İSİM ŞEHİR HAYVAN
2023 Şubat’ında çok dehşetli ve çok kayıplı bir deprem yaşadık. Saniyelerin yıllar kadar uzun olduğu, dehşeti iliklerime kadar yaşadığım bir felaketti. Depremde yıkılan şehirlere gittiğimde hıçkıra hıçkıra ağlamaktan kendimi alamıyordum. Pencerelerden sarkan perdeler dehşetin sembolü idi. Devlet ricalinin takdire şayan gayretleri ile 455.000 gibi muazzam sayıda konut depremzedelere teslim edildi. Bu başarı, bu ehemmiyet şahsen nasıl takdir edilir, aciz kalıyorum; deprem soğuğunu çekmiş biri olarak yürek dolusu minnet ve teşekkür ediyorum.
Türkiye’de 1960 ile 2025 yılları arasındaki hem küçükbaş hem de büyükbaş hayvanların sayılarını TÜİK verilerine göre incelediğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor;
Büyükbaş hayvan sayısı 1960’ta 15.9 Milyon iken neredeyse düzenli bir artışla 1970’te zirveye yani 16.9 Milyona yükseliyor. Küçükbaş hayvan sayıları ise 1960’ta 46.5 Milyon iken 1980’e kadar yükseliyor ve 53.5 milyona kadar yükseliyor. 1970’te başlayan sanayileşme hamlesi ile kırsaldan kente göç ile birlikte hayvan sayılarında belirgin bir düşüş göze çarpıyor. 2010’a kadar hem Küçük hem de büyük baş hayvan sayılarında dramatik düşüş meydana geliyor. Et krizi patlak verince devlet konvansiyonel hayvancılığa yönlendiriyor ve sayılar yükselmeye başlıyor. Konvansiyonel hayvancılık et fiyatlarını astronomik düzeyde yükselmesine ve ete ulaşımı azaltıyor. 1975’te kişi başına düşen kırmızı et 16 kg iken, bu sayı 2009’da 5.5 Kg’a kadar düşüyor. 2010 senesinde alınan tedbirlerle 2024’te 12 Kg’a ancak yükseltilebiliyor.

Grafikten açıkça görüleceği gibi nüfus 1960’ta 27 Milyon iken 2025’te 86 Milyona yükselerek 3 kat yükselirken büyükbaş ve küçükbaş hayvan sayıları bu orandan oldukça uzak durumda. Sanayileşme ve kent imkanlarında hayatın konforunu arttıracak imkanların doğması ile 1960’ta kırsalda yaşayan insan oranı %68.1 iken 2025’te bu oran %6.6’ya düşmüş durumda. Kontrolsüz ve plansız kentleşme ile ortaya çıkan bu tablo sürdürülemez bir halin fotoğrafıdır. İnsan denilen bu mahluk her halde yaşamak için bir yol bulur. Önemli olan bu yolun insan ihtiyaç ve şerefine münasip olmasıdır.
Elimize aldığımız her veri ve analizi Türkiye’de yaşanmakta olan kentleşmenin, denetimli bir gecekondulaşmadan başka bir şey olmadığını gösteriyor. Yerel idare hangi partiden olursa olsun sonuç zerre kadar değişmiyor. Lobilere teslim olmuş yönetimler lobilerin taleplerinden başka hiçbir şeyi göremez hale gelmişler. Her hatırlı kişi veya ailenin elindeki arsaların imara açılması ile ortaya çıkan “çarpık, işlevsiz, vizyonsuz, yaşanılamaz” kentleri doğuruyor.
KENTLER YEREL YÖNETİCİLERE TERK EDİLEMEZ
Bu saatten sonra artık dramatik olarak nüfus azalması ile onun doğuracağı ağır problemlerle yaşayacağız. Kırsaldan uzaklaştıkça hayvan sevgisini marketten mama alıp kedi ve köpeklere vererek gidermeye çalışan şaşkın kentli kitle; çocuklarına saldıran, yaşlıların hayatını zehir eden ve günlük yaşam emniyetini bozan başıboş it problemi, şişman-tembel-umarsız kediler meselesi ile boğuşuyor. Şehirlerin fare dengesini kediler sağlar, mama rahatlığına alışan kedi, fare yakalama mecburiyetini kaybettikten sonra siz seyredin kemirgen tehlikesi ve yayacağı hastalıkları. Neresinden tutarsanız tutun metropol kentleşmesi insanı kendi varlığının zıttına dönüştürüyor.