Bursa’da Yeşeren Bir 28 Şubat Hikâyesi
Gece, nöbetini gündüze devretmeye hazırlanırken Şehreküstü Camii’nin serin suyuyla abdest almaya başladı. Tebessüm etti aklına gelenlere… TSK’ya din işleri subayı olarak alınmış ardından “Dinci” diye atılmıştı. Ne fırtınalar kopmuş, yağmurlar biteviye yağmış; lakin elindeki dikenli dalı bir türlü ondan koparamamıştı. Hakk’ın yanında dimdik durmuştu ya varsın kazandığını sananların olsundu bu denî dünya…
Derken o sesle düşünce kuyusundan çıktı bir an. Dikkatle bakınca cami bahçesini dalgın dalgın adımlayan kişinin emekli başkomiser Hüseyin ağabey olduğunu fark etti.
-Hayırdır ağabey nedir bu halin?
-Sorma komutanım; büyük kızım ilahiyat okurken okuldan atıldı. Bu gece kızım ağladı, ben ağladım, anası ağladı. Ev oldu cenaze evi. Kızım ‘Hiçbir suçum yok; başarılıyım. Beni neden okuldan attılar?’deyip ağlıyor.” Ona verecek cevap bulamıyorum.
-“Üzülme Allah var gam yok! Elbet bir çaresi bulunur” demişti demesine ya o çareyi nasıl bulacaktı? Müslüman bir ülkede sadece başörtülü olduğu için bir genç kız üniversiteden atılıyordu. Yalnız o mu; öğretmenler, eşi başörtülü olan askerler, memurlar, hatta hastalar kamudan uzaklaştırılıyordu… Bu ne yaman bir demdi böyle…
***
Eve döndü. Gözünü uyku tutmuyordu artık. Çarenin peşine düşmüştü düşünceler. “Biz askerler aramızda nasıl her durumda teşkilatlanabiliyorsak başörtülü hoca ve talebeleri de pekâlâ bir araya getirebiliriz Arif!” dedi biri. İşte aradığı cevap.
Kaybedecek vakit yoktu. Alev her yanı sarmıştı. Bir an evvel yola koyulmalı, yanan yüreklere su taşınmalıydı.
Sabahı zor etti.
***
Haber saldı arkadaşlarına:
“ Başörtülü olduğu için gerek imam hatip öğrencisi gerek ilahiyat öğrencisi yahut üniversitelerin herhangi bölümünde okurken okulundan edilmiş, öğretmen olduğu halde mesleğinden men edilmiş bayan arkadaşları pazartesi günü İsmail Hakkı Bursevî Kuran Kursu’na bekliyoruz.”
***
Pazartesi. “On, on beş kişi ancak gelmiştir” diye geçirdi içinden. Kur’an Kursunun yanındaki üç katlı binaya doğru ilerlerken. İçeri girdi. Birinci kata baktı; tamamen doluydu. İkinci ve üçüncü kat hepsi dolup taşmıştı. Gözlerine inanamadı. On kişi beklerken yüzlerce kişi binayı doldurmuştu. Madem geldilerse onlara bir ufuk çizmeliydi ivedilikle.
Ümitleri yerle yeksan olmuş nazarlara dönüp:
“Arkadaşlar! Öğretmenlik yapacak kişiler için okul tabelasına ihtiyacımız yok! Siz eğitime gönül verdiyseniz bunu her yerde icra edebilirsiniz! Burada bir okulda eğitim verir gibi talebelere ders vereceksiniz.”
Yürek yeşerten damlalar dökülüyordu âdeta; gayrete âşık kader yeniden yazılıyordu…
***
Aradıklarını bulmanın sevinciyle, üniversite imtihanlarına öğrencileri hazırlamak üzere fizik, kimya, matematik, edebiyat, tarih bölümü hocaları; zümre zümre bir araya gelmeye başladı. Klasik öğretmenliğin ötesinde yeni bir motivasyonla derslerin uzmanı kişiler tarafından “Soru nedir? Soru nasıl hazırlanır?” seminerine tâbi tutuldular.
İmam - Hatip Okulundaki öğrenciler de hem maddi gerekçeler hem başörtülü olarak gittiklerinde sistem dershaneleri kapattığı için dershanelere gidemiyorlardı.
Gazcılar Mahellesi’ndeki Anadolu Gençlik Derneği’nin binasında beş derslik oluşturup öğrencilerle temas kuruldu. “Kursa gidecek öğrencilere derslerinin bitimini müteakip ve hafta sonu burada ders yapılacak!” diye duyuruldu.
Böylece başörtülülerin serbestçe ders işleyebilecekleri bir okul kurulmuştu.
Bu defa büyük bir umut ve heyecanla yeni bir pazartesi sabahına uyandı hoca ve talebeler.
Ahh o ne muhteşem bir görüntüydü öyle!
O okulundan uzaklaştırılmış hocaların yeniden öğretmenlik yapacakları öğrencilerle buluşma görüntüsü neye benziyordu biliyor musunuz?
Yaylacılık yapanlar bilir; koyun ve kuzuların sabahları buluşma anlardı vardır. İşte hocalar talebeleriyle öyle bir sevgi seliyle kavuşuyordu birbirlerine. Kelimeler kifayetsiz kalıyordu bu manzara karşısında.
Gözleri yaşla onları seyreden Arif Çelenk’in boğazı düğüm düğümdü…
Not: Bu hikâye 28 Şubat döneminde Bursa’da Arif Çelenk öncülüğünde kurulan 28 Şubat Platformu serüvenini anlatmaktadır.