Hilafet Makamı Yıldız Sarayı Kumarhane Yapıldı!

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Tarihler 27 Nisan 1909’u gösterdiğinde hüzün sağanakları yağıyordu Yıldız salonlarına… Gidiyordu işte Sultân-ı mahlû… 33 sene hizmetinin karşılığı bu muydu?

Onu hal’ eden yani tahtından indiren ekibin arasında bakın kimler bulunuyordu?

Ermeni Ayan üyesi Aram Efendi, sonradan hizmetlerine mukabil İttihatçılar tarafından paşa yapılacak Draç Mebusu Arnavut Esad Toptani, Selanik Mebusu Yahudi Emanuel Carasso, Sultan Hamid’in nice iltifatına mazhar olarak koramiralliğe kadar yükselmiş yaveri Arif  Hikmet Paşa ve Sabetayist asker Galip Pasiner.

Ardında bıraktığı yegâne hattında “Ah Ya Vedud”  yazması bundandı? İçeride ve dışarıda hainlerin kıskacında Sultan’ın payandası yalnız Yaradanı’ydı.

Prof. Dr. Uğur Derman’ın anlattığına göre Yahyaefendi Dergâhı’nın şeyhi Abdullah Efendi -henüz padişah ve veliahd olmadan- Şehzâde Hamid Efendi’ye:

“Sen pâdişah olacaksın. Lâkin bir felâket var; eğer bunu atlatırsan sonun çok iyi… Fakat atlatmazsan resimlerin ayakaltında sürünecek” dedi (belki de bu sebeple Sultan resim çektirmekten hep imtina etti). Vah ki şeyhin sözü defaatle kerametini gösterecek Sultanımızın yalnız resmi değil emaneti de kirli kademler altında çiğnenmekten kurtulamayacaktı…

***

24 Ekim 2026’da Cumhurbaşkanımız Darphane-i Amire Müzeleri açılış konuşmasında tarihi hakikatlere vurgu yaparak güzide kültür varlıklarımızdan biri olan Yıldız Sarayı’nın, bu ülkede bir zamanlar gazino ve kumarhane olarak işletildiğini, el yazması nadide eserlerimizin hurda kâğıt niyetine yabancılara satıldığını, tarihî camilerimizin zahire ambarına hatta ahıra çevrildiğini söyledi.  Senelerce milletimizi ruh kökünden koparmak amacıyla Rahmetli Mehmet Doğan’ın “Batılılaşma ihaneti” dediği bir politikanın ürünü olarak Batılılaşmayı sadece gardıropta, tarihini ve kültürünü inkâr etmekte, millî ve manevî değerlerine yabancılaşmakta arayan bir kimliksizleştirme siyasetine maruz bırakıldığımızı dile getirdi.

 Kimilerimiz ilk defa duyuyordu bu hakikatleri. Tabii kim inanır ki bir zamanlar Osmanlı’nın idare, İslam dünyasının Hilafet merkezi olan Yıldız Sarayı’nın kumarhane yapıldığına. Buyurun bu muhrik hakikati yakından görelim.

3 Mart 1924’te çıkarılan Hilafetin kaldırılmasına ve Osmanlı Hanedanının Türkiye Cumhuriyeti toprakları dışına sürülmesine dair kanunun 9. ve 10. maddelerinde padişahlık sarayları ve kasırlarındaki bütün taşınır taşınmaz emlâk ve eşyanın millete intikal ettiği belirtilmiştir. Kanunun yürürlüğe girmesinin üzerinden 4 ay geçtikten sonra yayımlanan bir kararname gereğince Yıldız Sarayı, Şehremaneti (İstanbul Belediyesi) ne devredilir.

 İstanbul Belediyesinin başında Emin Erkulseyitoğlu vardır.  Emin Bey evvela Yıldız Sarayı’nın ve ötekilerin belediyeye devrini sağlar. Ardından “Yıldız Belediye Gazinosu” adını verdiği binayı işletmek için ihaleye açar. Amaç güya şehre yabancı turist çekerek bir gelir kaynağı sağlama, İstanbul’un tanınırlığını artırma ve Batılı seyyahlara hitap eden bir eğlence merkezi oluşturmaktır. Yıldız Sarayı kompleksinde bulunan en görkemli yapılardan Alman İmparatoru II. Wilhelm’in ağırlandığı, umumiyetle misafirhane olarak kullanılan Şale Köşkü bu gazinoya tahsis edilir.  İşletme 30 bin liraya İtalyan iş adamı Mario Serra’ya verilir. İhaleyi kazanan Milanolu Serra burada her türlü oyun ve dans salonlarını içeren gazino ve müesseseler yapmak yetkisini de eline alır.  Vladimir Alexandrov’un “The Balck Russian” adlı kitabında şunlar yazılıdır: “Serra’nın en cüretkâr planı Boğaziçi kıyılarında bir Monte Carlo yaratmaktı. Yıldız Sarayı kompleksinin 30 yıllık bir süre için Serra tarafından yönetilen bir şirkete kiralandığı haberi yayıldı.  Bu anlaşma Mustafa Kemal, Bakanlar Kurulu ve Türk Hükümeti’nin en yüksek seviyesinde onaylandı. İçi oyma mermer, sedef kakma ahşap, freskler ve yaldızlı sıva ile özenle dekore edilmişti. Serra bu önemli sarayın taht odasını bir kumar gazinosuna ve diğer salonları barlar, restoranlar ve dans etmek için dönüştürmeyi planladı.” 

