Cumhuriyet kurulurken Çankaya’da başörtülü first lady’ler

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Örnek istiyorsanız, Atatürk'ün annesinin ve eşi Latife Hanım'ın kıyafetine bakın, bu size ders olsun.” 

Hatırlayan olur mu bilmem ama Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan iken 2007 yılındaki bu cümlesi Çankaya’nın ilk first lady’si Latife Hanım’ı ve o tarihte hararetli bir mevzu olan başörtüsünü bir kere daha gündeme taşımıştı. Hatta sevgili medyamız Latife Hanım’ın kıyafeti hususunda ihtilafa düşüp ikiye bölünmuştü. Kimisi kıyafet devriminden önceki kapalı fotoğraflarını, kimisi de devrimden sonraki açık olanları yayınladılar. Aklıevvelin biri de kalkıp şu çürük ipliğe bağlamıştı ümidini: “Yalnız bir küçük fark var. Atatürk kıyafet devrimini yaptığında Latife Hanım'dan boşanmıştı. Yani o artık bir first lady değildi.”

Neresini düzeltelim? 

  • Gazi yakın çalışma arkadaşlarının (mesela Celal Bayar’ın) hanımlarını başlarını açmaya teşvik etmiş, hatta bu isteğini yüzlerine söylemiş ama umumi bir kanun çıkarmayıp bilahare 1930’lu yıllarda Valilikler eliyle çarşaf, peçe, peştamal gibi giysileri yasaklatma yoluna gitmiştir. 
  • Milliyet gazetesinin 1999 yılında Türban yasağı Ata'nın emri” başlığıyla verdiği  haberde şöyle bir paragraf yer alır: Devlet memurlarının kılık kıyafetleri konusunda düzenlenen ve bizzat Atatürk'ün imzasını taşıyan 5 Eylül 1341 (1925) tarihli Bakanlar Kurulu kararnamesinde, "devlet memurlarının kıyafetlerinin dünya üzerindeki medeni milletlerle müşterek ve umumi kıyafetlerin aynı olacağı" görüşü yer aldı. Bu Kararnamenin Resmi Gazete'nin 168 sayılı baskısında 2413 numarasıyla yayımlandığı vurgulandı.” Bu kararnameye göre Binalar dahilinde başı açık bulunmak kaidedir.” (https://www.milliyet.com.tr/the-others/turban-yasagi-atanin-emri-5250449)  Nitekim ancak 8 Ekim 2013 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararıyla kararnamedeki bu cümle yürürlükten kaldırılarak kamu kurumlarında başörtüsü serbestliği sağlanabilmiştir.
  • Gazi’nin Latife Hanım’dan boşanması 5 Ağustos 1925’tedir, yukarıda andığımız devlet dairelerinde başın açık olacağına dair kararname ise bu tarihten bir ay sonraya aittir. 
Latife Hanım Gazi ile

Latife Hanım’ın başı açık resimlerine gelince bir kere bu resimlerin çoğu Cumhuriyet’in ilanından sonraya aittir. 1923 Ekiminden kocasıyla aralarının bozulduğu 1925 yazına kadar iki yıla yakın bir süre Çankaya’nın first lady’si olmuştu Latife Hanım. Bunun öncesinde ise bir yıla yakın bir evlilikleri vardı ki, Cumhuriyet’in tam temellerinin atıldığı döneme aittir çarşaflı fotoğrafları. Bu yüzden Latife Hanım’ın tam da kamusal alanda ve first lady sıfatıyla tesettüre riayet etmiş olmasını ciddiye almazlık edemeyiz. 

Onun başının aslında açık olduğunu söyleyenlerin gösterdikleri fotoğraflar ise ya aile fotoğrafları yahut da boşandıktan sonra çekilen ve dul olduğu döneme yani son zamanlarına ait resimlerdi.

Gerçekte Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadronun hanımlarının başlarını açmaları akşamdan sabaha olmamış, zaman almıştı. 

Mesela İsmet İnönü’nün eşi Mevhibe Hanımın başını açmasının 1927 yılbaşı gecesinde gerçekleştiğini torunu Gülsüm Bilgehan Mevhibe adlı kitabında detaylı bir şekilde anlatır. Kocasıyla birlikte Lozan’a giden Mevhibe Hanım, orada başını açmadan, Avrupaî tarzda bir şapkayla dolaşmış, buna mukabil Türkiye’ye, İsmet Beyin bütün ısrarlarına rağmen Avrupalı bir kadın gibi dönmeyi reddetmişti. Trenden kolları saçaklı pardesüsüyle inmiş, başını ‘sıkmabaş’ denilen tarzda şifon bir eşarpla örtmüştü.

