Tayland ve Kamboçya Savaşı
2025 yılı biterken Güneydoğu Asya’da yıllardır süregelen bir huzursuzluk tekrar büyük çatışmalara yol açtı. İki devlet arasındaki bu mücadele, bir anda dünyanın en büyük ekonomilerinden ikisi olan ABD ve Çin’i bölge üzerinde çeşitli politikalar yürütmeye itti.
Aslında iki ülke arasındaki mesele yeni başlamadı. 19. yy’da meydana gelen Preah Vihear ve Ta Muen Thom gibi antik tapınakların sınırlarında yaşanan bir anlaşmazlık, günümüzde hâlâ devam ediyor. O dönemde ayrıca Fransızlar sömürgecilik oyunu oynuyordu. Son yıllarda olaylar bu kadar alevlenmemişti.
2025 yılının Temmuz ayında beş gün boyunca kanlı bir savaş yaşandı. Toplar, hava bombardımanları ve ağır silahlar kullanıldı. Bu durum bize uzak bir coğrafyada olduğu için yeterince dikkat çekmemişti. Ancak bölgeye yakın olan Çin, gelişmeleri çok sıkı bir şekilde takip ediyordu. Ayrıca ABD, Çin ile girmiş olduğu bu ekonomik mücadeleden dolayı bölge üzerinde çeşitli stratejiler geliştiriyordu. Tabii olan yine masum insanlara oldu. Bazı bölgelerde tahliye edilen yüz binlerden söz ediliyor.
Temmuzdan bu yana biraz daha sakin bir ortam varken, bu Aralık ayında olaylar tekrar hiddetlendi. Önemli olan bir diğer konu, Temmuz ayında bir ateşkes imzalanmasına rağmen Aralık ayında tekrar aynı noktaya dönülmesiydi. Tarih boyunca devletler arasında yapılan ateşkesler her ne kadar önemli olsa da bir savaşı bitirmez. Burada asıl öneme sahip olan, ateşkes anlaşmasından sonra bunu barış anlaşmasına dönüştürebilmektir. Ateşkesler savaşlara bir mola sağlar. Barış anlaşmaları ise savaşı bitirir. Ateşkeslerin kendi içlerinde belirli kuralları vardır. Zaten bölgede de ateşkes anlaşmasının ihlal edildiği iddiaları nedeniyle sınıra tekrar silah sevkiyatı yapılmış, olaylar eskisinden beter bir duruma gelmişti. Bu sefer de 500.000’den fazla tahliye edilen insandan söz ediyoruz.
Çin ve ABD
Pekin, kendisine yakın olan bu savaştan dolayı Tayland ve Kamboçya arasında arabuluculuk girişimlerinde bulunuyor. Çin’in Dışişleri Bakanı, en son yaptığı açıklamalarda bu başarının bile zor kazanıldığını ifade etmişti.
Bir de işin diğer bir boyutu var. Çin, böylesine geliştiği dönemlerde bu savaşın kendi aleyhinde olduğunun da farkında. Ticaret yolları en önemli konulardan biri. Güvenlik meselesi de var. Çin, bu savaşın kendi sınır güvenliği açısından problem teşkil ettiğini biliyor. Bu nedenle arabuluculuk faaliyetleri, göründüğünden daha büyük bir öneme sahip.
Bölge üzerinde Çin’in bu siyaseti başarıyla yürütmesi, ABD için ayrı bir sorun. Dünya üzerinde “Çin malı” algısının kırılması aslında her şeyin başlangıcıydı. Çok değil, bundan 10 sene önce insanlar bir şey alırken ürünün Çin malı olması, o ürünün kötülüğünü gösterirdi. Çünkü Çin, ürünün orijinalini özelliklerinden kısıtlayarak tekrar üretirdi. Ürünler arasındaki fark gayet anlaşılırdı. İnsanlar da ona göre tercihte bulunurdu. Ancak bugüne baktığımızda artık “Çin malı” diye kullandığımız o tanım yok. Artık Çin, o ürünü alıp birebir aynısını daha uygun fiyata yapabiliyor. Çoğu üründe taklit kullanmaya bile ihtiyaç duymuyor. Anlayacağınız, son 10 senedir Çin’in bu kadar kendisinden söz ettirmesinde bu mesele çok önemli.
Gelelim ABD’ye. Temmuz ayındaki ateşkeste ön plandaydı. Ateşkes sırasında silahların sınırlardan çekilmesi, insani yardımların sağlanması gibi konuları ABD duyurmuştu. O kadar uzak mesafeden ve Çin’e yakın bir coğrafyada arabuluculuk yapmak, ABD için ayrı bir önem taşıyor.
Bu iki ülke arasındaki savaş, sadece bir sınır çatışması olarak görülmemeli. Artık küresel aktörlerin güç mücadelesinin yaşandığı bir arena durumunda.