Ukrayna’ya olan Sadakat, Kırım Türkleri’ne Neye Mal Oldu?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Kırım'ın siyasi ve demografik yapısı, 2014 olaylarından çok daha önce planlı bir şekilde Rusya yanlısı bir yöne kaydırılıyordu. Ve ne yazık ki bu durum, bağımsız Ukrayna'nın sessiz onayıyla gerçekleşti. 

Ancak Kırm yarımadası, 26 Şubat 2014'te Kırım Parlamentosu duvarları önünde nihai olarak kaybedildi.

O gün, Kırım Tatar Türkleri’nin öncülük ettiği on binden fazla kişiden oluşan protestocular, ayrılıkçıların çoğunluk sağlama (kuorum) çabasını boşa çıkardı.

Kiev ise tam da o esnada devlet düzeyinde bir felç halindeydi. Yarımadaya giren "yeşil adamcıklar" Ukrayna askeri birliklerini ablukaya aldı. Arka planda ise çok daha derin bir pazarlık yürütülüyordu.

Kremlin, ilhakın dünya gözündeki meşruiyetinin asli halk olan Kırım Tatarlarının tutumuna bağlı olduğunu çok iyi biliyordu. Bu yüzden Moskova, cömertliğinin tüm imkanlarını seferber etti.

Putin’in doğrudan telefon aramaları, Rusya ve Tataristan’dan üst düzey yetkililerin Kırım ziyaretleri ve sunulan "altın paket"…

Kırım Tatar Milli Meclis’e resmi tanınma, Kırım’ın yürütme organlarında ve parlamentosunda garantili koltuklar, dokuz haneli rakamlarla ifade edilen bir uyum ve yerleşim programı finansmanı ve Kırım Tatarca’sına resmi dil statüsü sözü verildi.

Kremlin, özünde yerli halka "dekolonizasyon ortağı" statüsü ve onlarca yıllık Ukrayna ihmaline karşı bir rövanş teklif ediyordu.

Bu baş döndürücü teklifleri reddederek Ukrayna yanlısı duruşunu yüksek sesle ilan eden Kırım Tatarları, Kiev ve Batı'ya muazzam, adeta krallara layık bir jest yaptı.

Kırım Türkleri Rusya’nın "asli halkın kendi kaderini tayini" argümanını ellerinden alarak Ukrayna devletinin itibarını tam anlamıyla kurtardılar.

Ancak Kiev, bu tavizsiz sadakati stratejik bir ittifak ve bir armağan olarak değil, olması gereken sıradan bir durum gibi karşıladı.

O kritik anda Kırım Tatarlar Türkleri, uluslararası alanda tanınan ve tamamen yasal bir araca sahipti - Çatışmanın üçüncü ve bağımsız bir tarafı olmak.

Kırım Tatar halkının meşru organı olan Kurultay, Mart 2014'te Bahçesaray'da toplanarak kendi kaderini tayin hakkına ilişkin tarihi bir karar aldı ve bu hakkı doğrudan hayata geçirdi.

Halk adına BM, Avrupa Konseyi, AGİT ile devletlerin parlamentolarına ve hükümetlerine başvurarak bu hakkın desteklenmesi çağrısında bulunan Kurultay, halk adına hareket etme yetkisini Meclis’e devretti.

Meclis, bu yetkiyi icra etmek amacıyla bu öznelliği uluslararası düzeyde pekiştirmeye çalıştı. Ancak bu başvurular bürokratik gerçekliğe çarptı. Uluslararası kuruluşlar, Ukrayna devletinin Meclis’e henüz resmi bir statü vermemiş olması sebebiyle, onları bağımsız bir muhatap olarak değerlendirmeyi reddetti.

Yine de doktrinsel açıdan Kurultay ve Meclis, kökeni 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’na kadar uzanan bölgelerin hukuki statüsünün sürekliliği temel ilkelerine başvurmak için her türlü gerekçeye sahipti.

