Osmanlılar Döneminde Filistin’e Yahudi Göçü (8)

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Yani Osmanlı Devleti bir Yahudi Düşmanı devleti değildir, fakat Siyonizm’in emellerinin farkında olduğundan onlara karşı da önlem almaya çalışmış ve bu durum Sultan'ın tahttan indirilmesine de yol açmıştır. Ortaylı, Herzl’in Osmanlı ile görüşmelerinin başarısızlığını ve Yahudilerin alternatif stratejilere yöneldiğini belirtir. Sezai Balcı ve Mustafa Balcıoğlu Kitaba göre, II. Abdülhamid döneminde Osmanlı Devleti ile Rothschild ailesi arasında doğrudan mali ilişkiler kurulmuştur. 1891 ve 1894 yıllarında Rothschild bankacılık ağı üzerinden Osmanlı Devleti, toplamda 14.5 milyon sterlin borç almış; bu borçlar %3,5 ila %4 faiz oranıyla 60 yılı aşkın vadelerle yapılandırılmıştır. Bu krediler, daha önceki dış borçların ödenmesi ve mali istikrarın sağlanması amacıyla kullanılmıştır. Rothschildler bu süreçte yalnızca aracı değil, doğrudan alacaklı konumundadır. Bu durum, II. Abdülhamid’in Avrupa sermayesiyle kurduğu ilişkilerin sanıldığından daha esnek ve uzlaşmacı bir zeminde yürüdüğünü göstermektedir. Kitapta vurgulanan bir diğer önemli konu, Edmond James de Rothschild’in 1880’lerin başından itibaren Filistin topraklarında başlattığı kolonizasyon faaliyetleridir. 1882 ile 1900 yılları arasında yaklaşık 250.000 dönüm arazi satın alınmış; bu topraklara 12'yi aşkın Yahudi tarım kolonisi kurulmuştur. Osmanlı yönetimi, yerel düzeyde zaman zaman bu hareketleri soruştursa da, genel itibariyle engel olamamıştır. Arazi alımları, 1869 tarihli “Yabancıların Taşınmaz Mal Edinmeleri Hakkında Nizamname” ile mümkün kılınmış ve çoğu zaman yerel yönetimlerin ihmali veya işbirliğiyle gerçekleştirilmiştir. Bu durum, II. Abdülhamid’in “Filistin’e Yahudi göçünü kesin olarak reddettiği” yönündeki yaygın tarih anlatısını sorgulatmaktadır. 

2.3. Yerel Stratejiler ve Aracı Kullanımı

Yahudiler, Osmanlı’nın arazi satın alma yasağını aşmak için yerel aracıları, Osmanlı tebaası olan kişileri ve bazen rüşveti kullanmıştır. Kaynaklar, Yafa ve Kudüs’te arazi alımlarının yerel yöneticilerin göz yumması veya konsoloslukların koruması altında gerçekleştiğini vurgular. Örneğin, 1890’da Kudüs’te bir arazi alımı, yerel bir Osmanlı tebaasının adına kaydedilmiştir.

880’lerden itibaren, özellikle Rusya ve Doğu Avrupa’dan gelen Yahudiler, Filistin’e küçük çaplı göçler başlattı. Bu dönemde, Yahudiler genellikle tarım kolonileri (örneğin, Rishon LeZion ve Petah Tikva) kurarak yerleşmeye çalıştı. Ancak, Osmanlı’nın 1882’de getirdiği arazi satın alma yasağı, bu çabaları zorlaştırdı. Yine de, bazı Yahudiler, aracı kişiler veya Osmanlı bürokratlarıyla anlaşarak arazi satın almayı başardı.

Bu konu aynı zamanda Filistinliler Yahudilere toprak sattı eleştirisinin de temelini oluşturmaktadır. Karpat, Yahudilerin yerel düzeyde geliştirdiği stratejilerin Osmanlı politikalarını zorlaştırdığını belirtir. Shafir, Yahudilerin arazi satın alma süreçlerinde karşılaştıkları engelleri ve Osmanlı yönetiminin bu konudaki tutumunu detaylı bir şekilde inceler. 

