Karabağ Zaferi Sonrası Kafkasya’da Yeni Barış Mimarisi

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Güney Kafkasya’da barış artık soyut bir temenni değil, somut adımlarla inşa edilen bir zorunluluktur. 18 Aralık’ta Azerbaycan petrol şirketi SOCAR tarafından üretilen AI-95 yakıtı taşıyan tankerlerin Gürcistan üzerinden Ermenistan’a doğru yola çıkması, bu gerçeğin en açık göstergelerinden biridir. Tarafların da vurguladığı gibi bu sevkiyat, siyasi söylemlerin ötesinde, barışın pratik ve ölçülebilir ekonomik faydalarını ortaya koymaktadır.

28 Kasım’da Gabala’da Azerbaycan Başbakan Yardımcısı Şahin Mustafayev ile Ermenistan Başbakan Yardımcısı Mher Grigoryan arasında varılan mutabakatın hayata geçirilmesi, güven inşasının artık retorikten uygulamaya geçtiğini göstermektedir.

Uluslararası ilişkiler teorisi açısından bakıldığında, bu gelişme klasik güven artırıcı önlemler (confidence-building measures) literatürüne güçlü bir örnek teşkil etmektedir. Uzun süreli çatışmalar sonrası barışın kalıcı hale gelmesi, yalnızca diplomatik beyanlarla değil, karşılıklı bağımlılık yaratan ekonomik ilişkilerle mümkündür.

Liberal barış teorisinin temel varsayımı da tam olarak budur: Ticaret, enerji ve ulaştırma ağları üzerinden kurulan karşılıklı çıkar ilişkileri, çatışmanın maliyetini artırır ve barışı rasyonel bir tercih haline getirir. Azerbaycan’dan Ermenistan’a yapılan yakıt sevkiyatı, bu teorik çerçevenin sahadaki karşılığıdır.

Ermenistan İçin Yol Ayrımı: Entegrasyon mu, İzolasyon mu?

Tarihsel süreç Ermenistan açısından daha sert bir gerçeği işaret etmektedir. Azerbaycan’ın Karabağ Zaferi ile birlikte uluslararası hukuk çerçevesinde işgal altındaki topraklarını geri alması, Güney Kafkasya’daki güç dengesini köklü biçimde değiştirmiştir. Bu zafer, yalnızca askeri bir başarı değil; aynı zamanda bölgesel düzenin yeniden tanımlanmasıdır. Statükoya dayalı, çatışmadan beslenen bir yapı sona ermiş; yerine egemenlik, toprak bütünlüğü ve bölgesel iş birliği esaslı yeni bir denklem ortaya çıkmıştır. Bu yeni denklemde Ermenistan’ın eski politikalarını sürdürmesi ne ekonomik ne de siyasi olarak mümkündür.

Ermenistan, onlarca yıl süren çatışmalar, kapalı sınırlar ve dışlayıcı politikalar nedeniyle ciddi bir ekonomik ve jeopolitik daralma yaşamaktadır. Bölgesel ulaştırma hatlarının dışında kalmış, enerji güvenliği kırılganlaşmış ve dış politikada manevra alanı daralmıştır.

Realist teori açısından ifade etmek gerekirse, Ermenistan’ın güç kapasitesi ile stratejik hedefleri arasındaki uyumsuzluk giderek artmaktadır. Bu durum, revizyonist bir tutumun değil, uyum sağlayıcı ve iş birliğine dayalı bir stratejinin zorunlu olduğunu göstermektedir.

Bir Tanker, Bir Dönem: Barışın Ekonomik Dili

Tam da bu noktada Türkiye-Azerbaycan ittifakı belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu ittifak, askeri caydırıcılığın ötesinde, bölgesel istikrarı ekonomik entegrasyon ve ulaştırma projeleri üzerinden inşa etmeyi hedeflemektedir. Zengezur Koridoru, enerji hatları ve ticaret yolları, Güney Kafkasya’yı küresel ekonomiye bağlayacak stratejik damarlar olarak tasarlanmıştır. Ermenistan’ın bölgede ayakta kalabilmesi, bu vizyona karşı durmakla değil, bu vizyonun parçası olmakla mümkündür.

Gelecek projeksiyonu nettir: Güney Kafkasya ya iş birliği ve entegrasyon ekseninde istikrara kavuşacak ya da Ermenistan kendisini daha da derin bir yalnızlığa mahkûm edecektir. Azerbaycan ile normalleşme ve Türkiye ile yakınlaşma, Ermenistan için bir “taviz” değil, varoluşsal bir zorunluluktur. Aralık’ta başlayan yakıt sevkiyatı, bu zorunluluğun ilk somut adımıdır. Güçlü ve kalıcı bir barışın vakti gelmiştir; bu barışın yolu ise gerçeklerle yüzleşmekten, bölgesel şartlara uyum sağlamaktan ve karşılıklı bağımlılığı cesaretle inşa etmekten geçmektedir.