AK Parti’nin 25. yılında asıl mesele: Bundan sonra ne olacak?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

AK Parti 25 yaşına bastı.

Çeyrek asır.

Türk siyasi hayatında az buz bir süre değil.

Üstelik sıradan bir siyasi parti hikâyesinden de söz etmiyoruz. 25 yıldır iktidarda olan, bu süre içinde Türkiye’nin siyasal, ekonomik, sosyal ve devlet yapısında önemli dönüşümlere imza atan bir siyasi hareketten söz ediyoruz.

Şimdi AK Parti, 25. yılını geride bırakırken 71 sayfalık bir vizyon belgesi ortaya koydu.

Belgenin ana fikri açık: İlk 25 yılın tecrübesiyle ikinci 25 yılın Türkiye’sini kurmak.

Ben belgeyi okurken en çok şu sorunun cevabını aradım:

AK Parti bundan sonra ne yapmak istiyor?

Çünkü geçmişi anlatmak kolay.

Asıl mesele geleceği anlatabilmek.

Ve belgenin bence en önemli tarafı da burada.

AK Parti, ikinci 25 yılı sadece “yaptıklarımızı koruyacağız” dönemi olarak tarif etmiyor.

Tam tersine, değişime yön veren Türkiye iddiasını ortaya koyuyor.

Yani seyreden değil, yön veren Türkiye.

Uyum sağlayan değil, oyun kuran Türkiye.

Takip eden değil, takip edilen Türkiye.

Belgenin en dikkat çekici kelimesi: Nitelik

AK Parti’nin ilk 25 yılı denildiğinde akla gelen kelimeler belli:

Yol.

Hastane.

Okul.

Havalimanı.

Köprü.

Savunma sanayii.

Altyapı.

Yani eser.

Yeni belgede ise başka bir kelime öne çıkıyor:

Nitelik.

Türkiye Yüzyılı’nın yeni evresinin “eserden nitelik devrimine” taşınacağı vurgulanıyor.

Bu önemli bir değişim işareti.

Çünkü Türkiye artık yalnızca daha fazla yol, daha fazla bina, daha fazla altyapı üretme aşamasında değil.

Şimdi daha zor bir aşamaya geçmek zorunda:

Daha yüksek teknoloji.

Daha yüksek verimlilik.

Daha kaliteli eğitim.

Daha yüksek katma değer.

Daha güçlü kurumlar.

Daha öngörülebilir hukuk.

Kısacası nicelikten niteliğe geçiş.

Teknoloji başlığı özellikle dikkat çekiyor

71 sayfalık belgenin bana göre en yeni taraflarından biri teknoloji bölümünde ortaya çıkıyor.

“Milli Teknoloji ve Dijital Egemenlik” başlığı boşuna seçilmemiş.

Burada yalnızca yapay zekâdan, dijitalleşmeden ve siber güvenlikten söz edilmiyor.

Daha iddialı bir kavram ortaya konuluyor:

Siber Vatan.

Veri, geleceğin stratejik varlığı olarak tarif ediliyor. Kritik verilerin Türkiye sınırları içinde güvenli biçimde üretilmesi, saklanması ve işlenmesi hedefleniyor.

Burada AK Parti’nin gelecek vizyonunun önemli bir değişimini görüyoruz.

Eskiden “yerli ve milli” dediğimizde aklımıza daha çok tank, uçak, otomobil gelirdi.

Şimdi buna veri de ekleniyor.

Bence asıl büyük dönüşüm burada.

Çünkü geleceğin dünyasında petrol kadar veri, fabrika kadar algoritma, sınır kadar siber güvenlik önemli olacak.

Bir ülkenin bağımsızlığı artık sadece karasularını ve hava sahasını korumasıyla ölçülmeyecek.

Verisini koruyabiliyor mu?

Algoritmasını üretebiliyor mu?

Yapay zekâsını geliştirebiliyor mu?

Dijital altyapısını dış müdahalelere karşı koruyabiliyor mu?

İkinci 25 yılın asıl yarışlarından biri burada yapılacak.

Ekonomide hedef belli: Daha çok üretmek değil, daha değerli üretmek

Belgenin ekonomi bölümünde de benzer bir yaklaşım var.

Ar-Ge yatırımlarının artırılması, beşeri sermayenin geliştirilmesi, finansal istikrarın güçlendirilmesi, verimliliğin artırılması ve yüksek teknoloji üretiminin desteklenmesi hedefleniyor.

Burada önemli olan şu:

Türkiye artık sadece üretim üssü olmak istemiyor.

