Osmanlılar Döneminde Filistin’e Yahudi Göçü (6)

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

1908’den sonra Filistin’e yönelik Musevi göçünde belirgin bir artış olmuştur ve aynı şekilde kolonilerdeki zirai ve sosyal durum da büyük bir gelişme göstermiştir. Ancak Meşrutiyet idaresi kısa süre sonra Filistin konusunda eski uygulamaların tatbikine dönmüştür ve hem göç ve hem de arazi intikalleri konusunda alınan tedbirleri uygulamaya çalışmıştır. 

Yahudiler, Osmanlı’nın kısıtlayıcı politikalarına rağmen Filistin’de yerleşim kurmak için mali, diplomatik ve yerel stratejiler geliştirdiler. Osmanlı Devleti’nin ekonomik zorluk içerisinde olmasından yararlanarak bölgeye sızmaya çalıştılar. Bu mücadelenin dinamiği, güçlü Yahudi sermayesi, medya ve siyasi gücü oluştururken, göçmen toplulukları, kadınları ve gençleri tek amaç etrafında toplamaya başladılar. Yahudiler arasında yayılan Siyonizm de ideolojik zemin hazırlamış oldu.

İnalcık’a göre 1880’de Filistin’de tahminen 25.000 Yahudi vardı. Sayıları 2014’de 100 bine çıkmıştı. Bunların arasında sadece Rusya ve Doğu Avrupa’dan gelen muhacirler değil, imparatorluğun diğer bölgelerinden gelen Yahudiler de vardı. Muhacereti genellikle teşvik etmekle beraber, Osmanlı Devleti Zionist bir devlet kurulmasından endişeleniyordu. Yüzyılın sonuna doğru Yahudilerin hicretini engellemeye çalıştı fakat başarılı olamadı.

E. Benbassa’ya göre; Rus uyruklu olan ve uyruklarını koruyan Yahudilerin, topraklarında Rus güçlerinin kök salmasına neden olmasından korkuluyordu, diyerek Rus kökenli Yahudilerin bölgeye girişinin engellenmesini tamamen Rusya’nın bölgede nüfuz kazanma stratejisine bağlı olduğunu düşünüp engellediğini iddia etse de tek neden bu değildir olsa olsa bir tali nedendir.[1]

2.1. Mali Destek ve Tarım Kolonileri

Yahudi bankerlerin ve sermaye çevrelerinin desteği ile Siyonist kuruluşlar Filistin bölgesine göç, yerleşim ve tarım kolonileri maskesi altında yerleşmeye çalışmıştır. Edmond de Rothschild, “Birinci Aliya” döneminde Rishon LeZion (1882), Zichron Yaakov (1882) ve Petah Tikva (1878) gibi tarım kolonilerini finanse ederek Yahudi yerleşimlerini güçlendirdi. Kaynaklarımız, bu kolonilerin modern tarım teknikleriyle (örneğin, sulama sistemleri) ekonomik katkı sağladığını, ancak Osmanlı’nın 1882 tarihinde çıkarmış olduğu arazi satın alma yasağını aşmak için aracı kişiler kullanıldığını belirtirler. Yani o meşhur Filistinlilerin arazilerini Yahudilere sattığı efsanesinin bir gerçekçiliği yoktur, çünkü onlar arazileri kendilerinden olan kişilere satmış, onların Yahudilerin aracıları olduğunu bilmemişlerdir. 

Osmanlı döneminde Yahudiler tarafından kurulan tarım kolonileri, hem göçmen Yahudilerin yerleşmesini sağlamak hem de toprağa bağlı, üretken ve yerli bir Yahudi toplumu oluşturmak amacıyla planlanmıştır. Öne çıkan başlıca koloniler şunlardır:

  • Rishon LeZion (1882): Jaffa yakınlarında kurulan ilk modern Yahudi tarım kolonisi.
  • Zikhron Yaakov (1882): Rothschild’in maddi desteğiyle gelişti.
  • Rosh Pina (1882): Yukarı Celile bölgesinde kuruldu.
  • Petah Tikva (yeniden kurulması 1883): Başarılı bir modele dönüştü.

Kolonilerin finansmanı Barışçı Edmond de Rothschild tarafından sağlandı ve "PICA" adlı kuruluş aracılığıyla tarım eğitimi, teknik destek ve altyapı hizmetleri sunuldu. Kolonilerde modern tarım teknikleri, sulama sistemleri ve Batı tipi planlama benimsendi. Buralarda İbranice eğitim verilerek yeni bir Yahudi kimliği inşa edilmeye başlandı.

Bunun dışında Yahudi sermayesi ile kurulan işletmeler de bölgede ekonomik canlılığı getirdiği gibi Yahudilerin bölgede nüfuzlarını artırmış, yöneticilere nüfuz etmelerini sağlamıştır. Örneğin, Rishon LeZion’daki şarap üretimi, bölgeye ekonomik canlılık getirmiştir.[2]

2.2. Diplomatik Girişimler

Osmanlı Devleti ile görüşerek ve devletin onayını alarak Filistin’de bir Yahudi kolonisi ve hatta Osmanlıya bağlı bir Yahudi Devleti kurulması fikri ekseninde yapılan diplomatik girişimleri veya siyasi baskıyı ihtiva eder. Bunu sağlayacak unsur Osmanlı’nın içinde bulunduğu mali tablo ve dış borçlardır. Osmanlı Devletine sunulacak ciddi bir ekonomik destek ile istediklerini alabileceklerini düşünmüşlerdir. Bu amaçla Theodor Herzl, 1901’de Sultan II. Abdülhamid ile görüşerek Osmanlı borçlarını ödeme karşılığında Filistin’de yerleşim izni talep etmiştir. Abdülhamid’in “Bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam” diyerek öneriyi reddetmesi, Siyonist hareketin diplomatik çabalarını zorlaştırmıştır. Abdülhamid’in bu öneriyi reddetmesi, Yahudi göçüne karşı tutumunu netleştiren bir olaydır. Fakat buna rağmen çeşitli yollardan Yahudiler girişimde bulunmaya devam etmişlerdir. Bu yöntemlerin başında yabancı devletleri kullanma, yerel yöneticileri satın alarak bölgede nüfuz etme politikasıdır. 


[1] Ali Arslan, a.g.e.; Halil İnalcık (Ed.) , Donalt Quataert, Osmanlı İmparatorluğunun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, Eren Yayıncılık, İstanbul 2004; Ester Benbassa-Aron Rodrigue, Türkiye ve Balkan Yahudileri Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul 1993; Ömer Tellioğlu, a.g.e. 

[2] Bilal N. Şimşir, Filistin Meselesi (1917-1939). TTK Yayınları, Ankara 1991. Celil Bozkurt, Filistin’in Yahudileştirilmesi (1881-1918) Toprak Satışı mı? Gasp mı? Sabite.org.