Asıl Şimdi Başlıyoruz: Çeyrek Asır Bir Mukaddime miydi?
Söylendikleri anda alkış alıp kalabalık dağıldıktan sonra unutulan cümleler de vardır. Bazı cümleler ise ilk duyulduğunda kısa görünür; fakat arkasındaki tarihsel birikim düşünüldüğünde bir devrin siyasal hülasasına dönüşür.
14 Ağustos gecesi Ankara Millet Bahçesi’nin semalarında yüzlerce dronun yan yana gelerek yazdığı “Asıl Şimdi Başlıyoruz” cümlesini ben ikinci kategoriye koyuyorum.
Çünkü çeyrek asrını tamamlamış bir siyasi hareketin “başlıyoruz” demesi, ilk bakışta paradoksal görünebilir.
25 yıldır siyaset sahnesindesiniz.
23 yılı aşkın süredir iktidardasınız.
Seçimler kazanmışsınız.
Darbelerle, muhtıralarla, kapatma davasıyla, Gezi vandallığıyla, 17-25 Aralık darbe teşebbüsüyle, 15 Temmuz işgal girişimiyle mücadele etmişsiniz.
Türkiye’nin yollarını, havalimanlarını, hastanelerini, üniversitelerini, savunma sanayiini ve enerji altyapısını dönüştürmüşsünüz.
Ve bütün bunların ardından çıkıp:
“Asıl şimdi başlıyoruz.”
diyorsunuz.
O halde sorulması gereken soru açık:
Neye başlıyoruz?
Kanaatimce AK Parti’nin 25. yılını anlamanın yolu tam olarak bu sorunun cevabından geçiyor.
Bir cümleyle başlayan çeyrek asır
14 Ağustos 2001’de Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti’nin kuruluşunda Türk siyasi tarihinin hafızasına kazınacak bir cümle kurmuştu:
“Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”
Aradan çeyrek asır geçti.
Bugün o cümleyi nostaljik bir siyasi slogan olarak okumak kolay olanı. Fakat siyasal tarih, cümlelerin güzelliğinden ziyade onların hayatla kurduğu irtibata bakar.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Faruk Acar’ın 25. yıl programı öncesinde söylediği söz bu bakımdan önemliydi:
AK Parti için ilk 25 yılın bir “fragman dönemi” olduğunu söyledi.
İlk duyulduğunda oldukça iddialı bir ifade. Fakat biraz geriye çekilip Türkiye’nin nereden nereye geldiğine baktığımızda, bu ifadenin arkasındaki siyasi iddiayı daha iyi anlayabiliriz.
Çünkü 2001’in Türkiye’si ile 2026’nın Türkiye’si arasında yalnızca 25 takvim yılı bulunmuyor.
Arada büyük bir kapasite dönüşümü var.
Önce memleketin kolonları tahkim edildi
Bir ülkenin hikâyesini yalnızca açılışı yapılan eserlerin yekûnu üzerinden okumak eksik kalabilir.
Evet yol önemlidir. Köprü önemlidir. Hastane önemlidir. Havalimanı önemlidir. Baraj, üniversite, hızlı tren, tünel önemlidir.
Fakat bütün bunların ötesinde esas mesele, bir devletin hareket kabiliyetinin genişlemesidir.
AK Parti’nin ilk çeyrek asrının en mühim neticelerinden biri kanaatimce burada aranmalıdır.
Türkiye önce kendi altyapısını tahkim etti.
Bölünmüş yollarla şehirlerini birbirine bağladı.
Hızlı trenlerle mesafeleri kısalttı.
Şehir hastaneleriyle sağlık kapasitesini büyüttü.
Üniversiteleri Anadolu’ya yaydı.
Enerji yatırımlarıyla bağımlılığını azaltacak adımlar attı.
Savunma sanayiinde başkasının vereceği mühimmata, platforma ve teknolojiye mahkûm bir ülke olmaktan çıkıp kendi İHA’sını, SİHA’sını, savaş gemisini, füzesini ve hava savunma sistemlerini üreten bir ülkeye doğru yürüdü.
Bütün bunların ortak bir anlamı var:
Türkiye, kendi iradesinin maddi altyapısını kurdu.
Çünkü siyasi bağımsızlığın arkasında ekonomik, teknolojik ve askerî kapasite bulunmadığında egemenlik çoğu zaman kâğıt üzerinde kalır.
Bu yüzden köprüye yalnızca köprü, fabrikaya yalnızca fabrika, savunma sanayii yatırımına yalnızca bir sanayi yatırımı olarak bakamayız.
Bunların tamamı aynı büyük mimarinin parçalarıdır.
AK Parti’nin 25 yılını sadece fiziki eserlerle anlatmak da haksızlık olur.
Çünkü bu dönemde Türkiye’nin siyasal sosyolojisi de dönüştü.
