Osmanlılar Döneminde Filistin’e Yahudi Göçü (4)
Kırım Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya karşı İngiltere ve Fransa ile ittifak yapması ve Osmanlı yönetiminin gayri Müslimler lehine statü değişikliğine gideceğinin ortaya çıkması üzerine, Avrupalı Yahudiler Osmanlı Yahudileri ile daha fazla ilgilenmeye başlamışlardı. Osmanlı Devleti’nde yapılacak düzenlemelerin Yahudileri de kapsaması için Fransa’daki Yahudilerin Merkez İdare Meclisi III. Napolyon’a, İngiltere’deki Temsil Heyeti (Board of Deputies) İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Claendon’a müracaat ederek Osmanlı Hükümeti’nin yapacağı ıslahata Yahudilerin de dahil edilmesi istemlerini bildirmişlerdi. Bu talepler Fransa ve İngiltere tarafından olumlu karşılanmıştı.
Fransa, Osmanlı üzerindeki mücadeleye geç başlayan, fakat kısa zamanda büyük ilerleme kaydeden Almanya’nın Siyonistleri desteklediğine inanmaktaydı. Fransızlar, Siyonizmi Fransa’nın Suriye’deki çıkarlarını baltalamaya yönelik bir “Alman” oyunu olarak görmekteydiler.
Fransa, Filistin’i kendisinin payı olarak gördüğü Büyük Suriye projesinin bir parçası olarak gördüğü için Filistin’de kurulacak bir Yahudi devletine karşı bir tavır takınmıştı. Fransa bu konu hariç Yahudilerin yanında yer almakta ve özellikle Kuzey Afrika ve Doğu politikalarında yerleşik Yahudiler ile Fransa’da yaşayan Yahudiler vasıtası ile irtibat kurarak kendi politikası doğrultusunda onlardan faydalanmakta idi.
Filistin’e göç etmeyi hedefleyen Yahudileri destekleyen Almanlar, ülkelerindeki birçok olumsuzluğun sebebi olarak gördükleri Yahudilerden bu sayede kurtulmak istiyorlardı. 1898 yılında Almanya’nın Viyana Büyükelçisi, Siyonist Teşkilatın Başkanı Herzl’e “Alman İmparatoru Osmanlı Padişahına tavassut (aracılık) etmeye ve Doğudaki tüm Musevileri• (tutarsızlık) himayesine almaya hazırdır” demişti. Bundan bir ay sonra da, Alman İmparatoru Kayzer, Herzl ile görüşürken ona Siyonizme sempati duyduğunu söylemişti. Alman İmparatoru Osmanlı Padişahı ile görüşmede Siyonistler konusunu gündeme getirmiş ve “Siyonistler, Türkiye için hiçbir zaman tehlikeli değillerdir. Fakat Yahudiler her tarafta baş belası olduklarından onları Almanya’dan kovup kurtulmak istiyoruz” demişti. Neticede Alman İmparatoru, II. Abdülhamid ve Osmanlıları gücendirmemek için Siyonistlere destek vermekten vazgeçmişti. Zaten Almanya Başbakanı Kont Bülov, Siyonistleri desteklemenin Osmanlı egemenlik ve toprak bütünlüğüne aykırı olduğu için ülkesinin Siyonizmi desteklemesine karşı çıkmaktaydı. Böylece Almanya, dünya politikası için ihtiyaç duyduğu Osmanlı Devleti’ni kendisinden uzaklaştırmamak için Siyonistlerin Filistin’de bir devlete kurmasını desteklemekten vazgeçmek zorunda kalmıştı. Ancak Filistin’deki Yahudiler ile ilişkilerini tamamen kestikleri söylenemez. Esasında Yahudileri Almanya’da yaşamalarından memnun olmayan Alman yöneticileri, Siyonistler vasıtası ile Filistin’de etkilerini arttırmak, bu sayede İngiltere ve Fransa’ya karşı politikalar ortaya koymak istiyorlardı. Bu politika ile Almanlar, hem Almanya’daki Yahudilerden kurtulma hem de onları Doğu politikalarında kullanma fikrini taşımaktaydılar.
Doğu Avrupa’dan büyük göç alan ABD’nin Yahudilere yönelik politikaları İngilizlerle paralellik göstermekteydi. ABD Siyonistlere desteğini diplomatik vasıtalarla da ortaya koymaktaydı. II. Dünya Savaşı sonunda, İngiltere yerine bölgenin kontrolünü hedefleyen ABD, İngiliz politikasında olduğu gibi, Arap çoğunluğa karşı İsrail’i destekleme politikasını sürdürmüştür.
