İklim diplomasisinin yeni adresi Türkiye!
Dünyanın gözü Antalya'ya çevriliyor. 9-20 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek COP31, Türkiye için sıradan bir uluslararası toplantı değil. Bu zirve, Türkiye'nin yalnızca bölgesel meselelerde değil, insanlığın geleceğini ilgilendiren küresel konularda da söz söyleyen bir ülke olduğunu gösterme fırsatı.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'na ev sahipliği yapmak elbette önemli. Ama asıl önemli olan, Türkiye'nin bu organizasyona nasıl bir vizyonla hazırlandığı.
Çünkü Ankara'nın ortaya koyduğu bir hedef var: Uygulama COP'u!
Yani artık sadece konuşmak yok. Sadece bildiriler yayımlamak, güzel cümleler kurmak, gelecek yıllara hedefler koymak yok. Verilen sözleri hayata geçirmek, iklim finansmanını harekete geçirmek ve ülkeleri somut sonuçlar üretmeye yönlendirmek var.
Bence Türkiye'nin en büyük iddiası da tam burada başlıyor.
Son günlerde uluslararası basında COP31'e yönelik ilginin artması tesadüf değil. İngiliz The Guardian'dan Reuters'a, Bloomberg'den Euronews'e kadar pek çok uluslararası yayın kuruluşunun gündeminde Antalya var. Türkiye'nin iklim finansmanı, enerji dönüşümü ve gelişmekte olan ülkelerin beklentileri konusundaki yaklaşımı tartışılıyor.
Üstelik Antalya'daki zirveye ilişkin rakamlar da dikkat çekici.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un açıkladığı bilgilere göre 85 ülke lideri zirveye katılacağını bildirdi. Yaklaşık 300 bakanın da Antalya'da olması bekleniyor. COP31 tarihinde rekor düzeye ulaşan bir ilgiyle 159 ülke pavilyonu ve 90 delegasyon ofisi başvurusu onaylandı.
Bu rakamlar Türkiye'nin uluslararası organizasyon kapasitesinin yanı sıra, küresel iklim diplomasisinde oluşturduğu çekim alanını da gösteriyor.
Bir başka önemli başlık ise ekonomi.
COP31'i yalnızca çevre meselesi olarak değerlendirmek büyük eksiklik olur. Bu zirve aynı zamanda yatırım, teknoloji, sanayi, enerji ve istihdam meselesi.
23 Ekim'de İstanbul'da düzenlenen COP31'e Doğru Yatırım Zirvesi'nde açıklanan veriler oldukça dikkat çekiciydi. Türkiye'nin iklim dostu yatırımlar kapsamında 94 projeyi ülkeye kazandırdığı belirtildi. Güneş paneli üretim kapasitesinde Avrupa'nın en büyük ülkesi olduğumuz, rüzgâr enerjisi ekipmanlarında da güçlü bir üretim ekosistemine sahip bulunduğumuz vurgulandı.
Sıfır Atık projesi kapsamında 90 milyon ton atığın geri dönüştürülmesi ve geri kazanım oranının yüzde 37 seviyesine ulaşması da önemli bir başarı.
Şimdi bu birikimi uluslararası yatırımcıya anlatma zamanı.
Türkiye'nin 2035 yılı için ortaya koyduğu 120 gigavatlık rüzgâr ve güneş enerjisi kapasitesi hedefi de bu dönüşümün önemli parçalarından biri. Bankacılık sektörünün enerji yatırımlarına sağladığı finansmanın 1 trilyon lirayı aşması, yenilenebilir enerji kredilerinin 340 milyar lirayı geçmesi de yeşil dönüşümün artık ekonomik hayatın merkezine yerleştiğini gösteriyor.
Ancak COP31'in bir başka boyutu daha var ki bence çok önemli.
İklim değişikliğinin faturasını en fazla gelişmekte olan ülkeler ödüyor. Oysa bu ülkelerin iklim krizine neden olan tarihsel sorumlulukları, gelişmiş ülkelerle aynı değil. İklim finansmanına erişim, teknoloji transferi ve adil paylaşım meselesi bu nedenle hayati önem taşıyor.
Türkiye'nin bu ülkelerin sesini uluslararası platformlarda daha güçlü duyurma hedefi, zirveye ayrı bir anlam kazandırıyor.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran'ın 27 Ekim'deki açıklamasında vurguladığı gibi Türkiye, COP31'i ülkeler arasında diyalog ve iş birliğini güçlendiren, taahhütleri ölçülebilir ve kalıcı sonuçlara dönüştüren bir platform olarak görüyor.
İşte Türkiye'nin üstlenebileceği rol tam da bu!
Bir tarafta enerji güvenliği, diğer tarafta iklim değişikliği... Bir tarafta sanayinin rekabet gücü, diğer tarafta karbon emisyonlarının azaltılması... Bir tarafta gelişmiş ülkelerin sorumlulukları, diğer tarafta gelişmekte olan ülkelerin finansman ihtiyacı...
Bütün bu başlıkların aynı masada konuşulması gerekiyor.
Türkiye, coğrafi konumu, diplomatik tecrübesi, sanayi altyapısı ve yenilenebilir enerji potansiyeliyle bu masada önemli bir aktör olabilecek imkânlara sahip.
Elbette COP31'in başarısı yalnızca kaç liderin Antalya'ya geldiğiyle ölçülmeyecek. Zirvenin gerçek başarısı, alınan kararların uygulanması, yeni yatırımların başlaması ve iklim krizine karşı kalıcı sonuçlar üretilmesiyle ortaya çıkacak.
Ama şurası kesin: Türkiye artık iklim diplomasisinin seyircisi değil, ev sahibi ve gündem belirleyicilerinden biri.
Antalya'da yalnızca dünya liderlerini ağırlamayacağız. Türkiye'nin gelecek yüzyılda nasıl bir ekonomik, çevresel ve diplomatik iddia taşıdığını da dünyaya anlatacağız.
COP31, Türkiye'nin dünyaya açılan yeni vitrini olacak. Asıl mesele, bu vitrindeki başarıyı zirveden sonra da sürdürebilmek.