ABD ve Venezuela Enerji Krizi
ABD Başkanı Donald Trump son zamanlarda Venezuela’yı, ABD’ye uyuşturucu sokmakla suçluyordu. Bununla alakalı oldukça sert yaptırımların ardı arkası kesilmedi. Konu sadece uyuşturucu da değildi. Petrol rezervleri konusunda Venezuela’nın güvenilir bir ülke olmadığını, kaynaklardan çaldığını ifade ediyordu.
Bu durumlar karşısında net bir duruş sergileyen Donald Trump, Maduro’nun istifa etmesi gerektiğini düşünüyordu. ABD’nin gemilere operasyon yapması üzerine Maduro da bunun yasadışı ve egemenlik haklarını ihlal eden bir suç olduğunu vurguladı.
Yaptırımlar küresel bir düzeni tehdit eder. Herkes öncelikle rutin gibi görse de dünyadaki enerji güvenliğinin böyle çıkmaz yollara sokulması birçok ülkeyi endişeye sürüklüyor.
Her iki taraf da geçerli sebepler sunuyor. Washington bunları bir yaptırım olarak görürken Caracas bunun bir ihlal olduğunu savunuyor. Bu durum hukuken tartışmaya açıktır. Eğer o gemilerle uyuşturucu taşınıyorsa ABD’yi haklı görebilirsiniz. Yaptırım maksatlı diğer gemilere de engel oluyor diye yorum yapabilirsiniz. Ancak hukuken çözüm bu değildir. Sizler kafanıza göre petrol gemilerine operasyon düzenleyemezsiniz.
Bu krizlerin dünyanın geleceğine ışık tutmaktan çok karanlık düşürdüğü çok açık. Son yıllarda enerji piyasasını çoğu konudan soyutlamaya çalışıyorlar. Dünya, petrol fiyatlarındaki artışın nelere sebep olduğunu 1970’lerde gördü.
İşin garip tarafı bu yaptırımların okyanuslara ulaşması oldu. Dünya bu yaptırımların sularda olmasına o kadar alışık değil. Normalde yaptırım dediğimizde fiziksel müdahaleden pek fazla söz edemezdik. Bankalar veya sigorta gibi kurumlar aracılığıyla olurdu. Geldiğimiz noktada ise işler çok daha farklı. Fiziksel müdahalelerin normal sayıldığı bir yere doğru gidiyoruz. Şahsi yorumum, hukuk dengesinin güç dengesiyle çeliştiği yerde hukuktan ziyade gücün ön planda görüldüğüdür.
Bundan dolayı uluslararası politikalarda güçlü olmak her ülke için vazgeçilmez bir durum. Yoksa sadece haklı olmak bile bir şey ifade etmez. Gücün hukuku ezdiği yerde bakakalabilirsiniz. En basit örneklerinden biri Rus-Ukrayna savaşı oldu. Uluslararası hukuka göre Rusya’nın yaptığının bir bedeli olması gerekiyordu. Ancak güç Rusya’da olduğu için bütün dünyaya meydan okumayı tercih etti. Uluslararası hukuk hiçe sayıldı…
İktisat derslerinde ticaretin nasıl yapıldığını, hangi etmenlere bağlı olduğunu gördük. Üzerinde durulan konular daha çok fiyat istikrarı, arzın sürekliliği gibi meselelerdi. Ancak değişen dünyayla beraber bir faktör bütün etmenlerin önüne geçti. Buna ister jeopolitik uyum deyin, isterseniz de uluslararası siyaset olarak belirtin. Artık bir malı pazarlarken kime pazarladığınız, kimin düşmanına yahut kimin dostuna sattığınız, emtiayı gönderirken kimin yolundan geçtiğiniz, kimin yolundan geçmediğinize kadar her şeye dikkat ediliyor.
Enerji piyasasının bu düzenden soyutlanması gerekirken bugün tam tersi yaşanıyor. Böylesine kırılgan bir yapı olması aslında hiç kimsenin işine gelmez.
Tabii işlerin bir diğer boyutu, ABD bugün yeni bir savaşa giriyor. Ya da girdiği savaşta yeni bir cephe açılıyor. Özellikle Çin’le girdiği bu diplomatik savaş bugün ABD’nin güçlü bir tavır sergilemesinin zorunlu olduğu anlamına gelebilir.
Son olarak; mesele bir petrol gemisi değil. Herhangi bir yaptırımın arkasından değişen güç dengesini gözetmezsek yarın çok daha arka planlarda kalabiliriz. Güçlü bir ülke olmak için olaylara daha geniş açılardan bakmak zorundayız.