1890’larda, Osmanlılar Yahudi göçüyle başa çıkmakta zorlanmıştı. Yabancı devletlerin vatandaşları gizlice Osmanlı topraklarına giriyordu. Britanyalılar, Suriye ve Arabistan’da Osmanlı Devletine karşı belli bir siyasi çizgiyi takip ediyordu. Filistin’deki Yahudi yerleşimleri artık uluslararası alanda siyasi bir kart haline gelmişti.
Batı her zaman olduğu gibi kendi iç sorununu başka ülkeye ihraç ederek çözmeye çalışmış ve bizim yaratmadığımız bir sorunun faturası bize çıkmıştır. Avrupa devletlerinin Filistin’deki Yahudi yerleşimlerini destekleyerek Osmanlı üzerindeki baskıyı artırdığını belirtir.
1.4. Dini ve Ekonomik Motivasyonlar
Filistin, Yahudiler için Kudüs, Safed (Musevilerin 4 kutsal şehrinden birisi olup Kabbala tarikatının merkezidir) ve Hebron (el-Halil) gibi kutsal şehirleriyle dini bir merkezdir. Ayrıca bu bölgeler Tevrat’a göre vaad edilmiş (“Ve senin gurbet diyarını, bütün Ken'an diyarını sana ve senden sonra zürriyetine ebedî mülk olarak vereceğim ve onların Allah'ı olacağım” (Tekvîn, 17/8)) topraklardı.
19. yüzyılda, bu dini motivasyonlara ekonomik fırsatlar da eklenmiştir. Yahudi yerleşimciler, modern tarım teknikleriyle tarım kolonileri kurmuş; Rothschild ailesi gibi bankerlerin mali desteği, bu kolonilerin ekonomik sürdürülebilirliğini sağlamıştır. Yahudi aileler, özellikle Rothschild ailesinin sağladığı finansal ve diplomatik destekle bölgeye geliyor, modern tarım üretimi ile tarım yapıyorlar ve bölgenin modernleşmesini sağlıyorlardı fakat bu imkanlardan sadece kendileri yararlanıyorlardı. Rothschild ailesi sadece bununla yetinmiyor, Osmanlı topraklarındaki Yahudi çocuklara eğitim imkanı sağlayarak, okullar açarak önemli noktalara gelmelerini de sağlıyorlardı. Çetinsaya, Yahudi yerleşimcilerin ekonomik katkılarının Osmanlı için hem bir fırsat hem de bir tehdit olarak görüldüğünü belirtir.
1.5. Osmanlı’nın Jeopolitik ve Mali Durumu
1856 Paris Antlaşması ve Islahat Fermanı’nın ilanından sonra değişik Yahudi kesimler arasında, büyük Avrupa devletlerinin himayesinde ve Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu mali burandan istifade ile Filistin’de yeniden bir araya gelinebileceği fikri kuvvet kazanmaya başladı. Bu çerçevede daha önce başlamış olan ve hayır çalışmaları görünümünde devam eden Moses Montefiore’nin münferit faaliyetleri daha geniş kesimler tarafından İstanbul’a gönderildi. Tanzimat reformları, Yahudilere daha fazla vatandaşlık hakkı tanıyarak göçü dolaylı olarak kolaylaştırmıştır. Berlin Antlaşmasının oluşturduğu şartlardan dolayı Filistin’de büyük bir toprak parçası koparma teklifi ortaya çıktı. Berlin Konferansı’nda Yahudilerin durumu ayrıca ele alınmış ve Avrupa’daki Yahudi problemin çözmenin yolları aranırken, Filistin’de Muse i yurdu kurulması bir çözüm şekli olarak benimsenmişti. Bu anlayışın bir sonucu olarak şekillenen ve Oliphant tarafından 1879 tarihinde ll. Abdülhamid’e sunulan layiha her ne kadar reddedilmiş olsa bile, bu layiha
Ancak, Osmanlı’nın ekonomik zayıflığı, Mısır meselesi ve Balkan isyanları gibi siyasi sorunlar, Yahudi göçmenlerin Filistin’e yerleşmesini denetlemeyi zorlaştırmıştır. Duyun-u Umumiye, Osmanlı’nın mali bağımlılığını derinleştirmiş; Yahudi bankerlerin (örneğin, Rothschild ailesi) borç yapılandırma önerileri, göçle bağlantılı hale gelmiştir. Avrupa devletlerinin kapitülasyonlar aracılığıyla Yahudi göçmenlere sağladığı koruma (örneğin, konsolosluk himayesi) Yahudilerin bölgede yerleşmelerinin alt yapısını sağlamıştır. Rusya’nın da Yahudileri özellikle Osmanlı Devletine göçe teşvik etmesi de ayrı bir tetikleyici unsur olmuştur.