Anadolu’dan Hicaz’a, İslamabad’dan Riyad’a Uzanan Kardeşlik Hattı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

                                                     “Bu zamanın en büyük farz vazifesi; ittihâd-ı İslâm’dır.”

7 Ağustos 2026’da Kutsal Beldelerimizin kalbi Mekke’de senelerdir hasretiyle yandığımız bir meşalenin ateşi tutuşturuldu.  Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan devletleri arasında Mekke Ortak Savunma Antlaşması imzalandı. Neler ve kimler geçmedi ki gözümüzün önünden…

Pakistan’ın millî şairi Muhammed İkbal geldi evvela. İstiklâl Harbi sırasında bizler Anadolu’da düşmana karşı mücadele verirken kardeşlerimiz de dışarıda çırpınıyordu bizim için; Osmanlı düşmesin diye. Çünkü biliyorlardı ki Osmanlı gider, hilafet düşerse Ziya Gökalp’in teşbihiyle tesbih taneleri gibi imamesiz kalan Müslümanlar darmadağın olurdu. Hindli Müslümanlar, Britanya sömürgesi altında vakit kaybetmeden Tahrik-i Hilafet’i oluşturdular.  Bu hilafet hareketinin mimarlarından Muhammed İkbal öncülüğünde  Müslümanlar bütün mal varlıklarını Türkiye’ye yardım için topladılar. Verecek bir şeyi bulamayan kadınlar vardı; kulaklarındaki küpelerini çıkarıp o kutlu kervana koyuyor, çeyizlerini hatta ve hatta evlatlarını hilafetin bekâsı yoluna gönderiyordu. (Hilafet kaldırılınca toplanan paralarla daha sonra İş Bankası kuruldu!)

 O Muhammed İkbâl seneler sonra bir uçak yolculuğu sırasında pilotun: “An itibariyle Türk hava sahasına girdik!” anonsunu işitince ayağa kalkar ve bir müddet öylece ayakta bekler. Arkadaşları şaşkın sorarlar sebebini.  Onlara verdiği cevap Pakistan -Türkiye muhabbetini hülâsa eden en güzel cümledir; “Biz öyle bir milletin topraklarına girdik ki bu millet tam 500 yıl İslam’a muhafızlık, mazluma hâmilik yaptı. Bu topraklar aynı zamanda Mevlânâ Celaledin-i Rûmî Hazretlerinin yattığı topraklardır.  Bu millete duyduğum saygıdan ötürü ayağa kalktım.” Bu sözler yalnız ihtiramı değil; kim olduğunu ortaya koyması adına mühimdir.

Kim olduğumuzu yalnız dostlarımız mı düşmanlarımız da çok iyi bilir. Katil Netenyahu’nun 11 Haziran 2025’te Knesset’te (İsrail Mecilisi) yaptığı konuşmayı hatırlayalım:

“Osmanlı İmparatorluğu’nun yakın zamanda geri döneceğini düşünmüyorum. Dönmeyecek!”

 Bu ses derinlerde yatan Osmanlı korkusunun tezahürüydü.

 Osmanlı geliyor Netenyahu! Hem de öyle bir geliyor ki sesi kulaklarınızı sağır ediyor şimdiden. Fecr-i sadık yakındır! Gelip bütün kutsal beldelerden o kirli ellerinizi silip süpürecek biiznillah.

Her şey bir kıvılcımla başlar. İşte Mekke Antlaşması İslam Birliği’ni tesis edecek ilk kıvılcım. 

Osmanlı yeniden Yavuz Sultan Selim’in emaneti Kutsal Beldelerin koruyuculuğunu üstleniyor. Medine müdafii Fahreddin  Paşa’nın ruhu şad u handan mıdır şimdi?

30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalanınca kutsal beldeleri bırakıp teslim olması emri gelir Medine’deki Fahredin Paşa’ya. Fakat Paşa bir türlü teslim olmaz. Emaneti bırakmaz. Israrının sebebini şu yakıcı sözlerle izah eder Fahreddin Paşa: “Ben rüyamda Peygamber Efendimiz’i (sav) gördüm. O’na asla burayı terk etmeyeceğimin sözünü verdim. Bu yüzden ben şahsen burayı terk edemem!” Peygamberle yaptığı bu akite sadık kalarak teslim olmadı. 72 gün Medine’yi savunmaya devam etti. Ta ki Peygamber Efendimizin kabri başında beklerken yerine atanan Albay Ali Necip Bey yanına yaklaşıp gözlerine gözlerine kül atarak ellerini bağlayıp İngilizlere teslim eder. İşte o gün onun için “Hayatının en acı günü”dür… (E. Afyoncu)

Oysa düşmanın Hicaz Demiryolu’nu tahrip etmesiyle yardımsız kaldığında dahi kutlu ordusuyla beraber çekirge yiyerek müdafaasını bırakmamıştı.

“Hicaz Demiryolu” deyip geçemeyelim değil mi? Sultan II. Abdülhamid Han’ın sadece Müslümanları dahil ettiği bu demiryolu projesi yalnızca savunma ve kalkınma tasarısı değil; mânâ ve maddesiyle İttihad-ı İslam’ın yani İslam Birliği’nin adıydı.

İslam birliğini tesis eden büyük komutanlar Celaleddin Harzemşah, Nûreddin Mahmud Zengî, Baybars ve Selâhaddîn’i Eyyûbî’yi rahmet ve minnetle yâd etmeden geçmek olmaz. Onlar çok iyi biliyorlardı ki İslam Birliği tesis edilmeden İslam Coğrafyası huzur bulmaz; Kudüs Kurtulmaz!

Şimdi hiç olmadığı kadar mahzun, mükedder, esir Kudüs bu kıvılcımın tutuşmasını bekliyor ey Müslümanlar! Sesini duyan var mı?