Osmanlılar Döneminde Filistin’e Yahudi Göçü (5)
Osmanlı Devletinin mali durumunun iflas etmesi üzerine Theodorl Herzl liderliğindeki bir heyet Filistin’e yerleşme karşılığı borçların silinmesi talebinde bile bulunmuş ama Osmanlı Devleti, bu basit gibi görülen talebin ileride nasıl bir sorunu başlatacağını bildiğinden karşı çıkmıştır. Her ne kadar Batılı ülkeler Filistin’e Yahudileri yerleştirerek bölgede kendi yandaşları olan bir devletin kurulmasını sağlamak isteseler de asıl amaçları bölgeye nüfuz etmek ve kendilerine bağlamaktır. Bölgenin stratejik noktada olması İngiltere, Fransa ve Rusya’nın ilgisini artırmıştır. Bu sayede Ortadoğu’ya nüfuz edebilecek ve bölgede kendilerine ait bir devlet kurmuş olabileceklerdir. Tıpkı haçlı atalarının yaptığı gibi. Tek fark bölgede Hristiyan bir haçlı devleti kurulmuşken şimdi kendilerinin kurduğu bir Yahudi devleti oluşmuş olacaktı. Üstelik Yahudilerin bölge üzerinde hem tarihi ve hem de dini haklarının olduğunu beyan edecek referanslara da sahiptiler. Pamuk, Osmanlı’nın mali bağımlılığının Yahudi göçüyle ilişkisini ve bankerlerin rolünü inceler.[1]
1.6. Yahudi Diasporasının İç Dinamikleri
Avrupa’daki Yahudi toplulukları, Aşkenaz ve Sefarad Yahudileri arasında sosyo-ekonomik ve kültürel farklılıklar görülmektedir. Aşkenaz Yahudileri (özellikle Ruslar), antisemitizm nedeniyle Filistin’e yönelirken; Sefarad Yahudileri (örneğin, Yemen Yahudileri), daha çok dini motivasyonlarla göç etmiştir. Bunun dışında İspanya’dan sürülüp Osmanlı topraklarına yerleşen Yahudiler de bulunmakta olup dini açıdan en organizeli ve sosyal olarak en rahat olanlarıydı. Üstelik hahambaşı yani dünya Yahudilerin dini merkezi de İstanbul’da bulunuyordu. Bu dini merkezilik günümüzde bile devam etmektedir.
Başlangıçta Avrupa’daki soylular tarafından mülk yöneticileri, ücretli çiftçiler, bankacılar ve tefeciler olarak davet edilen Polonya’daki Yahudiler, bu alanların da dışına çıkarak Yahudilerin daha önceleri pek itibar etmedikleri meslek dallarına da nüfuz etmeye başladılar ve böylece ticarete ve ardından zanaatkârlığa yöneldiler. Bu sosya/ekonomik değişim sonucu Yahudi ve Yahudi olmayan kasap, fırıncı, demirci, ayakkabıcı ve terzi gibi esnaf kesimi arasında rekabet başladı.
Dönemsel kısıtlamalara ve düşmanlık patlamalarına rağmen, Yahudiler tarım işçiliği ve soylular dışında tüm ekonomiye hâkim oldular. Onlar ticaret ve zanaatkârlık alanındaki rekabette avantajlıydılar çünkü ham madde ticaretini kontrol edebiliyor ve diğer etnik gruplara daha düşük fiyatlarla satış yapabiliyorlardı. Bu durum, Yahudi tarihi boyunca yaygın olan tipik Yahudi karşıtı tutum ve davranışları ortaya çıkarmıştır.
Yahudilerin ekonomik hâkimiyetlerindeki artış, nüfuslarındaki artışla paralel ilerlemiştir. Yahudiler sadece kent nüfusunun büyük bir çoğunluğunu oluşturmakla kalmamış, aynı zamanda küçük kasabalara ve kırsal bölgelere de göç etmeye başlamışlardır. Kısacası, Yahudiler ekonomik alanlarının dışına taşmışlardır. Öyle ki, Yahudilerin geleneksel olarak ellerinde bulunan ekonomik alanlar bu artan Yahudi nüfusunu doyuramaz hâle gelmiştir. Bu da Yahudi nüfusun büyük çoğunluğunun yoksullaşmasına neden olmuştur. Sonuç, hükümetlerin kendi halklarını korumak amacıyla Yahudilerin ekonomik faaliyetlerine çeşitli kısıtlamalar getirdiği, halkın ise ekonomideki bu geri kalmışlıktan dolayı Yahudi karşıtı tutumlar geliştirdiği, Yahudilerin ise artan çaresizliğinin karikatürize ettiği bir etnik düşmanlık cadı kazanı olmuştur. Tüm sosyolojik olayların temelinde olan ekonomi burada da yapacağını yapmıştır.
Yahudilerin bu duruma verdiği başlıca tepki, Hasidik akımın ortaya çıkması olmuştur. Hasidik Yahudilik veya Hasidizm, on sekizinci yüzyılın sonlarına doğru, günümüzdeki Batı Ukrayna topraklarında Baal Şem Tov tarafından kurulan ve hızla yayılan bir Yahudi dinî gruptur. Günümüzde, bağlı kuruluşların çoğu İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’ndedir. Bunu on dokuzuncu yüzyılda Yahudi sorunlarına çözüm olarak siyasi radikalizm ve Siyonizm’de bir araya gelen köktenci ekstremist hareketlerin yükselişi izlemiştir. Doğu Avrupa’daki Yahudi nüfusu, on dokuzuncu yüzyılda Avrupa nüfusları arasında en yüksek doğal artış oranına sahipti. Bu, 1880’lerde yılda 120.000’lik bir doğal artış ve on dokuzuncu yüzyıl boyunca Rus İmparatorluğu’nda bir milyondan altı milyona çıkan genel bir artıştı.