26 Eylül 1926 akşamında Şale Kasrı, Yıldız Gazinosu olarak açılır. Açılış için davetnameler hazırlanmış, açılışta suare elbisesi (abiye) giymek mecburi tutulmuştur.

28 Eylül 1926 günü Cumhuriyet gazetesinde “Belediye Gazinosu Açıldı” sürmanşetiyle verilen haber “Sultan Hamid’in bir zamanlar Civarında Kuş Uçurtmadığı ve Hariçten Kimseye Ayak Bastırmadığı Sarayda Balo” alt başlığı ile devam eder.

Haberin detayları şöyledir: “Sarayın muhteşem mermer merdivenli antresi, ziya yıldız ve renk tufanı içinde pek cazip bir manzara arz ediyordu. Sarayın en mükellef ve muazzam salonu kumar salonu haline kalb edilmiştir. Hususi bir kulüp mahiyetinde olan bu salonun resmi küşadını (açılışını) bizzat Dahiliye Vekili Cemil Bey ile Şehremini Muhiddin Bey yaptılar.”

İlk gecenin oyun hasılatı da Darülaceze’ye bağışlanır.

“Bir tarafta oyun müptelası kadın ve erkeklerden mürekkep bir kalabalık rulet masaları önünde talilerini deniyor kah kazanıyor ve ekseriya kaybediyordu.  Diğer taraftan kapıları sedef kakmalı, duvarları ve tavanları müzehhep kufi yazılar ve nakışlarla süslenmiş, çini şömineli bir salonda da Frenklerin dediği gibi “kumarda taliasız kadında talialı” birçok erkekler zarif damlarıyla dans ediyorlardı.  Dar koridorların ta en nihayetindeki salonda ise büyük bir büfe oyun ve danstan ziyade midelerini düşünenlerle dolmuştu. Başta şampanya olmak üzere her nevi içki bol bol ikram ediliyordu. O kadar ki kapısı kapalı bir odada hüviyetini tahkik edemediğimiz bir zat siyah elbisesi ile Sultan Hamid’in mükellef halısının üzerine uzanmış, fazla kaçırdığı şampanyanın tesiriyle sızmıştı. Müsamere sabaha kadar devam etti ve (Yıldız)’ın yeşil korulukları sabahın ilk nurlarıyla aydınlanırken dans ve oyuna nihayet verildi.  Baloda şehrimizdeki mebuslardan bazıları, vali bey ile diğer erkân-ı süfera, şehrin bütün tanınmış simaları ve erkan-ı matbuat hazır bulunmuşlardır.  Yıldız Gazinosu’nu işletecek şirketin meclis idare reisi olan sabık Şehremini Emin Bey de Sinyor (Mario Serra) ile beraber davetlileri izaz ediyordu.  Yalnız dans salonunun kapılarında alelade kıyafetli birtakım adamların ve çocukların ağızları açık dans edenleri seyr itmeleri, salonların muhteşem manzarasını ihlal ediyordu.” 

Hepimizi utanca boğan bu merasimden sonra Kumarhane, Sultan Hamid’in ahından yakasını kurtaramamış olaysız geçen tek bir günü olmamıştır. 12 Ekim 1926 gecesi Macar Büyükelçiliği’nin 26 yaşındaki başkâtibi Miklon Derepaş kumarhanede kendine ait ve zimmetindeki paraları kaybedince intihar eder. 

 Kumarhanenin miadı dolmuştur çoktan son hamle Milletvekili Salih Bozok’tan gelir; kaybettiği paralar sebebiyle Mustafa Kemal’e bizzat yakınır.

Gazinoda yaşanan olumsuz hadiseler ve kamuoyundan gelen tepkilerle İstanbul savcılığı gazinoya karşı harekete geçer. İstanbul müdde-i umumisi (savcı) Nazif Bey, Yıldız’ın memleketin ekonomisini mahvedecek mahiyette adi bir kumarhane haline geldiğini, oyun oynayanların genellikle Türklerden oluştuğunu,  devlet memurlarının oyun oynamasına müsaade etmeyeceğini taahhüt etmesine rağmen Mario Serra’nın buna uymadığını, kumar oynayanların arasında mektep talebesine bile rastlandığını ifade ederek mahkemenin mukavelenameyi (sözleşmeyi) feshetmesi gerektiğini söyler. 

Böylece 12 Eylül 1927’de gazinonun bir senelik serüveni savcının talebiyle sonlanır.

Hülâseten Sultan Abdülhamid’in düşürülmesiyle ne mi oldu? Hilafet kaldırıldı, halife sürüldü, hilafet merkezi kumarhaneye döndürüldü.  Bize de 

“Divâne sen değil, meğer bizmişiz,

Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz

Sade deli değil, edepsizmişiz.

Tükürdük atalar kıblegâhına”  demek düştü…

                                               

(Kaynak: Hanilçe, M. ve Erdem, Ü. B. (2022). Yıldız Belediye Gazinosu: Yeni Cumhuriyet’in Eski İmparatorluk Başkentinde Batılı Turist Çekme Girişimi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi İnsan Bilimleri Dergisi, 3(1), 81-108)