Türk havacılığının yeni rotası

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

 

Havacılıkta artık yalnızca daha fazla yolcu taşımak, yeni havalimanları açmak ya da filoya uçak katmak başarı ölçüsü değil. Asıl mesele, dünyadaki hava trafiğinin hangi yöne aktığını doğru okumak ve Türkiye'yi bu trafiğin merkezinde konumlandırabilmek. Önümüzdeki dönemde Türk havacılığının en önemli sınavı da bu olacak.

 

Türkiye, son yıllarda havacılıkta önemli bir kapasiteye ulaştı. 58 havalimanı, 800 uçaklık filo ve 157 bin 785 koltuk kapasitesi, sektörün geldiği noktayı gösteriyor. İstanbul Havalimanı'nın büyüyen altyapısı, Esenboğa'da tamamlanan üçüncü pist ve yeni kontrol kulesi, devam eden havalimanı yatırımları da bu büyümenin fiziksel altyapısını oluşturuyor.

 

Ancak bütün bu yatırımların karşılığını alabilmek için artık başka bir aşamaya geçmek gerekiyor: Uçuş hakları, uluslararası bağlantılar ve küresel rekabet.

 

2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'nda hava yolu şirketlerinin diğer ülkelere yönelik uçuş sayılarını artırmak ve yeni uçuş izinlerini kolaylaştırmak amacıyla ulusal strateji belgesi hazırlanmasının öngörülmesi bu açıdan önemli. Çünkü havacılıkta pist yapmak kadar o piste inecek uçağın hangi ülkeye, hangi şehre ve ne sıklıkla uçacağını belirlemek de önemli.

 

Türkiye'nin coğrafi avantajı zaten ortada. Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika'nın kesişim noktasındayız. Fakat coğrafi konum tek başına merkez olmaya yetmiyor. İkili hava ulaştırma anlaşmaları, frekans hakları, slot imkânları ve karşılıklı uçuş izinleri, havacılığın görünmeyen ama en stratejik rekabet alanları.

 

110 bin uçuşluk kayıp ve Türkiye'nin fırsatı

Tam da bu noktada EUROCONTROL'ün açıkladığı tahminler dikkat çekiyor. Orta Doğu'daki jeopolitik gerilimlerin Avrupa hava trafiğinde bu yıl yaklaşık 110 bin uçuşluk kayba yol açması bekleniyor. Avrupa'nın 2026 yılı büyüme tahmininin yüzde 2,7'den yüzde 1,7'ye indirilmesi, bölgedeki gelişmelerin havacılığı nasıl etkilediğini ortaya koyuyor.

 

Hava yolu taşımacılığı artık yalnızca yolcu talebiyle şekillenmiyor. Savaşlar, hava sahası kısıtlamaları, yakıt fiyatları ve değişen uçuş rotaları şirketlerin bütün operasyon planlarını etkiliyor. Bir bölgede yaşanan kriz, başka bir ülkedeki havalimanının yolcu trafiğini ve hava yolu şirketlerinin rekabet gücünü değiştirebiliyor.

 

EUROCONTROL, 2027'de Türkiye ve Doğu Akdeniz'deki bazı pazarlarda toparlanmanın daha güçlü olabileceğine işaret ediyor. Bu öngörü, Türkiye açısından önemli bir fırsat penceresi açıyor. Ancak fırsatın kendiliğinden yatırıma, yolcuya ve gelire dönüşmesini beklememek gerekiyor.

 

Havalimanı yapmak yetmez, uçuşu da getirmek gerekir

Türkiye'nin bundan sonraki havacılık politikası, altyapı yatırımlarıyla uluslararası pazarlama ve diplomatik müzakereleri aynı stratejide buluşturmalı. Yeni havalimanları kadar mevcut meydanların verimli kullanılması, hava yolu şirketlerinin yeni pazarlara erişmesi ve Türkiye'nin aktarma merkezi olma iddiasının güçlendirilmesi gerekiyor.

 

Özellikle Asya-Afrika-Avrupa hattında yeni bağlantılar oluşturmak, İstanbul'un küresel merkez rolünü desteklerken Anadolu havalimanlarının da uluslararası uçuş ağlarına katılmasını sağlayabilir.

 

Unutulmamalı ki havacılıkta rekabet yalnızca uçak sayısıyla kazanılmıyor. Uçuş hakkını alabilen, doğru rotayı oluşturabilen, yolcuyu aktarmadan hedefine ulaştırabilen ve krizleri fırsata çevirebilen ülkeler öne çıkıyor.

 

Türkiye pistlerini, terminallerini ve filosunu büyüttü. Şimdi sıra, bu kapasiteyi daha fazla uluslararası uçuşa, yolcuya ve ekonomik değere dönüştürmekte. Türk havacılığının yeni hedefi, gökyüzünde daha fazla yer kaplamak olmalı.