Yüksek teknoloji üssü olmak istiyor.

Bu çok daha zor.

Çünkü montaj yapmak başka, teknoloji geliştirmek başka.

İhracat yapmak başka, yüksek katma değerli ürün ihraç etmek başka.

İşte Türkiye’nin ikinci çeyrek asırdaki ekonomik sınavı burada başlayacak.

Hukuk başlığı tesadüf değil

Belgenin önemli başlıklarından biri de:

“Öngörülebilir hukuk, güven veren yargı, kuşatıcı anayasa.”

Bu başlığın ekonomi bölümünün yanında düşünülmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü yatırımcı için yol da önemli, havaalanı da önemli.

Ama hukuk daha önemli.

Bir yatırımcı parasını koyduğu ülkede şu sorunun cevabını bilmek ister:

“Yarın ne olacak?”

Kurallar değişecek mi?

Mahkeme kararı nasıl uygulanacak?

Mülkiyet hakkım korunacak mı?

Sözleşmem güvende mi?

İşte “öngörülebilir hukuk” tam da bu nedenle ekonomik kalkınmanın ayrılmaz parçasıdır.

Şimdi sıra bu cümlelerin hayata geçirilmesinde.

Dış politikada hedef: Güçlü olmak yetmez, yön vermek

Belgede dış politika için kullanılan ifade de dikkat çekici:

“Düzen kurucu ve değer üreten dış politika.”

Türkiye’nin bölgesel aktör olmanın ötesine geçerek küresel ölçekte güven veren, ortaklıklar geliştiren ve çözümler üreten öncü ülkelerden biri olması hedefleniyor.

Bu, Türkiye’nin son yıllardaki dış politika çizgisinin daha ileri bir aşamasını tarif ediyor.

“Biz de masada olalım”dan,

“Masanın kurulmasında bizim de payımız olsun” noktasına geçiş.

Elbette bu iddianın gerektirdiği ekonomik güç, teknolojik kapasite ve diplomatik yetenek aynı anda ortaya konulmak zorunda.

Çünkü dünyada kimse sadece yüksek sesle konuştuğu için oyun kurucu olmuyor.

Gücünüz olacak.

Teknolojiniz olacak.

Ekonominiz güçlü olacak.

Diplomasiniz etkili olacak.

Ve en önemlisi güven vereceksiniz.

Gençler olmadan bu vizyon olmaz

Belgede gençlerin dijital çağın öncü kuşağı olarak konumlandırılması da önemli.

Fakat burada kritik bir mesele var.

Gençlere sadece “geleceğimizsiniz” demek yetmez.

Gençler geleceği beklemek istemiyor.

Geleceği bugün yaşamak istiyorlar.

İyi eğitim.

İyi iş.

Liyakat.

Kendini ifade edebilme imkânı.

Dünyayla rekabet edebilecek bir Türkiye.

İşte yeni vizyonun en zor sınavlarından biri burada.

Eğitim bölümünde hedeflenen yeni nesil eğitim modelinin de tam olarak bu nedenle kritik olduğunu düşünüyorum.

Çünkü teknoloji üreten Türkiye’nin önce insan üretmesi gerekiyor.

Peki 25 yıl sonra ne konuşacağız?

Bence AK Parti’nin 25. yıl vizyon belgesinin en önemli tarafı burada.

25 yıllık iktidarın en zor tarafı yeni bir şey yapmak değil.

Kendi yaptıklarını aşabilmek.

Dünün başarılarıyla bugünün sorunlarını çözmeye çalışırsanız, yarının Türkiye’sini kuramazsınız.

AK Parti’nin önündeki ikinci 25 yıl sınavı bu.

İlk 25 yılda Türkiye’nin altyapısını büyüttü.

İkinci 25 yılda Türkiye’nin kapasitesini büyütmek zorunda.

İlk 25 yılda daha büyük işler yaptı.

Şimdi daha nitelikli işler yapmak zorunda.

İlk 25 yılda Türkiye’nin dünyadaki ağırlığını artırdı.

Şimdi bu ağırlığı kurucu bir etkiye dönüştürmek zorunda.

Ve belki de en önemlisi...

İlk 25 yılda “Türkiye değişti” diyebildi.

İkinci 25 yılın sonunda milletin söylemesini istediği cümle şu olacak:

“Türkiye değişime yön veriyor.”

71 sayfalık belgenin asıl iddiası bence tam olarak bu.

Gerisi uygulama.

Çünkü siyaset tarihinde vizyon belgeleri çoktur.

Asıl kıymetli olan, vizyonu gerçeğe dönüştürebilmektir.