ilgili limanlara talimat göndermiştir. Hatta karaya çıkartılmaması ile ilgili olarak talimat göndermiştir.
- Siyonist Hareketle Çatışma: Theodor Herzl’in 1901’de Abdülhamid’le görüşmesi, Siyonist hareketin Filistin’de bir Yahudi yurdu kurma hedefini Osmanlı’ya taşıdı. Abdülhamid, Herzl’in borç ödeme karşılığında Filistin’de yerleşim önerisini reddetti ve “Bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam” diyerek tutumunu netleştirdi. Filistin’e Musevi göçünün siyasi bir programa dönüşmeye başladığı 1880 yılından itibaren, Osmanlı hükümeti tarafından sürekli bu göç Filistin dışına yönlendirmesi konusunda tedbirler alınmaya çalışılmıştır.
- Osmanlı Ordusunun Rolü: Osmanlı ordusu, Yahudi yerleşimlerini denetlemek için jandarma birlikleri kullanmıştır. Örneğin, 1890’da Yafa’da jandırmanın Yahudi göçmenleri sınır dışı etme çabası raporlanmıştır.[3]
- Yabancılara Arazi Satışı: 19. Yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti’nin diğer bölgelerinde olduğu gibi Kudüs ve çevresinde de yabancıların daimi ikamet izinleri olsa dahi arazi ve emlak satın almaları yasaktı. 1880-1914 yılları arasında Filistin’de toplam 650 bin dönüm arazi tamamen siyasi amaçlarla hareket eden Yahudi şahıs ve kuruluşların eline geçti. ll. Abdulhamid’in yayınladığı Filistin’de arazi satışı ve Musevi göçünü yasaklayan iradesine rağmen bu kadar büyük genişlikte arazinin el değiştirmesi, üzerinde durulması gereken bir kondur. Burada dikkat çekilmesi gereken husus, Osmanlı Devleti’nin, bu dönemde yabancıların arazi satın alma konusundaki uluslararası tanıdığı haklar dolayısı ile engellemesinin mümkün olmadığıdır. Bu konuda Rusya, Almanya, Avusturya ve İtalya vatandaşlarının Osmanlı topraklarında arazi satın alabileceklerin dair imzalanmış protokoller bulunmaktaydı. Bundan dolayı Musevilerin Filistin’de geniş araziler satın alması karsısında devletin içinde bulunduğu çaresizlik ilgili makamlara gönderilen bir yazıda şu şekilde ifadesini bulmaktaydı:
“Ecnebi devletlere daha önce verilmiş taahhütler ve kararlaştırılmış olan hususlara göre; ecnebilerin Osmanlı Devleti sınırları içerisinde, Osmanlı tebasından olanlar gibi emlak sahibi olmaları engellenemeyeceğine binaen adı geçen Baron Roşild ile sair şahısların satın almış oldukları arazinin ferağ (bir arazinin kullanım hakkının devri) muamelesinin tehiri maslahata uygun olmayıp, Osmanlı topraklarına topluca göç etmek konusunda alınmış olan karar Hariciye Nezareti tarafından ilgili devletlerin sefaretlerine bildirilmiştir.”
- Sultan ll. Abdulhamid, bölgedeki büyük arazileri devlet üzerine ve şahıs üzerine kaydederek bir şekilde satılmasını önlemeye çalışmıştır.[4]
[1] Ramazan Akar, a.g.e.
[2] Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi. Eren Yayıncılık, İstanbul 1994. İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Son Dönem, Timaş Yayınları, İstanbul 2008.
[3] Ramazan Akar, a.g.e.; Ömer Tellioğlu, a.g.e.; BOA, DH.MKT 1769/90.
[4] Ömer Tellioğlu, a.g.e.