İrticacı Özkök, nereden cesaret buluyor?
28 Şubat dönemi hatta daha evvelinde bu söz meşhurdu; "İrtica, irticacı..."
Elbette muhafazakar ve mütedeyyin vatandaşlar için, devletin laik ve çağdaş! Vesayet erklerine ihbar niteliğinde kullanılan bir kelimeydi.
Türkçe de "Gerici, geriye dönüş, geriye götürme" manası taşıyan irticacı sıfatını ben de bugün Ertuğrul Özkök için kullanıyorum.
Nedenine gelince; Geçtiğimiz gün bir kanala verdiği röportajda sayın Cumhurbaşkanımız ile ilgili sarfettiği sözler yenilir yutulur şeyler değil!
12 seçim kazanmış ve halkın oyu ve iradesiyle Cumhurbaşkanı olan, darbelerle yüzleşmiş ve halkın iradesinden güç alarak darbeleri mağlup etmiş bir lideri İspanya'nın geçmiş diktatörü Franco'ya benzetmek, bir diktatör ile aynı cümle de ismini telaffuz etmek tam olarak meczupluktur, irticacılıktır!
28 Şubat döneminde mütedeyyinlere savaş açan Hürriyet Gazetesinde genel yayın yönetmeni olduğu dönemde uyguladığı gazete yayın politikası ve yazdığı köşe yazılarıyla namaz kılan insanları dahi hedef alan, dönemin darbecilerine methiyeler düzen Özkök, neden bugün böyle bir konuşma yapma ihtiyacı hissetti?
Emekli olduğundan bu yana hiç sesi çıkmayan Özkök'e cesaret veren siyasi gelişmeler mi yaşanıyor?
Bir tahminde bulunayım; Özgür Özel ve ekibinin kurduğu Yeni Parti, sanırım Özkök'ü heyecanlandırdı.
Eski Türkiye özlemini depreştirmiş olabilir. Ancak çok güvendiği Yeni Parti'nin anketlerde çıkan oy oranı en fazla %12.5...
Ben bu kadar oy alacağını da düşünmüyorum ama 80 küsur yaşına gelmiş Özkök'ün yaşının hatırına öyle olsun diyelim..
Ne olacak yani bu oy oranıyla eski Türkiye'yi mi hortlatacaksınız?
Eski Türkiye'ye rücu etme arzusu cesaretlendirmiş olabilir sayın Özkök'ü.
Aslında tek cesaretlenen ve eski Türkiye'yi hararetle arzulayan sadece Özkök değil!
Yurtdışına kaçan Fetöcü teröristlerden Emre Uslu ve Tarık Toros gibi isimlerde açıkça Yeni Parti'yi desteklediklerini söylediler. Hatta Yeni Parti bizim partimiz diye açık açık beyanda bulundular.
Aslında meselenin kökünde yatan sorun "Cezasızlık algısıdır"
Ertuğrul Özkök, nüfuzlu ve kudretli olduğu dönemde darbecilere verdiği desteğin, yaptığı manipülatif haberlerin ve yazıların hesabını verseydi bu gün böyle konuşamazdı.
Devletin yargı organları bunun hesabını sormalılardı.
Yaptığı yalan ve kışkırtma haberlerle Ahmet Kaya'yı, vatanından uzakta yaşamak zorunda bırakan ve orada ölmesinin sorumlusu olan Özkök'ten hukuki olarak hesap soruldu mu, hayır!
Ancak, bu irticacı zihniyet zaten vicdanlarda mahkum edildi! Edildi ki; Halk 24 yıldan bu yana Tayyip Erdoğan'ın etrafında kenetlendi ve asla yalnız bırakmadı.
1998 yılında Özkök'ün Genel Yayın Yönetmeni olduğu Hürriyet gazetesi benim için şöyle bir haber yapmıştı: "Tahrikçi radyocu tutuklandı!"
Evet o dönem bir radyo da Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yapıyordum ve yaptığım bir konuşmada "Başörtülülerde üniversitelere ve ordu evlerine girebilmeliler" dediğim için, sadece bunu söylediğim için tutuklanmış, aylarca hapis yatmış ve dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanmıştım.
Ve Özkök'ün Hürriyet'i mal bulmuş magribi edasıyla haberi adeta coşarak vermişti...
Özkök ve muadillerinin basın özgürlüğünden hatta evrensel insan hak ve hürriyetlerinden anladığı şey sadece kendilerine özgürlüktür.
Onların istediği gibi düşüneceksin, istediği gibi giyineceksin, ne emrederlerse yapacaksın!
Hatta o dönem Hürriyet'te yazan mürtecinin birisi başörtülü bacıların namusuna dil uzatarak "Fahişe" bile demişti.
Rahmetli Hasan Karakaya abimiz gereken cevabı vermişti gerçi ama hukuki olarak hiç birinden hesap sorulmadı zira o dönem yargı da bir vesayet unsuruydu ve adalet esaslarına göre değil, içerisine sızmış Fetöcüler marifetiyle laikçi zihniyetin esaslarına göre hareket ediyordu.
Şimdi soralım diktatör kim!
24 yıldan bu yana bu ülkeyi hiç olmadığı kadar adil ve özgürlükler içinde yöneten Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan'a diktatör demek için ya ahmak ya da alçak olmak gerekir vesselam...