Bir zamanlar üniversite kapılarında başörtülü genç kızların karşısına çıkarılan bariyerlerin kaldırılması…
Kamusal alanın belirli toplum kesimlerine tahsis edilmiş bir imtiyaz sahası olmaktan çıkarılması…
Savunma sanayiinde millî kapasitenin büyütülmesi…
Vesayet kurumlarının siyasetin üzerindeki gölgesinin geriletilmesi…
Anadolu’nun ekonomik ve toplumsal dinamizminin merkezle daha güçlü biçimde buluşması…
Bütün bunlar aynı dönüşümün farklı tezahürleridir.
Belki AK Parti’nin Türk siyasi hayatındaki en büyük tesirlerinden biri de burada yatıyor:
Çevreyi merkeze taşıdı; ardından merkezin tarifini değiştirdi.
Bu, bir seçim başarısından çok daha büyük bir sosyolojik hadisedir.
25 yılın kolay geçtiğini kim söyleyebilir?
Bugünden geriye baktığımızda bütün bunlar düz bir çizginin tabii neticesiymiş gibi görünebilir.
Oysa değildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 25. yıl konuşmasında hatırlattığı hadiseleri yeniden düşünelim.
27 Nisan…
Kapatma davası…
Danıştay saldırısı…
Gezi hadiseleri…
17-25 Aralık…
15 Temmuz…
Terör saldırıları…
Türkiye, yakın tarihinin hemen her kritik eşiğinde siyasetin normal mecrasının dışına çıkarılmak istendiği teşebbüslerle karşılaştı.
Buna rağmen AK Parti 25. yılına ulaşırken hâlâ iktidarda.
Bu, dünya demokratik siyasetinde üzerinde ayrıca çalışılması gereken bir vakadır.
Genel Başkan Yardımcısı Faruk Acar’ın verdiği bir veri de bunu anlatıyor:
Türkiye’de bugün yaklaşık 65 milyon seçmen bulunduğu varsayıldığında, seçmenlerin yaklaşık yüzde 70’i hayatının bir döneminde AK Parti’ye oy vermiş durumda.
Bu oran bize bir siyasi hareketin toplumla kurduğu çeyrek asırlık temasın genişliğini anlatıyor.
Peki neden “asıl şimdi”?
Gelelim meselenin can alıcı tarafına.
Madem bütün bunlar yapıldı, neden “asıl şimdi başlıyoruz”?
Çünkü kanaatimce ilk 25 yılın temel meselesi Türkiye’yi hazırlamaktı.
İkinci 25 yılın meselesi ise hazırlanan Türkiye’nin imkânlarını tarihsel bir güce dönüştürmek olacak.
Aradaki nüans mühimdir.
Birinci dönem kapasite inşa etti.
İkinci dönem o kapasitenin istikametini belirleyecek.
Birinci dönem Türkiye’nin altyapısını değiştirdi.
İkinci dönem Türkiye’nin küresel sistem içerisindeki ağırlığını büyütecek.
Birinci dönem “yapabilir miyiz?” sorusunun cevabını verdi.
İkinci dönem “ne kadar ileri gidebiliriz?” sorusuna cevap arayacak.
“Asıl Şimdi Başlıyoruz” cümlesini ben böyle okuyorum.
Çünkü dünya da artık eski dünya değil
Türkiye ikinci çeyrek asrına girerken uluslararası sistem ciddi bir tektonik dönüşüm yaşıyor.
Atlantik merkezli düzen tartışılıyor.
Avrupa kendi güvenliğini yeniden düşünüyor.
Asya ekonomik ağırlığını artırıyor.
Enerji koridorları yeniden şekilleniyor.
Yapay zekâ, savunma teknolojileri, çip üretimi, enerji güvenliği ve veri egemenliği yeni yüzyılın güç parametrelerine dönüşüyor.
Orta Doğu yeniden kuruluyor.
Afrika yeni ortaklıklar arıyor.
Küresel sistemin eski müesseseleri ise yeni dünyanın meselelerine cevap üretmekte zorlanıyor.
Böyle dönemlerde ülkelerin önünde iki ihtimal vardır:
Yeni düzenin kendilerine biçtiği pozisyonu kabul etmek…
Ya da yeni düzen kurulurken masaya kendi ağırlığını koymak.
Türkiye’nin ikinci 25 yılındaki esas mücadelesi burada başlayacak.
Türkiye Yüzyılı iddiası da kanaatimce tam olarak budur: Başkalarının kurduğu dünyanın içinde iyi bir yer edinmek değil; kurulacak dünyanın mimarisinde söz sahibi olmak.
Terörsüz Türkiye neden bu yeni dönemin merkezinde?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 25. yıl konuşmasında Terörsüz Türkiye’ye ayırdığı bölümün bu nedenle tesadüfi olmadığını düşünüyorum.
Çünkü bir ülkenin küresel iddiasının ön şartı, kendi iç enerjisini tahkim etmesidir.
Türkiye kırk yılı aşkın süre boyunca terörle mücadele etti.
Evlatlarını kaybetti.
