İhtiyaç mı, İhtiyaç Gibi Hissettirilen mi?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Sabah trafikteyken arabaların jantları dikkatimi çekti.

Trafikte iyisinden kötüsüne, pahalısından ucuzuna her türlü otomobile denk geliyoruz. Bazılarında parlak çelik jantlar, bazılarında siyah jantlar, bazılarında ise o siyahlığı örtmek için plastik kapaklar...

Bir noktada düşündüm: Sistem bize sürekli seçenek sunuyor gibi görünüyor ama aslında önce seçenekleri yaratıyor, sonra onları ihtiyaç hâline getiriyor.

Tekerleğin hikayesi de belki tam olarak böyle başladı.

İnsanlık yaklaşık on bin yıl önce ağır bir şeyi taşımak zorundaydı. Büyük bir taşı, bir kütüğü ya da avladığı hayvanı sürüklemek büyük bir güç gerektiriyordu. İnsan önce kütüğün yuvarlandığını fark etti. Ağır yüklerin altına kütük koymaya başladı. Daha sonra kütük, silindire; silindir, dönen parçaya; dönen parça ise tekerleğe dönüştü.

İlk gerçek tekerleğin ortaya çıkışı yaklaşık 5.500 yıl öncesine dayanıyor. Ama insanlığın bugün kullandığı modern tekerlek teknolojisine ulaşması binlerce yıl sürdü.

Başlangıçta sadece ağır bir yükü taşımak için ortaya çıkan şey, zamanla savaş arabasına dönüştü. Ardından ticareti büyüttü, şehirleri birbirine bağladı, trenleri hareket ettirdi, fabrikaları çalıştırdı ve sonunda otomobilleri hayatımızın merkezine yerleştirdi.

İhtiyaç tekerleği doğurdu.

Tekerlek ise yeni ihtiyaçlar doğurdu.

Belki bugün trafikte jantlara bakarken asıl düşündüğüm şey buydu.

Önce tekerleğe ihtiyacımız vardı. Sonra daha dayanıklı bir tekerleğe. Ardından daha hızlısına. Daha konforlusuna. Daha sessizine. Daha şıkına...

Bugün ise aracımız bizi A noktasından B noktasına götürse bile yetmiyor. Jantı da güzel olmalı. Lastiği kaliteli olmalı. Gösterişli olmalı. Farklı olmalı.

Sistem önce bize bir şeyin basit hâlini sunuyor. Sonra daha iyisini gösteriyor. Ardından daha iyisine sahip olmayı tercih değil, ihtiyaç gibi hissettirmeye başlıyor.

Aslında bu yazıda konu jantlar değildi..

Belki de kapitalizmin en büyük başarısı burada.

İnsanlara olmayan bir ihtiyacı doğrudan satmak değil...

Önce bir çözüm sunmak, sonra o çözümün daha iyisini göstermek ve sonunda sahip olduklarımızı yetersiz hissettirmek.

Dün kütüğün yuvarlanması insan için bir keşifti. Bugün aynı keşif, otomobilin altındaki jantın rengine kadar uzanan dev bir tüketim zincirine dönüştü.

Belki de mesele gerçekten neye ihtiyacımız olduğu değil.

Mesele, bize ihtiyaç duyduğumuzu düşündürmeye ne kadar kolay ikna olduğumuz.

Sabah trafikte jantlara bakarken aklımdan geçen buydu.

İnsanlık tekerleği ihtiyaçtan doğurdu.

Bugün ise tekerleğin üzerindeki plastik kapağı bile ihtiyaç hâline getirebilen bir sistemin içinde yaşıyoruz.