Tarımda mesele bütçeden çok, paranın tarlaya nasıl yansıdığı
Türkiye’nin 2027 bütçesinde tarıma ayrılan kaynağın 1 trilyon 305 milyar liraya yükselmesi, üretimin geleceği açısından önemli bir mesaj veriyor. Tarımsal desteklerdeki artış, kırsal kalkınma hibeleri ve sulama yatırımları aynı hedefe yöneldiğinde Türkiye’nin üretim kapasitesi güçlenebilir. Ancak asıl mesele, ayrılan kaynağın çiftçinin maliyetini düşürüp düşürmediği ve emeğinin karşılığını almasını sağlayıp sağlamadığı.
2027 yılı bütçe teklifinde tarımsal destekler için 235 milyar lira, tarım sektörü yatırımları için 268 milyar lira ödenek öngörülüyor. Tarıma ayrılan toplam kaynağın geçen yıla göre yaklaşık yüzde 47 artarak 1 trilyon 305 milyar liraya çıkması, sektörün ekonomik ve stratejik önemini ortaya koyuyor.
Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği Genel Başkanı Fehmi Kiraz da desteklerdeki artışı olumlu değerlendiriyor. Kiraz, “2027 yılı için yüzde 21’lik genel enflasyon hedefi düşünüldüğünde tarımsal desteklerdeki artışın bunun üzerinde kalması çiftçiyi mutlaka olumlu yönde etkileyecektir” diyor. Ancak aynı açıklamada, tarım politikasının çözmesi gereken asıl sorunu da hatırlatıyor: “Destekler çiftçinin ana gelir kaynağı değildir, itici bir gücüdür.”
İşte meselenin özü burada. Çiftçinin bilançosunu yalnızca aldığı destek değil; mazot, gübre, tohum, enerji, sulama ve işçilik maliyetleri belirliyor. Üretici hasat sonunda ürününü maliyetinin altında satıyorsa bütçeden aktarılan kaynak, kaybı telafi eden geçici bir desteğe dönüşebilir. Kalıcı çözüm, maliyetlerle ürün fiyatları arasında üreticiyi ayakta tutacak bir denge kurmaktan geçiyor.
Müdahale alımlarında zamanlama önemli
Bütçe teklifinde tarımsal KİT’lerin finansmanı, müdahale alımları ve ihracat destekleri için 135 milyar lira ayrılması da dikkat çekiyor. Bu kalemdeki artışın yüzde 181’e ulaşması, piyasa dalgalanmalarına karşı daha güçlü bir müdahale beklentisini beraberinde getiriyor.
Kiraz, bu yıl özellikle meyve fiyatlarının önceki yıllara kıyasla düşük seyrettiğine dikkat çekerek, “KİT’lerin müdahale alımları bütçesinin yüzde 181 artırılması, umuyoruz ki gelecek yıl bu dalgalanmaların önüne geçmek içindir. Müdahale zamanında yapılırsa çiftçi için kazanç getirecektir” değerlendirmesinde bulunuyor.
Gerçekten de müdahale alımlarında başarı, yalnızca bütçenin büyüklüğüne bağlı değil. Ürünün piyasaya yığıldığı, fiyatların gerilediği dönemde zamanında devreye girmek gerekiyor. Üreticiye ekim döneminden hasada kadar öngörülebilir bir gelir zemini sunulması, üretimin sürdürülebilirliği açısından kritik.
Hibe yatırımları üretime güç katmalı
IPARD III Programı kapsamında 95 projenin 1,2 milyar lira hibe almaya hak kazanması ve projelerin tamamlanmasıyla yaklaşık 1,9 milyar liralık yatırımın ekonomiye kazandırılmasının hedeflenmesi de tarımın geleceği açısından önemli. Et, süt, yumurta, su ürünleri, meyve-sebze işleme ve soğuk hava depolarına yönelik yatırımlar, tarımın yalnızca tarladaki üretimden ibaret olmadığını gösteriyor.
Ürünü işlemek, depolamak ve pazara doğru zamanda ulaştırmak üreticinin gelirini artırabilir, hasat sonrası kayıpları azaltabilir. Fakat hibelerin gerçek başarısı, tesislerin kurulması kadar üreticiyle kuracağı bağa ve ekonomik verimliliğine de bağlı.
Tarımın geleceği su ve verimlilikte
Tarım yatırımları için 268 milyar lira öngörülürken Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün ödeneğinin 324 milyar liraya yükseltilmesi de önemli. Kuraklık riskinin arttığı bir dönemde sulama altyapısı ve suyun verimli kullanılması, doğrudan gıda güvenliği anlamına geliyor.
Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat var. Bütçedeki artış; doğru planlama, zamanında müdahale, modern sulama ve üreticiyi koruyan fiyat politikalarıyla desteklenirse kalıcı sonuç verebilir. Tarım politikasının başarısını açıklanan milyarlar değil, çiftçinin kazancı, üretimin devamlılığı ve tüketicinin gıdaya erişimi belirleyecek.