Çok Kutuplu Dünyaya Doğru Yeni Bir Eksen
Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan ve sekiz maddeden oluşan “Karşılıklı Askerî Güvenliğin Güçlendirilmesine Dair Anlaşma Mutabakat Zaptı”, iki devletin ilişkilerini yalnızca taktik düzeyde derinleştiren bir belge değil; aksine, yeni bir savunma kimliğinin kurucu metni olarak okunmalıdır. Bu mutabakat, Ankara–Bakü hattında uzun süredir fiilî olarak var olan stratejik uyumun, artık açık, kurumsal ve hukuki bir zemine taşındığını göstermektedir. Siyaset bilimi perspektifinden bakıldığında, söz konusu belge, bölgesel güç dengeleri içinde yeni bir güç odağının inşa edildiğine işaret etmektedir.
Mutabakatın en dikkat çekici yönü, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesine yapılan açık atıftır. Bu vurgu, Azerbaycan ve Türkiye’nin askerî iş birliğini uluslararası hukukun merkezî normlarıyla uyumlu bir çerçeveye yerleştirme iradesini ortaya koymaktadır. Böylece iki ülke, savunma alanındaki yakınlaşmalarını keyfî ya da geçici bir ittifak olarak değil, meşru müdafaa hakkına dayanan kalıcı bir ortaklık olarak tanımlamaktadır. Bu yaklaşım, özellikle bölgesel ve küresel aktörlere verilen güçlü bir stratejik mesajdır: Ankara ve Bakü, güvenliklerini birlikte düşünmekte ve birlikte savunmaktadır.
Türkiye–Azerbaycan Askerî Entegrasyonu
Bu belgeyi tarihî kılan bir diğer unsur, “talep üzerine ve karşılıklı yardım” ilkesinin açık biçimde formüle edilmesidir. Bu, klasik güvenlik iş birliği anlaşmalarının ötesine geçen bir anlayışı yansıtır. Artık Azerbaycan ve Türkiye, güvenliği yalnızca kendi sınırları içinde tanımlayan devletler değil; güvenliği ortak bir kader alanı olarak gören stratejik ortaklar konumundadır. Bu durum, iki devlet arasındaki ilişkileri ittifak düzeyine taşıyan yeni bir savunma kimliğinin doğuşu anlamına gelmektedir.
Söz konusu savunma kimliği, yalnızca askerî kapasite paylaşımına dayanmamaktadır. Aynı zamanda ortak tehdit algısı, ortak stratejik kültür ve ortak gelecek tasavvuru üzerine inşa edilmektedir. Türkiye’nin NATO tecrübesi ile Azerbaycan’ın bölgesel güvenlik dinamiklerindeki özgün konumu birleştiğinde, Avrasya jeopolitiğinde yeni bir denge unsuru ortaya çıkmaktadır. Bu birliktelik, Güney Kafkasya’dan Doğu Akdeniz’e, Orta Asya’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada etkisini hissettirebilecek potansiyele sahiptir.
Askerî İş Birliğinden Stratejik Birliğe
Yeni mutabakat, aynı zamanda savunma sanayii, askerî eğitim, müşterek tatbikatlar ve istihbarat paylaşımı gibi alanlarda daha derin projelerin önünü açmaktadır. Önümüzdeki dönemde ortak savunma doktrinlerinin geliştirilmesi, birlikte üretim modellerinin yaygınlaşması ve bölgesel krizlere eşgüdümlü tepkiler verilmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Bu, iki devletin sadece savunma alanında değil, stratejik özerklik arayışında da birbirini tamamlayan aktörler hâline gelmesini sağlayacaktır.
Gelecek projeksiyonu açısından bakıldığında, Azerbaycan–Türkiye savunma ortaklığı, klasik ittifakların çözülmeye başladığı çok kutuplu dünya düzeninde özgün bir model sunmaktadır. Bu model, kültürel yakınlık, tarihsel bağlar ve ortak siyasi irade temelinde yükselen bir güç odağını temsil etmektedir. Dolayısıyla imzalanan mutabakat zaptı, geçmişin birikimini hukuka dönüştüren; geleceğin bölgesel mimarisini ise şimdiden şekillendiren kurucu bir belgedir.
Ankara ve Bakü, bu adımla yalnızca kendi güvenliklerini değil, içinde bulundukları coğrafyanın stratejik dengesini de yeniden tanımlamaktadır.