Osmanlılar Döneminde Filistin’e Yahudi Göçü (3)

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

1.3. Batılı Devletlerin Siyasi Çıkarları

İngiltere, Fransa ve Almanya gibi Avrupa devletleri, Siyonist hareketlerini dolaylı olarak destekleyerek Filistin’de nüfuzlarını artırmayı hedeflemiştir. Kaynaklar, kapitülasyonların Yahudi göçmenlere konsolosluk himayesi sağladığını ve Osmanlı’nın denetimlerini zorlaştırdığını da vurgular. Örneğin, İngiliz konsoloslukları, Yahudi göçmenlere vize kolaylıkları sağlamıştır. Osmanlı’nın Duyun-u Umumiye (1881) ile Avrupa’ya mali bağımlılığı, bu devletlerin etkisini artırmıştır. Rusya ise ülkesindeki Yahudileri bölgeye gitmeye teşvik ederek kendi iç sorunlarını çözmeye çalışmış ayrıca bölgeye giden Yahudilerle de ilişkilerini kesmeyerek nüfuz alanını genişletmiştir. İngiltere, Filistin’deki Yahudilere himaye sağlarken (vize, finansal destek), ABD ise Yahudi lobisi aracılığıyla göçü teşvik etmiştir. Örneğin İngiliz nota göndermiş, Osmanlı belgelerinde bu açıkça ifade edilmiştir.

XVIII. yüzyılda Cebelitarık ve Malta’ya yerleşen İngiltere, sömürgesi olan Hindistan ile arasında kalan ve Osmanlı Devleti’ne ait olan topraklarda nüfuzunu arttırarak gelecekte bu bölgeyi kontrol etmeyi hedefliyordu. Bu hedef istikametinde öncelikle faydalanacağı gayrimüslimlerdi. Böyle bir arayış içinde olan İngiltere için, Filistin’de bir Yahudi devleti kurmak için bazı Yahudilerin 1830’larda faaliyetlerini hızlandırması büyük bir nimetti. İngiliz yönetimi bu düşüncedeki Yahudilerle iyi ilişkiler kurmuş ve Yahudilerin Filistin’e yerleşmesi konusunda çalışmalar yapan İngiliz vatandaşı Moses Montefiore’e Kraliçe Victoria tarafından 1837 tarihinde “Sir” unvanı verilmişti. Moses Montefiore de, Filistin’de İngiltere himayesinde bir Yahudi devleti kurulması gerektiğini 1839 yılında ifade etmişti.2 Yahudilerden de faydalanarak bölgeyi kontrol altına alma hedefi istikametinde çalışmalar yapan İngiltere, istediği imkana da kısa süre içerisinde kavuşacaktı. 1840 tarihinde Şam’da Hıristiyanların Musevilere karşı giriştiği hareket dolayısıyla yaşanan olayların birçok Musevi’nin ölümü ile sonuçlanması üzerine, özellikle Batı Avrupa’daki Yahudiler, Osmanlı Devleti’nde yaşayan Yahudilerin can ve mal güvenliği için yardım yapılmasını propaganda yoluyla talep etmişlerdi. Bu talebe ilk cevap veren İngiltere olmuş ve Yahudileri himayesine almakla kalmamış, Palmerston, 11 Ağustos 1840 tarihinde İngiltere’nin İstanbul’daki Büyükelçisi Ponsonby’ye gönderdiği mektupta, Avrupa’da zulme uğrayan Yahudilerin Filistin’de kurulacak bir “Yahudi Yurdu”na yerleştirilmelerinin Türkiye için de yararlı olacağını iddia etmişti. Palmerston, “Musevi göçmenlerin servetinin yerli halka iş imkanları açacak, teknik bilgilerinin ise endüstrinin gelişmesini sağlayacağı için Osmanlı Devleti’nin zenginlik kaynakları artacak ve Batı’nın ‘Hasta Adamı olmaktan kurtulacaktır” demişti . Doğu Akdeniz limanları ile yakından ilgilenen İngiltere, Yahudiler için de çok önemli olan Akka, Hayfa, Yafa ve Gazze gibi Filistin limanlarının haritalarını hazırlamış ve bu limanlarda yapılan çalışmaları, yenileştirmeleri yakından takip etmeye başlamıştı. İngiltere, 1847 tarihinde Yahudilerin himaye edilmesi uygulamasında genişleme yapmayı kararlaştırmıştı. Lord Shaftesbury’nun gayretleri ve İngiltere’deki Yahudi lobisinin de katkısı ile Başbakan Palmerston, Osmanlı Devleti sınırları içerisinde Avusturya, Rusya, Fransa veya başka bir ülke vatandaşı olup da bir problemle karşılaştığında, ilgili devletin temsilcisinin sessiz kalması halinde İngiliz konsoloslarının bu Yahudiler lehine müdahale etmeleri için yetki vermişti. İngiltere’nin bu politikasından şüphelenen diğer devletler de Filistin’e gelen Yahudilere himaye belgesi dağıtmaya başlamışlardı.

Osmanlı topraklarında nüfuzunu arttırmak isteyen İngiltere politikalarına da hizmet edecek Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmesi projesi de, bu dönemde gündeme getirilmişti. İngiliz Muhafazakar Parti’sinin eski milletvekillerinden Oliphant, bu konudaki görüşlerini İngiltere Başbakanı Disraeli’ye anlatmıştı. Bu projeyi uygun gören Disraeli, bu projenin yazılı hale getirilerek Dışişleri Bakanı Salisbury’ye iletmesini istemişti. Bu konu Salisbury tarafından da uygun görülmüş ve bu projeye yardımı dokunabilecek Osmanlı ülkesindeki İngiliz diplomatlarına da birer mektup bizzat Salisbury tarafından yazmıştı. Bunun üzerine Oliphant, İstanbul’a gelerek hazırladığı projeyi Mayıs veya Haziran 1879 tarihinde II. Adülhamid’e sunmuştu.

İngiltere gibi, sömürgecilik faaliyetlerinde Yahudilerden faydalanmak isteyen Fransa bu yönde politikalar üretmişti. Fransa’nın Kuzey Afrika’da genişlemesine paralel Fransa’da yaşayan Yahudiler de Fransızlarla birlikte hareket etmişlerdi. Bu Yahudiler Cezayir’de Fransızların yerleşmesine Cezayir Yahudilerinin batılılaşması istikametinde çalışarak katkıda bulunmuşlardı. Bu arada Yahudilerin de kalkınmasına yardımcı olmuşlardı. Kuzey Afrika’daki Fransa’nın diğer bir sömürgesi olan Tunus’a da Fransızlarla beraber Fransa vatandaşı Yahudiler de girmiş ve AIU (Dünya Yahudi Birliği-Alyans) 1875 tarihinde Tunus’un Djedeida şehrinde bir tarım okulu açmıştı.