Görünmez Cephenin Yeni Hakimi: Türk Elektronik Harp Teknolojileri
Türk savunma sanayiinin son yıllardaki devasa atılımı, sadece sahada uçan platformlarla değil, görünmeyen dalgaların savaşı olan Elektronik Harp (EH) alanında da zirveye yerleştiğimizi tescilliyor. Aselsan’ın bir NATO üyesi ülkeyle imzaladığı 400 milyon dolarlık dev sözleşme, Türkiye’nin artık "gelişmekte olan pazar" değil, "oyun kurucu teknoloji merkezi" olduğunu kanıtlıyor.
Yıllarca savunma sanayiinde "montajcı" ya da "son kullanıcı" olarak nitelendirilen Türkiye, bugün dünyanın en prestijli ittifakı olan NATO içerisinde teknoloji ihraç eden bir kutup yıldızına dönüştü. Batılı müttefiklerimiz, Türk mühendisliğinin ulaştığı "stratejik üstünlüğü" artık kabul etti. Türkiye, KORAL, REDET ve SANCAR gibi sistemlerle EH alanında rüştünü ispatladı. Şimdi ise bu tecrübeyi NATO standartlarında, dünyanın en gelişmiş ordularına sunuyoruz.
Gelişmiş ülkelerin yerli sistemlerimizi tercih etmesinin en büyük sebebi, bu sistemlerin yazılımsal bağımsızlığıdır. NATO üyesi bir ülkenin 400 milyon doları Türkiye’ye yatırması, "kara kutu" olmayan, her türlü tehdit kütüphanesine hızla adapte edilebilen esnek bir yapıya duyulan güvendir. Yani artık sadece mühimmat değil, akıl ihraç ediyoruz. Türkiye, elektromanyetik spektrumun her saniyesinde hakimiyet kuran bir güç olarak, savunma sanayii piramidinin en tepesine, yani "Elektronik Harp" zirvesine bayrağını dikmiştir. Savunma sanayiinde "yerli ve milli" vurgusu, artık bir temenni olmaktan çıkıp küresel pazarın en sert gerçeklerinden biri haline gelmiştir.
Peki, Türkiye nasıl oldu da İHA/SİHA başarısının ötesine geçerek, modern savaşın "beyni" sayılan elektronik harp alanında bir dünya markasına dönüştü? Modern muharebe sahası artık sadece barut ve çelikten ibaret değil. Bugünün savaşları, elektromanyetik spektrum adı verilen görünmez bir sahada kazanılıyor ya da kaybediliyor. Eğer düşman radarını köreltemezseniz, telsiz haberleşmesini kesemezseniz veya güdümlü füzelerini saptıramazsınız; dünyanın en iyi uçağına sahip olmanızın hiçbir anlamı kalmaz.
Türkiye, Suriye (Zeytin Dalı ve Barış Pınarı), Libya ve Karabağ operasyonlarında bu gerçeği dünyaya bizzat kanıtladı. Rus yapımı hava savunma sistemlerinin (Pantsir, S-300 vb.), Türk EH sistemleri karşısında nasıl "görmez" ve "çaresiz" kaldığı, küresel askeri literatüre yeni bir sayfa açtı. İşte bu saha tecrübesi, bugün NATO müttefiklerinin kapımızı çalmasının en büyük sebebidir.
Gelişmiş ülkelerin Türkiye'yi tercih etmesindeki bir diğer stratejik neden ise "Yazılımsal Egemenlik"tir. Batılı ülkeler genellikle teknoloji sattıkları ülkelere sistemin iç kodlarını vermez, yani sistemi bir "kara kutu" olarak teslim ederler. Oysa Türkiye, sunduğu esneklik ve entegrasyon kabiliyetiyle müttefiklerine gerçek bir operasyonel özgürlük tanıyor. Türk mühendislerinin geliştirdiği milli yazılımlar, sahadan gelen yeni tehdit verilerine göre saatler içinde güncellenebiliyor.
Aselsan’ın bu imzası, Türkiye’nin savunma sanayii piramidinin en tepesine yerleştiğinin tescilidir. Artık sadece platform (İHA, gemi, helikopter) satan değil, o platformlara "akıl" ve "görünmezlik" katan sistemlerin tedarikçisiyiz.
Dünün "taklit eden" Türkiyesi bitti; bugünün "takip edilen" Türkiyesi, görünmez cephenin yeni hakimidir.