TÜRKİYE JEOPOLİTİK GÜCÜN KAZANIMLARIYLA KAÇ YILDA DÖNÜŞÜM GÖSTERECEK
Herkes NATO Zirvesi'nde hangi liderin kiminle tokalaştığına, hangi fotoğrafın servis edildiğine, hangi cümlenin kurulduğuna bakacak.
Bence yanlış yere bakıyor olurlar.
Asıl hikâye kameraların önünde değil, kapalı kapılar ardında yazılıyor.
Türkiye artık otuz yıl önceki Türkiye değil.
Eskiden masaya davet edilen ülkeydi.
Bugün ise masanın kurulabilmesi için varlığı hesaplanan ülkelerden biri.
Çünkü Karadeniz'in güvenliği konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Boğazlar konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Rusya'nın çevrelenmesi konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Doğu Akdeniz konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Suriye konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Irak konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Kafkasya konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Enerji koridorları konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Tahıl koridorları konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Göç baskısı konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Terörle mücadele konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Avrupa'nın güneydoğu savunma hattı konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Ve son olarak...
Savunma sanayii konuşulacaksa artık Türkiye sadece müşteri değil, üretici olarak masada oturuyor.
İşte bu yüzden birçok kişi NATO Zirvesi'ni yanlış okuyor.
Mesele Türkiye'nin ne isteyeceği değil.
Mesele, Türkiye'nin hangi taleplerini hangi pazarlık gücüyle masaya koyacağıdır.
Ben, kapalı kapılar ardında bu ve buna benzer sert bir yaklaşımın konuşulmasının şaşırtıcı olmayacağını söylüyorum:
"Ben Karadeniz'in yükünü taşıyorum.
Boğazları ben koruyorum.
Güney sınırında yıllardır terörle mücadeleyi ben yürütüyorum.
Milyonlarca düzensiz göçün Avrupa'ya ulaşmasını büyük ölçüde ben engelliyorum.
NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahibim.
Savunma sanayiimi her yıl büyütüyorum.
Enerji ve ticaret koridorlarının merkezindeyim.
Eğer bu ittifakın güvenliğine bu kadar katkı sağlıyorsam, güvenlik kaygılarım da aynı ciddiyetle karşılanmalıdır."
Devletlerin pazarlık mantığına baktığımızda, masaya oturan her ülke elindeki stratejik değeri en yüksek seviyede kullanmaya çalışır.
Asıl soru şu değil:
NATO Türkiye'ye ne verecek?
Asıl soru şudur:
Türkiye, elindeki jeopolitik ağırlığı önümüzdeki yıllarda hangi kazanımlara dönüştürmeye çalışacak?
Zirvenin gerçek sonucu şudur. Kameraların önündeki açıklamalarda değil, aylar sonra ortaya çıkacak kararların içinde saklı olacak.