Yenidevir Gazetesi Gündem Suriye Kuzeyinde Oyun Bitiyor YPG Devri Kapanıyor

Suriye Kuzeyinde Oyun Bitiyor YPG Devri Kapanıyor

Son operasyonlar, Suriye’nin kuzeyindeki güç dengelerini YPG aleyhine köklü biçimde değiştirdi. Sahada daralan alan ve kaybolan dış destek, örgütün uzun süredir sürdürdüğü fiilî hâkimiyeti sürdürülemez hale getirdi. Bu tablo, YPG’yi Şam’la bir ateşkes ve entegrasyon anlaşmasına mecbur bıraktı. Anlaşma, örgütün kontrol ettiği stratejik bölgelerin merkezi yönetime devrini öngörüyor. Sınır kapıları ile petrol ve gaz sahalarının Şam’a bırakılması, YPG’nin en önemli kozlarını kaybettiğini gösteriyor.

4 Dakika
Okunma Süresi

29 Haziran 2015’te yapılan Millî Güvenlik Kurulu toplantısında alınan “Fırat’ın batısında YPG olmayacak” kararı, Türkiye’nin Suriye politikasında bir dönüm noktası olarak kayda geçmişti. Aradan geçen on yılda bu ilke, yalnızca bir güvenlik yaklaşımı değil; askerî operasyonlardan diplomatik hamlelere kadar sahadaki tüm kırılmaların belirleyici çerçevesi oldu.

Bugün gelinen noktada, Suriye’nin kuzeyinde bu parantezin fiilen kapanmakta olduğu görülüyor.

Suriye’de rejimin çöküşü ve Esad’ın iktidardan uzaklaştırılmasıyla birlikte, savaş sonrası yeni düzen inşa edilmeye başlandı. Ancak bu süreç, ülkenin tüm bölgelerinde eş zamanlı ve eşit ilerlemedi. Özellikle Fırat’ın doğusunda, Rakka ve Deyrizor hattında YPG varlığı, eski savaşın devam eden bir tortusu olarak varlığını sürdürmeye çalıştı.

Bu bölgelerde YPG’nin kurduğu hâkimiyet, IŞİD’le mücadele döneminde ABD öncülüğündeki koalisyonun sağladığı askerî ve siyasi destekle mümkün olmuştu. Ancak bu kontrol, Kürt nüfusun yoğun olduğu alanların ötesine taşarak Arap çoğunluklu, enerji kaynakları açısından stratejik ve Irak sınırına uzanan bölgeleri de kapsadı. Savaş şartlarında “geçici” olarak sunulan bu durum, zamanla yerel halk açısından bir dayatmaya dönüştü.

Arap aşiretlerinin itirazları da bu noktada yükseldi. Rakka’dan Deyrizor’a uzanan hatta tepkiler, ideolojik değil; yerel iradenin dışlandığı bir yönetime karşı gelişti. Devrim sonrasında bu bölgelerin yeni Suriye yönetimine devri en düşük maliyetli seçenek olarak öne çıkarken, YPG bu yönde adım atmadı. Sonuçta, sahadaki güç dengeleri YPG’nin aleyhine döndü ve örgüt bu şehirlerden çıkarıldı.

Dış Destek Zayıfladı, Alan Daraldı

Bugün YPG/SDG’nin karşı karşıya olduğu tablo, geçmişteki özgüveninden oldukça uzak. ABD’nin desteği belirgin biçimde azaldı; Washington açısından örgüt artık vazgeçilmez bir ortak değil. Bölgesel ve uluslararası diplomasi kanallarında YPG’ye atfedilen rolün de giderek daraldığı görülüyor. Bir dönem “küresel güvenlik” gerekçesiyle önem atfedilen IŞİD tutukluları ve kamplar üzerindeki kontrol de artık stratejik bir koz olmaktan çıktı.

Bu zemin üzerinde, Şam yönetiminin YPG/SDG’ye yönelik yaklaşımı daha net hale geldi. Gazeteci Amberin Zaman’ın aktardığı ve Şam’ın, SDG lideri Mazlum Abdi’ye Haseke valiliği önerdiği iddiası, bu yeni dönemin ruhunu yansıtan bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Bu teklif, silahlı yapıların tamamen dışlanmadığı; ancak bağımsız güç olma iddialarının da kabul edilmediği bir entegrasyon politikasının parçası olarak okunuyor.

Suriye sahasında, iç savaş boyunca silahlı mücadele yürüten birçok aktörün bugün idari pozisyonlara taşındığı biliniyor. Bu çerçevede, Kürt nüfusun yoğun olduğu bir vilayette, SDG liderliğine sınırlı ve hiyerarşik bir rol önerilmesi, Şam’ın “silahı merkeze eklemleme” stratejisinin yansıması olarak değerlendiriliyor.

18 Ocak Anlaşması: Kapanış Metni

Şam ile SDG arasında 18 Ocak’ta imzalanan anlaşma, sahadaki yeni dengeleri resmileştirdi. Anlaşma yalnızca bir ateşkes değil; silahlı bir yapının tasfiye edilmeden, devlet yapısı içine dağıtılarak dönüştürülmesini öngören bir geçiş belgesi niteliği taşıyor.

Rakka ve Deyrizor’un idari ve askerî olarak Şam’a devri, SDG’nin elindeki en stratejik alanlardan vazgeçmesi anlamına geliyor. Sınır kapıları ile petrol ve gaz sahalarının merkezi yönetime bırakılması ise örgütün askerî ve siyasi “marka değerini” ciddi biçimde düşürüyor.

Anlaşmada yer alan en kritik başlıklardan biri de PKK vurgusu. Suriyeli olmayan PKK unsurlarının ülke dışına çıkarılması ve eski rejim kalıntılarının SDG bünyesine alınmaması taahhütleri, başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerine verilen açık mesajlar olarak öne çıkıyor. IŞİD tutukluları ve kamplarının Şam’a devriyle birlikte, SDG’nin uluslararası alanda kullandığı en önemli argümanlardan biri de geçerliliğini yitiriyor.

SDG unsurlarının blok halinde değil, güvenlik soruşturmalarından geçirilerek bireysel olarak Savunma ve İçişleri Bakanlıklarına alınması ise Şam’ın temel yaklaşımını özetliyor: Gücü tanımak, yapıyı dağıtmak.

Yeni Dönem: Silah Değil İdare

Anlaşmanın uygulanması, YPG/SDG’nin askerî ve maksimalist siyasi iddialarının sona ermesi anlamına geliyor. Ancak reddedilmesi halinde de Şam açısından ciddi bir kayıp öngörülmüyor. Suriye sahası bugün büyük ideallerden çok, savaş yorgunluğunun belirlediği bir alan.

Bu tablo, Suriye’nin kuzeyinde uzun süredir açık tutulan terör parantezinin kapandığını gösteriyor. Silahla kazanılan alanların, siyasal meşruiyetle desteklenmediğinde kalıcı olamadığı bir kez daha ortaya çıkarken, bölge yeni bir döneme giriyor: Askerî değil, idari ve merkezi bir dönem.