Rusya-Ukrayna Savaşında Kuzey Kırım’daki Kırım Türklerinin yaşam savaşı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Kırım’ın güncel demografi haritasına bakıldığında, Kırım Türklerinin her zaman yarımadanın kuzeyinde yerleştikleri düşünülebilir. Ancak durum böyle değildir.

1944 sürgününden önce Kırım Tatar Türklerinin büyük bir kısmı Kırım'ın merkezinde, dağ eteklerinde ve özellikle Güney Kıyısı'nda (Yalıboyu) yaşamaktaydı. Aluşta’dan Yalta’ya kadar uzanan Güney Kıyısı, yüzyıllar boyunca Kırım Türklerinin yaşamının ve kültürünün en önemli merkezlerinden biri olmuştu.

Sürgünden dönen insanlar tam da buraya, ata topraklarına dönmenin hayalini kuruyorlardı. Fakat karşılaştıkları gerçeklik bambaşka oldu.

Kağıt üzerinde Sovyet ve ardından Ukrayna yasaları, Kırım Tatarlarının Kırım’ın Güney Kıyısı'nda yaşamasını yasaklamıyordu. Ama uygulamada, eve dönüş yolu idari engellerle doluydu.

Yarımadaya geri dönenler yıllarca ikamet kaydı (propiska) alamama, belge işlemlerinde zorluklar, konut bulamama ve arsa edinememe gibi sorunlarla karşılaştılar. 

Fotoğraf: Zarema Yalıboylu

Yerel yönetimler, toprağın en pahalı olduğu bu bölgede yeni Kırım Tatar yerleşimlerinin kurulmasına her zaman direnç gösterdi.

Aynı dönemde, SSCB'nin diğer bölgelerinden veya Ukrayna ana kıtasından Kırım'a yapılan başka uyruklu kişilerin sivil göçleri mümkündü. SSCB’nin herhangi bir vatandaşı Kırım Türkleri için uygulanan bu özel engellerle karşılaşmıyordu. 

Yarım asırlık sürgünün ardından evsiz ve mülksüz dönen soydaşlarımız adeta sistemin dışında bırakıldı. Bu nedenle, idari engeller en çok onları vurdu.

Yasal yollar yıllarca hiçbir sonuç vermeyince, binlerce aile çaresizce boş arazileri kendi imkanlarıyla sahiplenmeye (toprak zaptı - samozahvat) ve buralara evler inşa etmeye başladı. Bu eylemler yasaları çiğneme niyetinden ziyade, ata topraklarına geri dönme hakkını fiilen hayata geçirmek için verilen umutsuz bir mücadeleydi.

Bunun bedeli ise çok ağır oldu.

Bu mücadelenin en bilinen sembolü, 1992 sonbaharında Kızıltaş (Krasnıy Ray) kasabasında yaşanan olaylardı. 

Düzenlenen sert güvenlik operasyonunda Kırım Türklerinin yeni inşa ettiği evler devlet tarafınca yıkıldı, onlarca kişi ağır yaralandı ve onlarcası gözaltına alındı. 

Bu olaylar kitlesel protestoları tetikleyerek vatana dönüş tarihinin en acı sayfalarından biri olarak hafızalara kazındı.

Nihayetinde on binlerce aile, anne babalarının, dedelerinin yaşadığı yerlerde yaşama hayalinden vazgeçmek zorunda kaldı.

Sonuç olarak izin verilen, yerleşebildikleri yerlere yerleştiler.

Kırım'ın kuzeyinde büyük Kırım Tatar topluluklarının oluşması işte bu şekilde gerçekleşti.

İşte aşağıdaki Kırım’ın demografik tarihi, günümüzdeki demografi yapıyı en iyi şekilde anlatıyor:

1783 (Rus İlhakı): Kırım Tatar Türkleri yarımada nüfusunun %98’ini oluşturuyordu.

1873: Sömürgeci politikalar ve büyük göç dalgalarıyla bu oran %36’ya geriledi.

1944 (Sürgün Öncesi): Nüfustaki payları %19,4’e düştü. Sürgünle birlikte yarımada yerli halkından tamamen mahrum bırakıldı.

1989: Kitlesel geri dönüşün başında oran sadece %1,6 civarındaydı.

2001 (Ukrayna Sayımı): Nüfustaki payları ancak %12,1’e (243.433 kişi) ulaşabildi.

Kırım Türkleri, yarım asra rağmen ne eski nüfusuna ne de tarihi coğrafyasına kavuşabildi. 

Resmi verilere göre Kırım Tatarları kuzey bölgelerinde yoğunlaştı.

Kitlesel dönüş 1980’lerin sonunda başlasa da, Kırım'ın bağımsız Ukrayna sınırları içinde kaldığı süre boyunca devlet yalnızca tek bir genel nüfus sayımı gerçekleştirdi. O da 2001 yılındaydı. 

2001 verilerine göre Kırım Tatarları, 243.433 kişiyle Kırım nüfusunun yaklaşık %12'sini oluşturuyordu. 

Son kabul edilen verilere göre Kırım’ın Kuzeyinde ikamet eden Kırım Tatarlarının sayıları şu tabloyu ortaya çıkıyor:

 Canköy bölgesi - %20–22

 Krasnoperekopsk (Yañı Qapu) bölgesi - %15–16

 Pervomayskoye (Curçı) bölgesi - %14–16

 Rozdolnoye (Akşeyh) bölgesi - %10–12 oranına ulaştılar.

Kuzey Kırım’da yaşayan her yedi kişiden biri Kırım Türkü oldu. Ancak bu insanlar oraya kendi istekleriyle değil, sürgün dönüşü öz ata-dede topraklarına sokulmadıkları için yerleşti.

Süregelen savaşın insani ve altyapısal sonuçlarını en ağır hissedenler yine bu kuzeydeki soydaşlarımızdır. İşte bu durum, tarihin en acı ironilerinden biridir.

Bugün Kırım'ın kuzeyinde yaşayan yaklaşık 40 bin Kırım Tatar Türkü, iki haftayı aşkın süredir devam eden ve artık felaket boyutuna ulaşan bir insani krizin tam merkezindedir.

Rusya'nın 2014'teki işgaliyle başlayan süreç, bugün Ukrayna’nın Kırım’ı geri almak için düzenlediği enerji operasyonlarının gölgesinde kalmıştır. 

Enerji tesislerine yönelik saldırılar sonucu elektrik şebekesinin tamamen çökmesi bölgeyi sadece karanlığa boğmakla kalmadı. Su istasyonlarının durmasıyla on binlerce insan en temel hak olan temiz içme suyundan mahrum kaldı.

Haftalardır musluklarından tek damla su akmayan, gıda saklama imkanını yitiren ve fahiş fiyatlar ile boşalan market rafları arasında sıkışan soydaşlarımız sivil yardımlara muhtaçtır. 

Yarım asırlık sürgünün ardından bin bir zorlukla sığındıkları bu topraklarda bugün ne su ne elektrik ne de yarınlarına dair bir güvence kalmıştır.

Kırım Türkleri bir kez daha iki büyük gücün jeopolitik hesaplaşmasının tam ortasında, susuzluk ve karanlıkla baş başa bırakılmıştır. 

Ve ne yazık ki bu savaş, onların haklarını ve kimliklerini iade etmek için değil.

Kadim bir halkın geride kalan son sığınağını da başına yıkacak bir insani felaketin habercisidir.