Enerjide bağımsızlığın yolu güneşten geçiyor
Türkiye’nin yenilenebilir enerjide son 10 yılda katettiği mesafe, yalnızca çevre politikaları açısından değil, ekonomik bağımsızlık bakımından da önemli bir değişime işaret ediyor. Rüzgâr ve güneşin elektrik üretimindeki ağırlığı artarken, milyarlarca dolarlık fosil yakıt ithalatını azaltan bu dönüşüm, Türkiye’nin enerji geleceğini yeniden şekillendiriyor.
Enerji güvenliği denildiğinde uzun yıllar boyunca akla ilk gelen başlık, petrol ve doğal gaz tedarikiydi. Oysa bugün mesele yalnızca yakıtı nereden bulduğumuz değil, ne kadarını dışarıdan almak zorunda kaldığımız. Küresel krizlerin enerji fiyatlarını bir gecede değiştirebildiği bir dünyada, kendi elektriğini güneşten ve rüzgârdan üretebilmek stratejik bir avantaja dönüşüyor.
Türkiye bu alanda önemli bir eşiği geride bıraktı. Bir dönem dünyanın en büyük yeni kömür santrali proje portföylerinden birine sahip olan ülke, bugün rüzgâr ve güneş yatırımlarını büyütüyor. Bu değişimin ekonomik karşılığı da var. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının tahminlerine göre, 2015-2025 döneminde rüzgâr ve güneş enerjisi sayesinde 21,5 milyar dolarlık fosil yakıt ithalatının önüne geçildi.
Bu rakam, yenilenebilir enerjinin yalnızca çevreci bir tercih olmadığını gösteriyor. Aynı zamanda döviz tasarrufu, cari açığın azaltılması ve ekonominin dış şoklara karşı korunması demek. Üstelik güneş ve rüzgârın yakıt maliyeti yok. Santraller kurulduktan sonra üretim, uluslararası kömür ve doğal gaz fiyatlarındaki dalgalanmalardan çok daha az etkileniyor.
Kömürde yerli olmak yetmiyor
Yerli kömürün enerji bağımsızlığı için çözüm olduğu düşüncesini de yeniden değerlendirmek gerekiyor. Türkiye'nin kömür rezervlerinin büyük bölümünü düşük kalorili linyit ve asfaltit oluşturuyor. Verimlilik sorunları ve santral arızaları da eklendiğinde, yerli kaynağın her zaman kesintisiz ve ekonomik üretim anlamına gelmediği görülüyor.
Burada mesele kömürü bir günde terk etmek değil, geleceğin yatırım kararlarını doğru vermek. Yeni santrallere ayrılacak kaynakların ne kadarının yenilenebilir enerjiye, depolamaya ve şebeke altyapısına yöneltileceği belirleyici olacak. Özellikle batarya teknolojilerinin gelişmesi, güneşin olmadığı veya rüzgârın azaldığı saatlerde arz güvenliğini destekleyebilecek yeni imkânlar sunuyor.
Elbette dönüşümün sosyal boyutu da unutulmamalı. Kömür bölgelerinde geçimini bu sektörden sağlayan çalışanlar ve aileleri var. Yeni enerji yatırımları istihdam yaratırken mevcut çalışanların eğitimini, yeni iş alanlarına geçişini ve bölgesel kalkınmayı da güvence altına almalı.
Avrupa pazarı yeni kurallarla şekilleniyor
Türkiye'nin enerji politikasını belirleyecek bir başka unsur da Avrupa pazarındaki değişim. Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, karbon yoğun üretimin maliyetini artırırken Türk sanayisinin rekabet gücünü doğrudan ilgilendiriyor. Demir-çelikten çimentoya kadar birçok sektörde temiz üretim, artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, ticari bir zorunluluk haline geliyor.
Sanayide kullanılan elektriğin hangi kaynaklardan üretildiği de giderek daha önemli olacak. Bu nedenle yenilenebilir enerji yatırımlarının artması, Türkiye'nin hem enerji ithalatını azaltmasına hem de ihracat pazarlarındaki konumunu korumasına yardımcı olabilir.
Türkiye'nin COP31'e ev sahipliği yapacak olması da bu açıdan önemli bir fırsat. Ankara, uluslararası iklim hedeflerini kendi ekonomik ve enerji güvenliği öncelikleriyle birleştirebilir. Ancak bunun için açıklanan kapasite hedeflerinin ötesine geçerek yatırım süreçlerini hızlandırmak, şebekeyi güçlendirmek ve elektrifikasyonu temiz üretimle birlikte yürütmek gerekiyor.
Ulaşımda, sanayide ve binalarda elektrik kullanımının artacağı bir döneme giriyoruz. Bu talep yeni fosil yakıt bağımlılığı yaratmadan karşılanabilirse, Türkiye'nin kazancı çok daha büyük olacak.
Enerjide bağımsızlık, yalnızca yerin altındaki kaynaklara sahip olmakla ölçülmüyor. Güneşi, rüzgârı ve teknolojiyi ne kadar verimli kullandığınız da en az onlar kadar önemli. Türkiye'nin önündeki asıl fırsat, yenilenebilir enerjiyi bir kapasite artışı olmaktan çıkarıp ekonomik dayanıklılığın temel direklerinden birine dönüştürmek.