Muazzam ekonomik kaynaklarını güvenliğe tahsis etti.
Şehirlerinin kalkınması gecikti.
Toplumsal enerjisinin önemli bir kısmını bu meseleye harcadı.
Şimdi hedef, bu tarihsel yükü geride bırakmak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 25. yıl programında söylediği “Bizim en büyük sermayemiz kardeşliğimizdir” cümlesini bu nedenle yalnızca toplumsal birlik çağrısı olarak okumamak gerekiyor.
Bu aynı zamanda bir kalkınma ve güç stratejisidir.
Çünkü içeride enerjisini birbirini tüketmeye harcayan toplumların dışarıda büyük tarih yazması güçtür.
Kardeşliğini tahkim eden Türkiye ise enerjisini başka bir yere yöneltebilir:
Bilime.
Teknolojiye.
Üretime.
Savunmaya.
Şehirlerine.
Gençlerine.
Ve geleceğine.
Yeni dönemin asfaltı veri, çimentosu teknoloji olacak
AK Parti’nin ikinci 25 yılı ilk 25 yılın tekrarı olamaz.
Çünkü Türkiye’nin ihtiyaçları değişti.
2000’lerin başında mesele bölünmüş yoldu.
Bugün mesele o yolda giden elektrikli ve otonom otomobilin teknolojisini kimin üreteceği.
Dün hastane yapmaktı.
Bugün biyoteknoloji, genom bilimi ve sağlık teknolojilerinde söz sahibi olmak.
Dün üniversiteyi Anadolu’ya taşımaktı.
Bugün o üniversitelerden dünyayı değiştirecek bilim insanları ve teknoloji şirketleri çıkarmak.
Dün savunma sanayiinde dışa bağımlılığı azaltmaktı.
Bugün yeni nesil savaş teknolojilerinde paradigma kuran ülkeler arasına girmek.
Dün enerjiye ulaşmaktı.
Bugün enerjide merkez ülke olmak.
Dün şehirlere altyapı götürmekti.
Bugün dirençli, akıllı, üretken ve insan ölçekli şehirler kurmak.
Dolayısıyla ikinci çeyrek asrın eser siyaseti de başka bir seviyeye çıkıyor.
Yeni dönemin asfaltı veri, çimentosu teknoloji, şantiyesi laboratuvar, sermayesi ise iyi yetişmiş insan olacak.
“Asıl şimdi başlıyoruz” sözünü anlamlı kılacak olan da tam olarak budur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “en büyük eserim” dediği şey
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının son bölümündeki bir cümleyi özellikle önemsiyorum:
“En büyük eserim, bu gençliğin yetişeceği iklimi inşa etmek oldu.”
Belki de “Asıl Şimdi Başlıyoruz” sözünün anahtarı burada saklı.
Çünkü Erdoğan, konuşmasında Türkiye’yi 2053’e, ardından 2071’e taşıyacak olanlardan bahsederken yalnızca bugünün siyasi kadrolarını işaret etmedi.
Gençlerden…
Onların çocuklarından…
Hatta torunlarından söz etti.
Bu, siyasetin gündelik zamanından çıkıp tarihsel zamana geçmek anlamına geliyor.
Seçimler beş yıllık takvimlerle yapılır.
Devletler ise nesiller üzerinden düşünmek zorundadır.
O gece gökyüzüne yazılan cümle de belki bu yüzden:
“Başardık” olmadı.
“Tamamladık” olmadı.
“Kazandık” olmadı.
“Asıl Şimdi Başlıyoruz” oldu.
Çeyrek asır bir final değil, mukaddime
Çünkü ilk 25 yıl Türkiye’nin yollarını, köprülerini, hastanelerini, savunma kapasitesini ve siyasi özgüvenini tahkim etti.
Şimdi önümüzde başka bir eşik var.
Daha yüksek teknoloji.
Daha büyük ekonomik refah.
Daha dirençli şehirler.
Daha güçlü üniversiteler.
Terör yükünden kurtulmuş bir ülke.
Kendi enerjisini kendi istikbaline tahsis eden bir toplum.
Ve değişen dünya sisteminde kendi cümlesini kurabilen bir Türkiye.
Genel Başkan Yardımcısı Faruk Acar’ın “ilk 25 yıl fragmandı” sözünün siyasi manası da burada ortaya çıkıyor. Fragman küçümsenecek bir geçmiş anlamına gelmiyor. Aksine, gelecek büyük hikâyenin hangi imkânlar üzerine kurulabileceğini gösteren bir birikim anlamına geliyor.
14 Ağustos 2001’de:
“Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” denilmişti.
14 Ağustos 2026’da gökyüzüne başka bir cümle yazıldı:
“Asıl Şimdi Başlıyoruz.”
İlk cümle bir itirazdı.
İkincisi bir iddia.
İlki Türkiye’yi değiştirme iradesini ilan ediyordu.
İkincisi, değişmiş bir Türkiye’nin önündeki yeni ufka bakıyor.