Türk dünyası bir araya gelirse...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

 

Ankara'da önemli bir zirve gerçekleşti. Türk Devletleri Teşkilatı'nın 13. Zirvesi...

 

İsmi uzun, gündemi geniş, sonuçları ise üzerinde uzun uzun düşünülmeyi hak ediyor.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ev sahipliğinde düzenlenen zirvenin sloganı da oldukça iddialıydı: “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik.”

 

Peki, bu sloganın içini doldurabilecek miyiz?

 

Bence asıl mesele tam da burada.

 

Çünkü Türk dünyası dediğimizde yalnızca ortak bir dili, benzer gelenekleri, aynı tarihî kökleri paylaşan ülkelerden söz etmiyoruz. Avrupa ile Asya arasında uzanan, enerji kaynakları, ticaret yolları, genç nüfusu ve jeopolitik konumuyla dünyanın dikkatini çekebilecek büyük bir coğrafyadan söz ediyoruz.

 

Üstelik dünya eski dünya değil.

 

Uluslararası kuruluşların etkisinin sorgulandığı, ülkelerin kendi güvenliklerini öncelediği, ekonomik ve siyasi ittifakların yeniden şekillendiği bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir dönemde Türk devletlerinin birbirine yaklaşması romantik bir kardeşlik hikâyesi değil, akılcı bir strateji.

 

Haritaya bir de bu gözle bakın!

Orta Koridor...

 

Zengezur Koridoru...

 

Çin-Kırgızistan-Özbekistan Demir Yolu...

 

Trans-Afgan Demir Yolu...

 

Bunlar Ankara Bildirisi'nde yer alan sıradan ulaştırma projeleri değil. Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin geleceğini belirleyebilecek güzergâhlar.

 

Düşünsenize...

 

Çin'den çıkan bir ürünün Türk dünyasının içinden geçerek Avrupa'ya ulaşması. Bu güzergâh üzerindeki ülkelerin sadece transit geçiş geliri elde etmesi değil, üretimden lojistiğe, finanstan teknolojiye kadar büyük bir ekonomik ekosistemin parçası olması.

 

İşte Türk dünyasının gerçek potansiyeli burada.

 

Ama bunun için önce gümrüklerdeki engelleri kaldırmak, demir yollarını birbirine bağlamak, ticareti kolaylaştırmak gerekiyor.

 

Savunmada da birlikte hareket etmek!

 

Ankara Zirvesi'nin önemli başlıklarından biri de savunma sanayisi.

 

Türkiye'nin ev sahipliğinde bir TDT Savunma Sanayisi Koleji kurulması ihtimalinin gündeme gelmesi önemli. Siber güvenlikten terörle mücadeleye, savunma teknolojilerinden güvenlik istişarelerine kadar geniş bir işbirliği alanı var.

 

Türkiye'nin savunma sanayisinde edindiği tecrübeyi diğer Türk devletleriyle paylaşması, ortak üretim ve teknoloji geliştirme projelerinin önünü açabilir.

 

Burada bir parantez açalım: Savunma sanayisi işbirliği, sadece silah üretmek demek değil. Teknoloji geliştirmek, bilgi paylaşmak ve dışa bağımlılığı azaltmak demek.

 

Bir alfabe, bir gelecek...

Bildirinin belki de en anlamlı başlıklarından biri ortak Türk alfabası.

 

Ortak alfabenin yaygınlaştırılması, bilimsel ve edebî eserlerin bu alfabeyle yayımlanması hedefleniyor.

 

Kulağa kültürel bir çalışma gibi gelebilir. Oysa çok daha fazlası.

 

Birbirinin yayınlarını okuyabilen, bilimsel çalışmalarından yararlanabilen, gençleri arasında daha güçlü bağlar kurabilen bir Türk dünyasından söz ediyoruz.

 

Ortak müze kartı, eğitim programları, burslar ve Türk Kupası gibi projeler de bu yakınlaşmayı günlük hayatın içine taşıyabilir.

 

Peki, şimdi ne olacak?

Ankara Bildirisi'nde Gazze'den Suriye'ye, Kıbrıs meselesinden enerji güvenliğine kadar pek çok konuda ortak tutum ortaya konuluyor.

 

KKTC'nin Türk dünyasının ayrılmaz parçası olarak tanımlanması da ayrıca önemli.

 

Ancak bütün bu başlıkların bir ortak noktası var: Uygulama!

 

Zirve düzenlemek kolay. Bildiri yayımlamak da kolay. Zor olan, alınan kararları hayata geçirmek.

 

Türkiye'nin dönem başkanlığını üstlenmesi bu nedenle önemli bir fırsat. 2027'de Özbekistan'da yapılacak zirveye kadar hangi projelerin tamamlandığını, hangi anlaşmaların uygulamaya geçtiğini konuşuyor olmamız gerekiyor.

 

Benim Ankara Zirvesi'nden çıkardığım sonuç şu:

 

Türk dünyası artık birbirine uzaktan el sallayan ülkeler topluluğu olarak kalmamalı.

 

Ticarette ortak hareket etmeli. Ulaşımda birbirine bağlanmalı. Savunmada güçlerini birleştirmeli. Kültürde ortak mirasını yaşatmalı.

 

Çünkü 21'inci yüzyılda sadece güçlü olmak yetmiyor. Gücünü birlikte kullanabilmek de gerekiyor.

 

Türk dünyasının önünde büyük bir fırsat var. Mesele, bu fırsatın farkında olmak değil, onu gerçeğe dönüştürmek!