Topkapı’da tarih yeniden canlanıyor

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bu akşam Topkapı Kaleiçi Meydanı’nda yalnızca bir etkinliğin açılışına değil, bir milletin hafızasına açılan kapıya şahitlik ediyoruz.

Fatih Belediyesi’nin 22-30 Ağustos tarihleri arasında düzenlediği “Bir Milletin Zafer Günleri”, İstanbul’un fethinden 30 Ağustos Zaferi’ne uzanan büyük tarihimizin izlerini dokuz gün boyunca yeniden Topkapı’ya taşıyor.

Fetih canlandırmaları, atlı birlikler, mehter, kılıç-kalkan ve okçuluk gösterileri… Oba çadırları, Çanakkale Müzesi, geleneksel çarşı, halk oyunları ve konserler…

Hepsi bir araya geldiğinde ortaya yalnızca renkli bir festival değil, çocukların tarihini görerek öğrendiği, büyüklerin ise hafızasını tazelediği yaşayan bir tarih sahnesi çıkmış.

Üstelik nerede?

Fatih’in ordularının İstanbul’a girdiği surların gölgesinde, Topkapı’da…

Bunun kıymeti bence ayrıca konuşulmalı. Çünkü tarih, yalnızca kitaplarda anlatıldığında bilgi olur; kendi mekânında yeniden hatırlandığında ise şuur olur.

Bu nedenle Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan’a ayrıca bir parantez açmak gerekiyor.

Başkan Turan’ın Fatih’e bakışında uzun zamandır dikkatimi çeken bir şey var: Bu şehrin tarihini yalnızca korumaya değil, yeniden gündelik hayatın içine katmaya çalışıyor. Restorasyonundan kültür sanat etkinliklerine, sokaklarından meydanlarına kadar Fatih’in geçmişiyle bugünü arasında bağ kuran işleri görüyoruz.

Şimdi Topkapı Kaleiçi’nde de aynı anlayış var.

Helal olsun Başkan!

Bir belediyecilik anlayışı düşünün; çocuk mehteri duyuyor, genç ata sporlarıyla tanışıyor, aileler Çanakkale’nin hatırasına dokunuyor, esnaf tezgâhını açıyor ve meydan gece yarısına kadar yaşayan bir kültür alanına dönüşüyor.

Bence şehircilik biraz da budur.

Bir şehrin taşını onarmak kadar hafızasını diri tutmak.

Elbette böylesine büyük organizasyonların görünen yüzünün arkasında ciddi bir emek var.

Bu emeğin basından halka doğru ve güçlü biçimde ulaşmasını sağlayan Basın Danışmanı Abdurrahman Fidancı’ya, kültürün yalnızca bir etkinlik takviminden ibaret olmadığını gösteren çalışmalarından dolayı Kültür İşleri Müdürü Abdullah Kargılı’ya gönülden tebriklerimi iletiyorum.

Bir başka teşekkürüm de sahada olmayı tercih eden isimlerden İletişim Ofisi’nden Gülhan Adışen’e. Esnafla sürekli irtibat halinde, talebi dinleyen, sahadaki ihtiyacı gören bir iletişim anlayışı çok kıymetli. Kendisine de kocaman bir tebrik.

Çünkü iyi organizasyon yalnızca sahnedeki ışıkla değil, sahanın sesini duyan insanlarla kuruluyor.

Bu kez ben de tezgâhın öteki tarafındayım

Beni takip edenler bilir; gazeteciliğimin, televizyonculuğumun yanında bir yanım da Balat esnafı.

Tuvan Balat olarak biz de bu dokuz günlük tarih yolculuğunda sahadayız.

Balkanlardan İstanbul’a uzanan göç hikâyemizi, ailemizden kalan yadigârlarımızı ve Balkan mutfağının lezzetlerini Topkapı’ya taşıdık. Bizim için yaptığımız iş yalnızca börek ya da tatlı satmak değil. Her tarifin ardında bir ev, bir anneanne, bir göç ve nesilden nesile aktarılan bir hatıra var.

Fakat itiraf edeyim, bu organizasyonda ben de yeni bir lezzetin peşine düştüm.

Ve sanıyorum bundan sonraki köşe yazılarımda ve sosyal medya paylaşımlarımda onları daha sık göreceksiniz:

Tarihi Yoğurtçu.

Yaklaşık bir asırlık bir aile hikâyesi…

Kumkapı’da başlayan, Beyazıt sokaklarında süt satarak büyüyen ve bugün dördüncü kuşağa ulaşan bir emek.

İbrahim Özdemir, Yunus Özdemir ve Mehmet Gül, dedelerinden kalan bu geleneği bugün hâlâ yaşatıyorlar.

“Dördüncü kuşağız, nesilden nesile devam ettiriyoruz” diyorlar.

İşte benim zaafım tam da burada başlıyor.

Çünkü eski İstanbul’u yalnızca binalar yaşatmıyor. Bazen bir dükkân, bazen bakır bir kap, bazen dededen kalan bir tarif, bazen de bir kaşık yoğurt yüz yıllık İstanbul’u anlatabiliyor.

Tadını da söylemeden geçmeyeyim: Harika.

Bu hikâyenin peşini bırakmayacağım. Tarihi Yoğurtçu’yu ayrıca anlatmak şart oldu.

Ve Topkapı’da bu gece Azerin’in sesi var…

Ben bu satırları yazarken meydanda Azerin konseri devam ediyor.

Tarih, mehter, Türk bayrakları ve ardından Azerin’in güçlü sesi…

Azerin’in sahnesinde yalnızca müzik yok; Azerbaycan ile Türkiye arasındaki gönül bağının sesi var. “İki devlet, bir millet” sözünün meydandaki karşılığını görmek, hele böylesine anlamlı bir zafer programında, insanda bambaşka bir duygu bırakıyor.

Topkapı bu gece kalabalık.

Ama daha önemlisi, Topkapı’nın hafızası yeniden kalabalık.

Fetih’ten Çanakkale’ye, 30 Ağustos’tan bugüne uzanan o büyük hikâyeyi dokuz gün boyunca çocuklara, gençlere ve ailelere taşıyan bu organizasyon için emeği geçen herkese teşekkür etmek gerekiyor.

Çünkü milletler yalnız kazandıkları zaferlerle değil, o zaferleri unutmayan nesiller yetiştirdikleri müddetçe güçlüdür.

22-30 Ağustos arasında yolunuz Topkapı’ya düşsün.

Mehteri duyun.
Atlıları seyredin.
Çanakkale’nin hatırasına uğrayın.
Esnafla sohbet edin.
Bir Balkan lezzeti tadın.
Bir asırlık yoğurdun hikâyesini dinleyin.

Ve surlara bir kez daha bakın.

Çünkü bazı meydanlarda insan yalnız bugünü yaşamaz.

Geçmiş de gelip yanı başına oturur.