2.4. Yahudi Göçmenlerin Heterojen Yapısı

Filistin’e gelen Yahudiler homojen bir grup değildi. Siyonist ideolojiye bağlı olanlar, dini nedenlerle gelenler (örneğin, Yemen Yahudileri) ve ekonomik fırsatlar arayanlar arasında farklar vardı. Kaynaklarımız, 1880’lerde Yemen Yahudilerinin dini motivasyonlarla Kudüs’e yerleştiğini ve Siyonist hareketten bağımsız olduğunu vurgular. Aşkenaz Yahudileri ise tarım kolonilerine odaklanmıştır. Öke, Yahudi göçmenlerin heterojen yapısını ve bu çeşitliliğin yerleşim süreçlerine etkisini inceler. 

2.5. Kültürel/Sosyal Faaliyetler Kadınların ve Gençlerin Rolü

Her zaman olduğu gibi yeni bir yerleşim açılırken kadın ve gençlerin dinamizmin yararlanılmış ve Yahudi yerleşimciler arasında kadınlar ve gençler, tarım kolonilerinde ve kültürel faaliyetlerde önemli roller üstlenmiştir. Örneğin, Hovevei Zion hareketindeki gençler, tarım kolonilerinin kurulmasında öncü olmuş; kadınlar ise eğitim ve sağlık hizmetlerinde çalışmıştır. Yahudi yerleşimciler, İbranice eğitimi teşvik eden okullar ve kültürel dernekler kurarak kimliklerini güçlendirmiştir. Akar, kadınların ve gençlerin Yahudi yerleşimlerindeki rollerini inceler. Akar, Yahudi yerleşimcilerin kültürel faaliyetlerinin Filistin’deki sosyal yapıyı nasıl etkilediğini anlatır. 

2.6. Yerel Direnç/Gerilim ve Osmanlı Toplumuyla İlişkiler

Yahudi yerleşimciler, Filistin’deki Arap nüfusla arazi ve su kaynakları konusunda sıkça çatışmışlardır. Osmanlı yönetimi, bu gerilimleri rapor eden yerel yöneticilerden gelen bilgilere dayanarak Yahudi yerleşimlerini daha sıkı denetlemeye çalışmıştır. Ancak, yerel düzeydeki yolsuzluklar ve denetim eksikliği, bu çabaları sınırlamıştır. Yahudiler, Filistin’deki Hristiyan ve Müslüman tüccarlarla ekonomik ilişkiler kurmuş; ancak bu ilişkiler sınırlı kalmıştır. Pazarlarda ve ticarette aktif olsalar da sosyal entegrasyonları zayıf kalmıştır. 

Siyonist hareket içinde, pratik Siyonizm (yerleşim odaklı) ile siyasi Siyonizm (diplomasi odaklı) arasında çekişmeler yaşanmıştır. Bu çatışmalar Osmanlı’yla ilişkileri etkilemiştir. Örneğin, Herzl’in siyasi Siyon’una karşı Hovevei Zion’un yerleşim odaklı yaklaşımı daha az Osmanlı direnciyle karşılaşmıştır. Siyonist hareketler Birinci Dünya Savaşı ile birlikte yeni bir sürece evrilecek ve Filistin’de bir devlet kurmak için ilk kez askeri gücü gündeme getirecek ve İngilizlerin safında özellikle Çanakkale Savaşına asker göndereceklerdir. Bu durum savaş sonucunda daha fazla talepte bulunma hakkını onlara vermesini sağlayacaktır. Ayrıca, Filistin’de bulunan Yahudiler de İngilizler tarafından eğitilerek bölgede Araplara yönelik saldırılarda bulunacaklardır.