Kırım Hanlığı’nın Rus İmparatorluğu tarafından ilk ilhakından önceki bağımsızlığını ilan eden bu tarihi ve hukuki emsal, asli halka sadece ahlaki bir hak değil, aynı zamanda kendi öznel varlığını beyan etme konusunda eşsiz bir fırsat sunuyordu.

Çünkü Kırım’daki Ukrayna yönetiminin tamamen çökmesi ve Rusya Federasyonu’nun saldırganlığı koşullarında, tarihi topraklarındaki egemenliğin tek meşru halefi Kırım Tatarlarıydı.

1774 emsaline ve BM’nin dekolonizasyon hukukuna dayanarak bağımsız bir "üçüncü taraf" ilan edilmesi, uluslararası bir koruma veya antlaşmanın tarihi garantörü ve halefi olan Türkiye Cumhuriyeti’nin doğrudan müdahalesi için hukuki bir koridor açıyordu.

Ancak Meclis, bunun yerine Ukrayna’ya sadakat göstererek onun toprak bütünlüğünü kurtarmayı seçti.

12 yıl süren baskılar, sürgünler, hapis cezaları ve yıkıcı bir savaşın ardından, ister istemez karmaşık ama kaçınılmaz sorular silsilesi gündeme geliyor.

O kusursuz sadakat, Kırım Türkleri’nin şimdi tekrar çıkış yolu aramak zorunda kalacağı bir tuzak haline mi geldi?

Yasaya sadakati seçen bir halk, kendisini korumakta acele etmeyen bir yasadan ve çeyrek asır boyunca kendi öznelliğini dahi tanımayan bir devlete ettiği yeminden ne kazandı?

Son 12 yılda onlarca bin Kırım Tatarı evini yeniden kaybetti, Kırım ise yetişmiş ve değerli nüfusunun büyük bir kısmını yitirdi.

Sonuç olarak Kırım Tatar Türkleri yalnızca belirsiz vaatlerle baş başa kaldı. Tam teşekküllü ulusal-topraksal özerklik, Ukrayna tarafından hala "sonraya" erteleniyor.

Oysa onlarca yıl Sovyet tahakkümü altında kalmış, ardından Rus baskısı ve toprak kaybıyla yüzleşmiş bir devlet olarak Ukrayna’nın - Kırım Tatarlarının kendi kaderlerini tayin etme, kendilerini sadece devletin bir parçası değil, ulusal hakları ve siyasi sesi olan bağımsız bir özne olarak kabul ettirme mücadelesini en iyi anlaması gereken taraf olması beklenirdi.

İşin en acımasız çelişkisi ise Ukrayna toplumunun tutumunda yatıyor. Ukrayna halkının büyük çoğunluğu 2014’te olduğu gibi bugün de Kırım’ın asli halkının gerçekte neyi göze aldığını ve nelerden vazgeçtiğini bilmemeye devam ediyor.

Ve savaş uzadıkça, Ukrayna kamusal alanında Kırım Tatar Türkleri’ne yönelik absürt ve aşağılayıcı suçlamalar daha sık duyuluyor. Sanki Kırım Tatarları "Kırım’ı teslim etmiş ve işgale karşı korumamış" gibi gösterilerek, Ukrayna ordusunun ve istihbaratının 2014’teki tam başarısızlığı perdelenmeye çalışılıyor.

Bu değerlendirmelerin özeti şudur;

Öznellik hediye edilmez, istenmez ve siyasi başkentlerin gözünde "hak edilmez". 

2014 yılında seçimini Ukrayna’nın toprak bütünlüğünden yana yapan ve Ukrayna’nın kurumsal başarısızlıklarını telafi etmeye çalışan Kırım Türkleri, üzerinde kendilerinin etki sahibi olamadığı kararların bedelini ödediler.

Bu nedenle, gelecekteki tarihi dönüm noktasında bu halk, siyasi basiretsizliklerin ve gerçekleşmeyen vaatlerin rehinesi olmak yerine, yalnızca kendi kaderi ve egemenliği için bedel ödeme konusunda tam bir ahlaki hakka sahiptir.