İsmet İnönü'nün eşi Mevhibe Hanım

Mevhibe Hanım’ın başını açtığı ilk geceyi şöyle anlatır torunu:

“[Gazi’nin gözleri] Genç kadının üzerindeydi. Belli belirsiz bir hayranlıkla arkadaşının eşini süzdü. Mevhibe… İsmet Paşa’nın yanında zarif, mahcup ve çok güzel görünüyordu. Gazi, ev sahibesinin karşısında hafif tebessüm ederek eğildi, sonra genç kadının çekinerek uzattığı elini dudaklarına hafifçe dokundurdu…. Gazi, Başbakanın eşine kalabalığın önüne başı açık çıkma cesaretini gösterdiğinden dolayı nazik bir şekilde teşekkür ediyordu…. O geceden sonra bir daha başını örtmedi.”

Bir başka deyişle inkılabın önder kadrosunun eşleri bir anda yeni rejime adapte olmadılar. Üst yapıda hızla reformlar yapılıyordu ama bunun şahsî ve ailevî hayatlarına intikali bir hayli zaman alıyordu. Atatürk’ün geceleri yatarken pijama yerine Osmanlı usulü entari giymesi, bunun en çarpıcı misaliydi. Ayrıca Gazi, Latife Hanım’ı boşarken İsviçre’den alınan Medeni Kanun yasalaşmamıştı henüz; bu yüzden boşaması için ‘boş ol’ demesi yeterli olmuştu.

Dahasını söyleyeyim: Medeni Kanunu çıkaran ateşli Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un eşi Ferda Hanım’ın, kanun çıktıktan sonra dahi bırakın çarşafını çıkarmayı, ‘hasır peçe’ takmaya devam ettiği Mevhibe adlı kitaptan öğrendiklerimiz arasında.

Celal Bayar’ın eşi Reşide Hanım ise kocası Başbakanken olsun, Cumhurbaşkanı iken olsun beş vakit namazını hiç bırakmamıştır. Kararlı ve hatta inatçı bir portre çizmiş bulunan Reşide Hanım, Yunan işgalinde ailece zulümlerine maruz kaldığı Yunanlıların devlet başkanı Türkiye’yi ziyarete geldiğinde Celal Bayar’ın yanındaki koltuğu boş bırakır, bütün ısrarlarına rağmen kocasına eşlik etmez. Bu davranış Yunan mezalimini iliklerine kadar yaşamış bir Anadolu kadınının çarpıcı bir protestosudur!

Nihayet ömür boyu hapse mahkûm edilen kocasını yalnız bırakmamak için trenle Kayseri’ye giderken yolda kalp krizinden ölür (25 Aralık 1962) ve cenaze namazı 27 Mayıs darbesine karşı muazzam bir tepki hareketine dönüşür. Cumhuriyet tarihinin en geniş katılımlı cenaze törenlerinden birisine sahne olan Ankara’da, halk darbecilere tepkisini bu vesileyle yansıtmak fırsatını bulmuştur. Torunu Prof. Emine Gürsoy’un deyişiyle, Cumhuriyet tarihinde bir devlet başkanının hanımına düzenlenen en kalabalık cenaze törenidir bu.

Celal Bayar'ın eşi Reşide Hanım ve kızı Nilüfer

Reşide Hanım İnönülerin Çankaya’daki evlerinde verdiği bir davette (muhtemelen 1927 yılbaşı davetinde) Atatürk’ün masasına başı kapalı kıyafetiyle oturmuştur. Sofrada Atatürk’ün “Başınızı açmayacak mısınız hanımefendi?” sorusuna muhatap olan Reşide Hanım cevap vermez. Masada cisimleşen sessizliği, kocasının “Müsaade edin Paşam, açacaktır” sözleri bozar. Muhtemelen Celal Bayar’ın sözünü yere düşürmemek için o gece değilse bile, bir sonraki davete başı açık katılacaktır üçüncü first lady’miz.

Daha İsmet İnönü’nün annesi Cevriye Temelli’nin köşkte siyah başörtüsüyle kaldığını anlatmadık. Anlatmadığımız bir başka hadise ise Reşide Hanım’ın darbeden erken haberdar olmasının Sabah namazına kalkmış olmasıydı. Cumhurbaşkanını darbeden ilk o haberdar etmişti… Anlayacağınız kadınlar cephesinin başka bir tarihi var.