Rusya’da 1892’de Yahudilere baskının zirveye çıkması üzerine bunlar akın akın emniyetli ülkelere göç etmeye başlamışlardı. Rusya’da yaşayan Musevilerin 4 milyon civarında olduğu ve 19. Yüzyılın son dönemi itibariyle dünyadaki tüm Musevi nüfusun yarısına tekabül ettiği ileri sürülmektedir. 1881 yılından itibaren üzerinde konuşulmaya başlanan Yahudi sorununun ana gövdesini bu düzeyde kalabalık bir hacme sahip Rusya Musevilerinin karşı karşıya kaldığı problemlerin oluşturduğu göz önünde bulundurulduğu zaman meselenin dünya Musevileri nezdinde oluşturduğu derin dalgalanmanın sebebi kolaylıkla anlaşılmaktadır. Yahudilerin göçü sürecinde iki önemli özellik göze çarpmaktadır. Bunlardan birisi, canlarını kurtararak çoluk-çocuğuyla beraber Yahudi olarak yaşayabilmek; ikincisi ise bu göç ortamında Filistin’de bir Yahudi vatanı kurmak veya en azından buna zemin hazırlamak şeklindedir.
Antisemitizm ile patlayan Yahudi nüfusun ekonomik sıkıntılarıyla birleşmesi, çeşitli mesihçi hareketlerde-Kabbala’nın etnosentrik mistisizmi, Siyonizm veya Marksist bir siyasi devrim hayali- kurtuluş hayalleri kuran çok sayıda hoşnutsuz Yahudi’nin ortaya çıkmasında önemli rol oynamıştır. Dinî fanatizm ve mesihçi beklentiler, tarih boyunca Yahudilerin zor zamanlara verdikleri tipik tepkiler olmuştur. Karpat, Yahudi diasporasının iç dinamiklerinin göç motivasyonlarını çeşitlendirdiğini belirtir. Musevilerin kitap ehli olmaları ve her zaman Osmanlı’nın gözünde yüksek bir yere sahip olan gelenek ve din bağlılıkları nedeniyle inanç sahipleri olarak istisnai bir konumdan yararlanıyorlardı. Karpat, Osmanlı Devleti’nin 1880’den sonra Filistin’de Yahudilerin kitlesel değilse de bireysel yerleşimlerine olanak tanıdığını söyler.[2]
2.Yahudilerin Filistin’e Yerleşme Mücadeleleri
Batıda Yahudilere yönelik büyük baskı ve kısıtlayıcı kurallara rağmen Osmanlı toplumundaki Yahudiler herhangi bir baskı veya kısıtlamaya maruz kalmayıp toplumun eşit hatta zengin olduklarından önde gelen topluluklarıydılar. Fakat batıda yaşanan toplumsal sorunlar sonucu Yahudiler arasında Siyonizm’in artması sonucu bağımsız devlet kurma düşüncesi Batılı Devletlerin desteği ile Filistin’e yöneltildi ve Batılı devletler hem Yahudiler üzerinden Osmanlı Devletini kontrol etme ve iç işlerine karışma fırsatı elde etme imkanı elde ettiler ve hem de kendi sorunlarını başka bölgelere atarak iç meselelerini çözmüş oldular. 19. Yüzyıldan itibaren artık Yahudiler Osmanlı Devletine tek bir amaç için göç ettiriliyordu. Filistin’e yerleşmek, burada toprak almak ve bölgeyi bir Yahudi kolonisi ve hatta ileride bir Yahudi Devleti haline getirmekti. Osmanlı Devleti, Yahudilerin amaçlarının farkında olduğundan göçe izin vermiyor ya da ağır şartlara bağlıyordu. Bu durum hem Yahudi kuruluşlarıyla ve hem de arkalarındaki devletlerle ilişkilerin gerilmesine yol açıyordu. Yahudiler, ellerindeki güçlü sermayeyle bölgedeki idarecilere rüşvet vererek farklı isimlerle yerleşmeye çalışırken, devlet de çıkardığı kararlarla bunu yasaklamaya çalışıyordu.
Yahudilere karşı planlarında başarıya ulaşamayan Abdülhamid yönetimi, Yahudi göçünü Filistin dışındaki bölgelere, örneğin İzmir, Selanik ve Bursa’ya yönlendirmeye çalışmıştı. Amaç, Yahudileri Selanik’te Bulgarlara karşı ve Batı Anadolu’da Yunanlara karşı kullanmaktı. 1908’den sonra da Yahudi politikasında büyük bir değişiklik yaşanmamıştı. Osmanlı topraklarına Yahudi göçünü durduramayan İttihat Terakki, Yahudileri İzmir, Selanik, Bursa, Makedonya ve Mezopotamya’ya yerleştirmeyi tercih etmişti.
[1] Şevket Pamuk, Osmanlı-Türkiye İktisadî Tarihi 1500‑1914, Dergah Yayınları, İstanbul 2015.
[2]Kemal H. Karpat, Osmanlı’dan Günümüze Ortadoğu’da Millet, Milliyet ve Milliyetçilik. Timaş Yayınları, İstanbul 2011, MacDonald, K. Understanding Jewish Influence II: Zionism and the Internal Dynamics of Judaism [Yahudi Etkisini Anlamak II: Siyonizm ve Yahudiliğin İç Dinamikleri] (Çev. H. Bal). Karadeniz Ekonomi Araştırmaları Dergisi, 5(1), 47-64. İstanbul 2024; Ömer Tellioğlu, a.g.e.