EVLİLİKTE DENGE VE ŞEFKAT: İKİ TARAFIN SORUMLULUĞU

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Birçok kadın, bir erkeğin güçlü görünmesinin ardında duygusuzluk yattığını sanır. Oysa çoğu zaman o güç maskesinin ardında sessiz bir yorgunluk, fark edilmemiş bir çaba ve söylenmemiş bir kırgınlık vardır.
Toplum, erkekleri duygularını bastırmaya, zayıflıklarını gizlemeye ve her zaman dimdik durmaya zorlamıştır. Bu durum, zamanla duygusal iletişimi neredeyse tek taraflı hale getirmiştir. Kadın hissetmeyi, anlatmayı, beklemeyi öğrenirken; erkek susmayı, içine atmayı ve dayanmayı öğrenmiştir.

Fakat gerçek şu ki; erkekler de anlaşılmak ister. Onlar da güzel bir söze, bir teşekkür cümlesine, bir dokunuşun sıcaklığına muhtaçtır.
Bir evliliğin içinde erkek yalnızca “veren” değil, aynı zamanda “hissedilen” olmalıdır. Çünkü sevgi sadece alınarak değil, verilerek anlam kazanır.

Bir kadın, eşinden sürekli sevgi, ilgi, jest ve söz beklerken, aynı özeni göstermeyi çoğu zaman unutur. Zamanla beklentiler sevgiden büyük hale gelir, sevgiyi tüketen bir yarışa dönüşür.
Oysa bir evlilik, karşılıklı bir akıştır; biri ne kadar verir, diğeri ne kadar alırsa o denge kadar uzun ömürlü olur. Sevgi bir elmanın iki yarısı gibidir: biri eksik olduğunda, diğerinin tadı da tamamlanmaz.

Bir erkek de bir çiçek bekler bazen. Bir teşekkür, bir “iyi ki varsın” cümlesi, bir sıcak çay, bir gülümseme ister. Ama çoğu kadın, bu küçük jestleri gereksiz görür; “erkek o, zaten yapmalı” der. İşte tam da o noktada, duygusal denge kırılır.
Çünkü sevgide cinsiyet yoktur. Şefkat, anlayış ve ilgi, yalnızca kadının hakkı değil, insanın ihtiyacıdır.

Bugün birçok evlilikte, kadınlar duygusal beklentilerini dile getirirken erkekler sessizce geri çekiliyor. O sessizlik birikiyor; zamanla iletişimsizlik, sonra uzaklık, sonra da yabancılığa dönüşüyor.
Bu yüzden, sevgi kadar adalet de gerekir bir ilişkide. Çünkü biri sürekli alan, diğeri sürekli veren olduğunda, sonunda ikisi de tükenir.
Evliliğin asıl gücü, taraflardan birinin fedakârlığında değil, ikisinin de anlayışında yatar.

OLUMLU YANLAR

Evlilikte karşılıklı anlayış ve şefkat, ilişkinin temel taşıdır. Kadın da erkek kadar “verici” olduğunda, aralarındaki bağ güçlenir.
Bir kadının eşine destek olması, sadece onun yükünü hafifletmekle kalmaz; aynı zamanda erkeğin sevgisini derinleştirir.
Küçük jestler, sıcak bir tebessüm, birlikte geçirilen sade bir akşam bile, pahalı hediyelerden daha kıymetli hale gelir.
Böyle evliliklerde çatışmalar bile saygı çerçevesinde olur; çünkü her iki taraf da birbirinin yorgunluğunu görür, kalbini duyar.
Bir kadın, eşini anlamaya çalıştıkça; bir erkek, eşine duygularını açmaya cesaret eder. Bu döngü, sevginin sürdürülebilir halidir.

OLUMSUZ YANLAR

Ne yazık ki toplumun yüklediği roller, ilişkilerde tek taraflı bir beklenti doğurmuştur.
Kadın, sevgi bekler ama vermeyi ihmal eder; erkek ise güçlü görünmeye çalışırken duygusal bağ kuramaz hale gelir.
Zamanla sevgiden çok hesaplar, sitemler ve kıyaslamalar başlar.
Kadın, unutulan doğum günlerini, alınmayan çiçekleri, gidilmeyen tatilleri hatırlar; erkek ise tüm bunların arasında kendini değersiz hisseder.
Bir kadın sürekli “o yapmadı, o vermedi, o söylemedi” diyorsa, evlilik duygusal yoksunluğa girer.
Bir erkek ise “anlatsam da anlamaz” diyorsa, artık sessizlik başlamış demektir.

Evlilik, tek taraflı sevgiyle yürümez; çünkü tek yönlü sevgi, zamanla hem yoran hem yıkan bir alışkanlığa dönüşür.
Ve en acısı, taraflar birbirini suçlamaya başladığında, sevgi yerini savunmaya bırakır.

SONUÇ

Gerçek bir evlilik, ne kadın merkezlidir ne erkek merkezli.
Gerçek evlilik, sevgi merkezlidir.
Bir kadın, “bana ne verdi?” demeden önce “ben ne kattım?” diye sormalıdır.
Bir erkek, “beni anlıyor mu?” demeden önce “ben anlatabiliyor muyum?” diye düşünmelidir.
Eşler birbirini rakip değil, yoldaş olarak gördüğünde; evlilik bir mücadele değil, bir yolculuk haline gelir.

Şefkat, bir kadına ait bir özellik değil, insan olmanın doğal sonucudur.
Ve bir erkek, sevildiğini hissettiğinde; bir kadın, anlaşıldığını gördüğünde; evlilik o zaman gerçek anlamını bulur.

OKUYUCUYA SORULAR

  1. Eşinizin iç dünyasında gerçekten neler hissettiğini en son ne zaman sordunuz?
  2. Sizin gösterdiğiniz sevgi, gerçekten karşı tarafı anlayan bir sevgi mi, yoksa karşılık bekleyen bir alışkanlık mı?
  3. Eşinizin size gösteremediği duyguları, hiç sessizliğinde okumayı denediniz mi?
  4. En son kimin gönlünü almak için değil, gönlünü görmek için çaba gösterdiniz?
  5. Sevgi dilinizde “ben” mi baskın, yoksa “biz” mi?